Şimdi onu bulmak

Üçüncü eşini bulmak isteyen 78 yaşındaki yaşlı adam, duraklara ilanlar astı. Kendisine gelen 2 eş adayını beğenmeyen adam, evleneceği kadının 50 yaşın altında olmasını istiyor. Son dakika.. Kocaeli’nin Gölcük ilçesinde yaşayan 78 yaşındaki Mail Kurt, üçüncü eşini bulmak için otobüs duraklarına ilan astı. Gelen 2 adayı beğenmediğini söyleyen Kurt, evleneceğikadının 50 yaşının altında olmasını istedi. Kocaeli’nin Gölcük ilçesinde yaşayan 78 yaşındaki Mail Kurt, üçüncü eşini bulmak için otobüs duraklarına ilan astı. Gelen 2 adayı beğenmediğini söyleyen Kurt, evleneceği ... ŞİMDİ KATILIN OTURUM AÇ. Küçük Otobüs Tayo: Görevimiz Ace. 2016 7+ 48 dk. Kore Yapımı Filmler. Duri en sevdiği yarış arabasını kaybedince onu bulmak için, atılmış oyuncaklarla dolu gizemli ve sihirli bir dünyaya adım atar. Başroldekiler: Moon Nam-sook,Jeong Hye-ok,Choe Hana. Canınız neyi isterse izleyin. Şimdi onu tanımayan yok Koronavirüs kısıtlamalarının olduğu dönemde Tata, 10, 11 ve 8 yaşlarındaki üç çocuğuna bakmakla birlikte, internet üzerinden toplantılara giriyor ve ... Şimdi görenler onu tanıyamıyor . Kilosu yüzünden gelinlik için ekstra ücret istemişlerdi... Şimdi görenler onu tanıyamıyor. 08.08.2019 - 16:00 Son Güncelleme: 08.08.2019 - 16:34 ... ABD'de Mary Jane, her genç kadın gibi rüya gelinliğini bulmak umuduyla bir mağazaya girdi. Şimdi onu tanımayan yok. Delilik olarak görüyorlardı… Şimdi onu tanımayan yok ... Doğal cilt bakımı ürünlerinin formüllerini bulmak üzere kimyagerlerle çalıştı. Bunun için eski kocasıyla birlikte yaptıkları birikimleri kullandılar. Harper’a göre bu zorlu bir görevdi: “Normalde bir cilt bakım ürününün ...

DELİRİCEM VALLAHİ ARKADAŞLARIMA KOPYAMAKARNA OKUYORUM BENİ SUSTURUYORLAR

2020.09.28 18:46 Merhabalarr_AQ DELİRİCEM VALLAHİ ARKADAŞLARIMA KOPYAMAKARNA OKUYORUM BENİ SUSTURUYORLAR

ya yemin ederim deliricem ya arkadaşlarım gülsün eğlensin diye redditten komikli şeyler okuyorum ama beni susturuyorlar yeminle ne yapmamı istiyorlar anlamıyorum ki amk arkadaşlarım gülsün eğlensin diyorum ama orospu çocukları beni susturuyor. Ben de sinirlendim bir gün ahmet diye bir ibne vardı gittim annesine yapıştırdım tokadı dedi neden vuruyon dedim senin çocuğun ben kopyamakarna okurken beni susturdu sonra annesi de dedi vay amq ben bunun anasını sikerim dedi sonra gitti odassına annesini sikmeye. bi girdim odaya baktım annesi babasını sikiyor dedim vay amq yazık çocuğa. sonra , sonraki hedefim olan ta*ir diye bir ibne vardı koyuldum yola onun evine gidiyorum ama annesine bir şey yapmıyacaktım yeteri kadar anne görmüştüm. sonra gittim işte bunun evine bir baktım tahir aslında tahin miş başından beri ve mini etek giyiyormuş bizimle konuşurken. dedim çıkar şu mini eteği dedi olmaz neden dedim dedi altında elmas zırh var dedi bende dedim tmm sonra aldım o mini eteyi kendim giydim kafama sonra zem zem döktüm ve anime kızına dönüştüm ama böyle yarraklı olandan sonra yakaladığım gibi siktim bunun bilgisayarını ve kendi susturmamı kaldırdım tahini elleyemezdim sonuçta adamın elmas zırhı var mq. oradan çıktım sırada sonraki kurbanım koray vardı gittim onun evine suriyede yaşıyor hatay şehrinde. onu haklamak kolaydı. dedim rusyaya bak dedim şurada minik bir ibne var dedim bombalayın onlar da dedi işte что ты говоришь, амк курды отвали в твою страну ben de anlamadım sonra siktirdim gittim aslında kolaymış nereyi bombalayacklarını bulmak. gitti bu korayın evine duvara yazdım Мой член 20см, я трахну всех русских hemen anında bomba düştü kafasına sonra çıktım suriyeden elimde nargilemle. sıradaki kurbanım talha idi o aralarında en taktiksel oynayandı beni susturmak yerine kendini sağır etmişti. onu haklamak zamanımı alacaktı. ama almadı gittim zabıtaya dedim BU VELET HZ. MEVLANA HAZRETLERİYLE DALGA GEÇİYOR VE ALLAHA KÜFREDİYOR dedim anında tıktılar sağır topalı hapse. şimdi özgür bir şekilde kopyamakarna okuyabiliyorum ve beni kimse susturamıyor ama dinleyecek arkadaşım kalmadı. EDİT:onu da çözdüm suriye den birkaç kişi peşime takılmış hemen yazdırdım onları diskorda girdiler sunucuya dinlemeye başladılar anamıyorum ama herhalde arapça gülüyorlardırEDİT 2: طلب مني صديقي السوري أن أخبر أنا أبحث عن رجال مثليين في جميع أنحاء إزمير ، لذا دعهم يتصلون بي
submitted by Merhabalarr_AQ to kopyamakarna [link] [comments]


2020.09.24 03:21 fragmanlife menajerimi arada riza kocaoglu surprizi

Oyuncuların ve menajerlerin çektikleri sıkıntıları ve şaşaalı dünyalarını anlatan Menajerimi Ara dizisinde Rıza Kocaoğlu sürprizi diziseverleri heyecanlandırdı Oyuncuların ve onların adına iş yapan menajerlerin çektikleri sıkıntıları ve şaşaalı dünyalarını anlatan Menajerimi Ara dizisinde Rıza Kocaoğlu sürprizi dizi severleri heyecanlandırdı. her hafta ünlü birinin konuk oyuncu olarak katıldığı Menajerimi Ara henüz 3 bölüm yayınlanmasına rağmen Star Tv’nin bu sezona damga vuran dizlerinden biri olmayı başardı. Genç yönetmen Ali Bilgin’in yönettiği Menajerimi Ara’da son bölümde neler oldu? Format gereği her bölümde bir veya iki koyuncunun konuk olduğu Menajerimi Ara’nın 4. Bölümünde kimler yer alacak? Şimdi detaylar
Menajerimi Ara’da Rıza Kocaoğlu sürprizi! Salı günleri dizi severlerin merakla beklediği Menajerimi Ara dizisinde bu sefer ki sürpriz oyuncu Rıza Kocaoğlu oldu. Özellikle sihirli ekranda görev yapan oyuncuların zorlu ilişkilerini konu alan Menajerimi Ara yayınlanan üç bölümüyle ekrandaki serüveni sürdürüyor. Dizinin formatı gereği her hafta ünlü birini konuk oyuncu olarak ağırlayan ‘Menajerimi Ara’da son günlerin aranan isimlerinden Rıza Kocaoğlu konuk olacak.
Menajerimi Ara Son Bölümde Neler Yaşandı? Hayallerini peşinden giderek Antalya’dan İstanbul’a gelen Dicle, ünlü menajerlerden Kıraç’ın kızı olduğunu gizleyerek ajansta çalışmaya devam etmektedir. Ajansın oyuncularından Barış’ı bulmak için dövüşlerin yapıldığı depoya gitmek için babasının lüks arabasını alır. Arabasının aldığını fark eden Kıraç sinirlenmiştir. Bu sırada Vampir Ece kurnazca bir plan hazırlayarak Barış’ı bulmaya çalışır. Barış sorunun akıllıca çözen Dicle’ye daha zor bir görev verilir. Uzun süredir ortalıkta gözükmeyen Çağatay Ulusoy’u acil olarak bulması gerekir. Bir dedektif gibi iz süren Dicle, nihayet Çağatay’ı bulur ve onu ikna etmeyi başarır. Kıraç’ın çok sevdiği yönetmenin galası vardır ve Dicle’yi bu galaya davet eder. Beklenmedik bu hareket karşısında çok sevinen Dicle, babası Kıraç’ın onun için kurduğu plandan haberi yoktur.
Rıza Kocaoğlu Kimdir? 1979 İzmir doğumlu oyuncu Dokuz Eylül Üniversitesi Oyunculuk Bölümü mezunudur. Kariyerine Şehir Tiyatroları'nda başlayan Kocaoğlu, BKM'de ve Dot'ta çalıştı. Çağan Irmak'ın 2001 yılında yönettiği "Bana Şans Dile" adlı dizi filmiyle şöhreti yakaladı.
Rol aldığı bazı yapımlar :
2013 - Behzat Ç. Ankara Yanıyor
2012 - 2014 - Karadayı (Dizi)
2011 - 2012 - Kuzey Güney
2011 - Behzat Ç. Seni Kalbime Gömdüm
2010 - Kaybedenler Kulübü
2010 - Av Mevsimi
2010 - 2011 - Ezel (Dizi)
2010 - Elif
2009 - Başka Semtin Çocukları
2007 - Emret Komutanım: Şah Mat
2005 - Organize İşler
2004 - Ruhun Duymaz (Dizi)
2001 - Bana Şans Dile (Dizi)
Yasak Elma Fragman Bir Zamanlar Çukurova Fragman Kuruluş Osman Fragman Hercai Fragman Mucize Doktor Fragman Çukur Fragman Kuzey Yıldızı Fragman Yeni Fragmanlar Sesli Chat Benim Adım Melek Fragman Arka Sokaklar Fragman Sefirin Kızı Fragman Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz Fragman Baraj Fragman Ramo Fragman Doğduğun Ev Kaderindir Fragman Babil Fragman Zümrüdüanka Fragman Savaşçı Fragman Survivor Fragman Bay Yanlış Fragman Sen Çal Kapımı Fragman İyi Günde Kötü Günde Fragman Arıza Fragman Menajerimi Ara Fragman
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2020.09.03 21:15 Sunuyemre Geçen gün attığım kitabı devam ettirdim alın bu da 2. bölüm

Mert eve gitmek için ana caddeden geçip ara sokaklardan girdi.Mertin evin bulunduğu caddeye girdiğinde birini gördü.Adam tuhaftı.Dikkat çekici olduğu söylenebilirdi.Kafasında siyah şeritli kahverengi bir fötr şapka vardı.Uzun açık kahverengi bir de kaban giymişti üstüne.Beyaz tenliydi ve saçları gözükmüyordu.Burnu gayet düzgün bir erkek burnuydu.Ağzı biraz küçüktü.En azından o mesafeden öyle görünüyordu.Mert adamın hafif çekik mavi gözlerini görünce tanır gibi oldu adamı.Biraz düşündü ve adamı hatırladı.Fakat burda ne işi vardı onu daha önce buralarda hiç görmemişti.Mert adamı ortaokul günlerinden hatırlıyordu.Mertin Cemden daha çok nefret ettiği biri varsa o da oydu.Kendisine “Cücük” lakabını takan adamın adı Yükseldi.Yüksel Merte hep cücükderdi.Mert bundan hoşlanmazdı.O da hoşlanmadığı için yapardı zaten.Mert ortasınıf yıllarında çok fazla zorbalığa uğremıştı.Bu zorbalığın en büyük payı Yükseldeydi.Bir keresinde sırf şaka olsun diye Merti herkesin önünde çöpün içine atmıştı.Mert yine sinirlenmiş ve ona vurmuştu fakat Yüksel bu darbelere gülerek karşılık veriyordu çünkü Mertin deli gücü bile ona etki edemeyecek kadar güçsüzdü.Mert çok fazla ağlayan biri değildi fakat o gün sinirden ağlamıştı ve hocaları da ona kızmıştı.Çoğu zaman böyle zorbalıklarala geçmişti Mertin ortaokul yılları fakat Yükselin okuldan ayrılacağı günden bir gün önce çok kötü bir şey olmuştu.Mert sınıfta tek başına sırasında otururken Yüksel sınıftan içeri girdi.Yüksel Mertin yanına gitti ve cebinden bir bıçak çıkardı ve Merte uzattı ve şöyle dedi:
-Hey cücük!Eğer azıcık cesaretin varsa bu bıçağı elinde bi kaç tur döndür.Eğer başarırsan sana 20 lira veririm.
Mert ilk başta biraz çekindi ama her insan gibi Mert de parayı severdi.Alt tarafı bir bıçaktı birine girse bile pek bir şey olmaz diye düşündü.Ayrıca döndürmesi kolay bir bıçağa benziyordu.Bıçağı eline aldı.Biraz döndürmeye başladı fakat bir terslik vardı.Bıçağın sol tarafının üstünde sıkıca sürülmüş bir japon yapıştırıcısı olduğunu fark etti.Yükselin neden sadece bıçağın sağ tarafından tuttuğunu şimdi anlamıştı.Yüksele sordu:
+Neden böyle bir şey yaptın?
-Ne yapmışım?
+Aptala yatma.Bıçağa yapıştırıcı sürmüşsün.
-Aa evet.Hay Allah ya unutmuşum.Gel çıkartalım.
Yüksel bıçağın ve Mertin eline biraz su döktü.Kazıdılar ve bıçak çıktı.Yüksel,Mertten bıçağı tekrar aynı şekilde döndürmesini istedi.Bu istekten sonra Mertin içinde çizgiler dönmeye başladı.Kalın,yamuk,çarpık çizgiler hepsi teker teker beynine saplanmaya başlamıştı.Çünkü onunla yine alay ediyordu.Sinirden ne yapacağını şaşırmıştı.
+Ne diyorsun ulan sen?Al bıçağını da yürü git yanımdan.
Fakat Yüksel ısrarla bıçağı uzatmaya devam ediyordu.Fakat en son Yüksel de gülerek.
-Siktirgit korkak herif!Uğraşmaya değmezsin.
Tam o sırada Mertin tüm vücudundaki damarlar hızlı hızlı atmaya başladı.Bir hışımla bıçağı savurdu ve Yükselin kolunda bir çizik belirdi.Kanlar bir anda akmaya başladı.Yüksel yapmacık bir bağırmayla tüm okulu inletti.Yüksel her gün koluna jilet atıyordu zaten alışmıştı böyle bir şeye.Evet tabi ki aniden olmasından ötürü ufak bir çığlık atması normaldi fakat Yüksel çok abartmıştı.”AAAAAH KOLUM,ÖLECEĞİM SANIRIM,MERT BENİ ÖLDÜRECEK YARDIM EDİN AHHH.”Yapmacık çığlığı hocalar ve diğer öğrenciler sınıfa girene kadar devam etti.Hocalar hemen Yüksele ilk yardım yapmaya başlamıştı.Hocalar Merti müdürün odasına aldılar ve onunla konşmaya başladılar.Müdür:
-Vay be Mert!Demek sabahtan beridir gelen bıçak haberlerinin kahramanı sendin.Senden birine vurmanı beklerdim de okula böyle bir bıçak getirmeni hiç beklemezdim!
+Ama hocam bıçağı ben getirmedim ki!
-Kim getirdi o zaman?
+Yüksel getirdi.Beni kışkırttı ben de ani bir sinirle bıçağı savurdum.
-Bir de mazeret mi buluyorsun yaptığına?Ulan çocuk ölebilirdi!Hala çocuğun üstüne iftira atıyorsun.Son günü diye eski olayların intikamını mı almak istedin?Oğlum film mi çekiyoruz ulan burda?Bunların hepsi kaydına geçecek.Velinle görüşüp okuldan atılacaksın!
Ama der gibi oldu bir an Mert.Sonra vazgeçti.İçinde bir umursamazlık vardı.Okulu da geleceğini de boşvermişti.Çünkü artık bıkmıştı tüm saçmalıklardan.Gelcekte kazanacağı 3 kuruş para için değer miydi bunlara?2 kuruş kazanırdı biraz fazla çalışırdı da bu saçmalıkları çekmezdi.En azından buna değer diye düşünüp itiraz etmedi.Kaderini kabul etti.Muhtemelen olayda haklı olan kendisiydi çünkü Yüksel son gününde neden böyle bir şey yapsın?Tabi ki kendi eğlencesi için!Kendi eğlencesi için canını ortaya koymak.Sevmediği birini okuldan attırmak için dolaplar çevirmek.Bu Yüksel de deli miydi be?Neden böyle bir işe girmişti?Nerden geliyordu bu nefret diye merak ettmişti Mert.Belki de kişisel bir şey değildi.Belki de bunu yapmayı seviyordu Yüksel.Hiç soramadı çünkü o günden sonra Yükseli hiç görmedi.Bugüne kadar görmemişti yani.Peki neden bugün buradaydı diye sordu içine Mert.Evine gitmek için karşıdan karşıya geçti.Apartmandan içeri girdi.Merdivenleri tak tak çıktı.Önce kapıyı vurdu.Anahtarı vardı fakat annesinin hareket etmesini istiyordu.Hareket etmek insan vücudu için özellikle yaşlılar için sağlık bir şeydi.Annesi kapıyı açmayınca ne oluyor diye düşündü.Anahtarı cebinden çıkardı kapıyı açtı ve yavaşça içeri girdi.Mutfağa girdiğinde ise ağlayacak gibi oldu.Tüm oda kanla kaplıydı.Mert hafif bağırarak “Hassiktir ulan ne oluyor?”dedi.Rüya mı diye düşündü bir an.Çünkü rüyalarına çok benziyordu.Fakat bu tamamen gerçekti.Kafasını duvarlara vurmaya başladı.Annesi yerde kanlar içinde öylece yatıyordu.Yüzü yukarı bakıyordu.Karnından defalarca bıçaklanmıştı annesi.Gözleri hafif açıktı.Sanki Merte bakarak geç kaldın diyordu.Mertin gözlerinden hafif hafif göz yaşları akmaya başladı.Hala neler olduğunu anlayamamıştı ki aklına birden Yüksel geldi.Kendi apartmanlarından çıkmıştı.Yani öyle olmalıydı gidiş yönü bunu doğruluyordu.Kapıyı çalmıştı,annesine kendisini tanıtmıştı ve sonra…Aklı almıyordu Mertin.Bir insan neden böyle bir şey yapardı?Nerden geliyordu bu nefret?Pencerenin yanına gitti tüm yolu taradı fakat ne Yükseli gördü ne de farklı bir ipucu.İpucu aramıyordu zaten gözleri sadece Yükseli arıyordu.Annesinin yanına yaklaşamıyordu.Hem kan kokusu hem de onu öyle görmek engelliyordu kendisini.Mutfağın diğer taraflarına bakmaya karar verdi.Katilin kullandığı bıçak ortalarda gözükmüyordu fakat gözüne bir kitap ilişti.Bu onun okul fotoğraflarının olduğu kitaptı.Orada olmaması gerekiyordu bu kitiabın.Normalde hep kendi yatağının baş ucundaki çekmecede olurdu.Kitabı açtı.İlk sayfasına baktı.Sayfada “NABER CÜCÜK?”yazıyordu.Okuduğu anda her zamanki sinirlerinden biri yine kapıya dayandı.kitabı fırlattı.Yeri yumruklamaya başladı.Ağzından tek kelime çıkıyordu.”NEDEN?”Bu kelimeyi tekrarlayarak ağlayıp 1 2 dakika boyunca yerde kaldı.Yavaşça sinirini attığını düşününce kalktı ve olabildiğince soğukkanlı bir şekilde kitabı tekrar açtı.Sayfaları geçti ve son sayfada duraksadı.Sayfada Mertin tüm sınıfıyla birlikte çekilmiş bir fotoğrafı vardı.Bir kızın suratının üstünde çarpı işareti vardı.İlk görüşte anlaşılıyordu ki annesinin kanıyla çizilmişti bu işaret.Çok büyük küfürler etti Yüksele.Bu kız onun ortaokuldan sevdiği kızdı.Ona o sıralar o kadar bağlanmıştı ki onun için 6-7 tane şiir yazmıştı.Hatta bir keresinde şarkı bile yazmaya çalışmıştı.Hiçbirinde başarılı olamamıştı.Yazma konusunda yeteneksiz birisiydi Mert.Peki bunu Yüksel nerden biliyordu?Yani neden onun suratına bir çarpı çizmişti?Bu aşkı sadece Mertin annesi biliyordu.Bir an annesini öldürmeden önce annesiyle muhabbet ettiğini sorguladı.Bu mümkündü.Mertin miğdesi bulanmya başladı.Lavaboyu kullandı.Sonra her ihtimale karşı evde bulundurduğu babasının eski tabancasını beline taktı ve hiçbir yere bakmadan evden kendini attı.Artık aklına takmıştı.Yüksel ölmeliydi.Polisi bu işe karıştırmayacaktı.Muhtemelen komşular kokuyu alıp polisi arayacaktı ve belki de kendisini suçlu olarak görecekti herkes.Peki bu umrunda mıydı Mertin.Gidip Yükselin karnına şarjörde bir mermi kalana kadar sıkacaktı ve belki de o mermiyle kendini vuracaktı.Apartmandan çıktı.Allahtan tanıdık biriyle karşılaşmamıştı zira bununla uğraşacak hali vakti yerinde değildi. İlk başta Yükseli nerde bulabileceğini düşündü.Onu hemen bulmalıydı.Nereye gidebileceğini düşündü.7. sınıfta okulun yakınında bir bar vardı.Yüksel hep oraya girmek isterdi okul çıkışlarında.Mertin gözlemlerine göre böyleydi.Ama bugün onu burada bulabilmesini imkansız diye düşündü.Yine de o bara gitmeye karar verdi.Gideyim de sonrası gelir diye düşündü.Çıkmadan önce tüm parasını almıştı.Evlerinde bir bilezik de vardı fakat onu bulamamıştı.Muhtemelen Yüksel çalmıştır diye düşünmüş ve umarsızlıkla geride bırakmıştı.Otobüse bindi.Bara 2 sokak uzaklıkta olan kafenin önünde durdu.Kafasını etrafa çevirmeden direkt bara yöneldi.İçeri girdi.Klasik,barmenin yanına gitti bir bira istedi.Birayı normalde seven biri değildi fakat bara gelmişti.Bir şeyler içmesi gerekiyordu.Kafasını dağıtır diye almıştı birayı.Bir kaç yudum aldı ve ilk birasın bitirmiş oldu.Barmenle konuşmaya karar verdi.
-Birader buralara takılan yüksel adında mavi gözlü birini tanıyor musun?
Hayır diye karşılık verdi.
+Buraya gelen çok az kişiyle tanışırım.Gelmişse bile bilemem.
Mert teşekkür etti ve etrafına bakınmaya başladı.Bir umut bakıyordu.İçinde bulacakmış gibi bir his vardı.Etrafına bakarken birini farketti ve ona dikkatlice bakmaya başladı.Kız da onun tarafına bakıyordu.Normal olarak fark etti ve gözlerinin içine bakarak gülümsedi.Mertin kalbi resmen o anda uçtu gitti.Bu kızı tanıyordu.Kız da onu tanıyordu muhtemelen.Çünkü ona doğru yürümeye başlamıştı bile.Bu kız onun geçmişteki platoniği,kendisi için şiirler yazmaya çalıştığı ve başaramadığı kızdı.Bu kız nasıl oradaydı.Ne kadar da garip bir gün diye geçirdi içinden Mert.Mert de kıza bakarak gülümsedi.Kızın adı Suna idi.
-Meraba.Seni bir yerden tanıyorum da tam çıkaramadım.Acaba sen beni tanıyabildin mi?Çünkü biraz öyle bakıyorsun da.
+Merabalar Suna Su Hanım diyerek gülümsedi Mert.
Ortaokul zamanlarında bu kıza Suna Su derdi.Bu onun için cesaret isteyen bir davranıştı.Bir kaç kez söylemişti bunu ona.Sunanın da hoşuna gitmiş gibiydi.Bu lakabı bir şiirden almıştı Mert.
Suna biraz düşündü ve tekrar gülümsedi.
-Aaa Mert.Mertdi değil mi?
Mert onayladı.O an her şeyi unutmuş gibiydi.Çok mutlu olmuştu.Ne annesi,ne Yüksel…Hepsi aklından uçup gitmişti.Sohbete başladılar.
-Nerelerdesin uzun zamandır.Neler yaptın ne işle uğraşırsın nerde yaşarsın merak ettim.
Mert işten ayrıldığından vs. bahsetti.Hoş sohbetten sonra Mertin aklına Yükseli sormak geldi.Zamanında pek büyük olmasa da Suna ile Yükselin arasında bir arkadaşlık ilişkisin vardı.Sevgili değillerdi.Eğer olsalardı illa ki duyardı.Okulda konuşlurdu.Duymasa bile Mertin gözlemlerine göre aralarında böyle bir ilişki yoktu.Mert,Suna’ya olaylar hakkında bahsetmeden Yükseli sormuştu.
-Yüksel mi?Hayır okuldan sonra hiç görmedim onu.Neden sordun ki?
+Bilmem.Öylesine meraktan sordum.
-Şimdi boşver Yükseli falan.Bir telefon numaranı ver de daha sonra tekrar haberleşebilelim.Zamanında senle arkadaş olmak istemiştim faka dersler vs. yüzünden bir fırsat bulamadım.Zaten sen de pek arkadaş canlısı biri değildin.
Gülümsedi Mert..Sunanın kendisine karşı bir şeyler hissettiğini sezmişti.Mert çirkin biri değildi.Yani Suna sadece bahane olarak seni birine benzettim demiş olabilirdi.Kimin umrunda ki?Onu seviyordu.Konuşma boyunca ikisi de hep gülmüştü.
-Yarın tekrar buluşalım mı?
+Olur.Yarın saat 2de 2 sokak ötede BEY KAFE var biliyor musun?
-Evet.O zaman önünde buluşuruz.
Suna Merti dudağından öptü ve ayrıldı.Bu Mertin çok hoşuna gitmişti fakat bir gariplik vardı.Bu kadar çabuk muydu?Zamanında günlerce bunun hayalini kurmuştu.O zamanlar dersler mi bunu engellemişti?Kafası karışmıştı Mertin.Ama bazen fazla kurcalamamak en iyisi diye düşünürdü Mert.O kadar da akla takılacak bir konu değildi zaten.Kendi paranoyası diye düşündü ve bir otel bulmak için yola çıktı.Çoktan bildiği bir otel vardı.İSTAN OTEL.Oraya gitmek için yola koyuldu.Bir ara sokağa girdi ve bir olaya şahit oldu.Bir adam yolda yürüyordu ve bir kediyi gördü.Adam çöpün kenarına geçip kedinin olduğu yere kusmaya başladı.Kedi o taraftan kalkıp başka bir köşeye çekildi.Adam kusmasını bitirip kediye bakarak gülmeye başladı.Bu sırada Mert adamı tanıdı.Bu komşusu Cemdi.İzlemeye devam etti.Cem bir garip gözüküyordu.Sarhoş olabilirdi.Cem kedinin olduğu köşeye gitti,fermuarını çıkardı ve kedinin üstüne işemeye başladı.Cem sanki bundan zevk alıyordu.Kedi sinirlenmiş olmalı ki Ceme saldırdı.Cem sinirlendi ve kediyi bir tekmeyle yere serdi.Kediye defalarca vurup ölmesine neden oldu.Mert yine sinirlenmişti fakat bu sefer daha soğuk kanlıydı.Cemin arkasından yavaşça yaklaştı.Silahını çıkardı ve Cemin kafasına dayadı.Sesini kalınlaştırarak:
-Sakın tek kelime etme.Sadece dediklerimi yapacaksın.
+Sen kimsin be?
Mert,Cemin silahı fark etmesi için tetiği çekti.
-Bir daha kelime etme şimdi bu kusmuğu yalamaya başla.
Cem korkmuştu:
+Ama..
-Kapa çeneni sadece dediğimi yap.
Cem korkarak kusmuğu yalamaya başladı.
-Şimdi de yaptığın çişi yala bakalım.
+Lütfen bırak gid…
-Sus dedim sadece dediğimi yap.
Cem tanıyamadığı adamın dediğini yaptı.
-Şimdi de kediyi öpüp özür dile.
+Bunları sadece kediye vurduğum için mi yapıyorsun.O bana vumruştu ne yapabilirdim?
Mert bunu susturmadı ve susturmadığına pişman oldu.Bir hışımla ensesine silahın kabzasını vurdu,defalarca yüzünü yumrukladı ve hızını alamayıp Cemi boğmaya başladı.Başarmıştı.Cem ölmüştü.Bugüne kadar kapıldığı kıskançlığı hatırladı ve yüzünde bir gülümseme belirdi.Cemin yüzüne tükürdü.Evet.Artık o da bir kanunsuz olmuştu.Söz sahibi insanların koyduğu,sözde,toplumun uyum içinde işlemesini sağlayan kuralları çiğnemişti.Bugüne kadar hep şöyle düşünmüştü:Eğer birileri böyle kurallar koyduysa bir bildikleri vardır.Evet bir bildikleri vardı.Kendileri için bir bildikleri vardı tabiki de.Diğer insanların hergün neler yaşadığı hakkında bir fikirleri,bir bildikleri yoktu.Dünyadan çok uzakta yaşıyorlardı.Gerçek dünyadan.Aslında biliyorlardı kendilerinin görmediği dünyada neler olduğunu.Ama kimin umrundaki?Cebime vurunca bacağımın sesi değil de paramın sesi duyuluyor diyip mışıl mışıl uyuyorlardı yataklarında.Olan yine bunları kabul eden ve kuralları koyanların yanına giremeyen insanlarda oluşuyordu.Garip olan şuydu ki o insanlar da hiçbir şey yapmıyordu.Bazıları çaresiz kabul ediyordu.Bazıları ise üst kısma aşkla bakıyorlardı.Çünkü onların savunduğu şeyleri savunuyolardı.Benim dinimi savundu.Benim ülkemden olmayanları o da sevmiyor ben de demek ki o benim yanımda.Fakat böyle olmuyordu.O hep kendi keyfinin tarafındaydı.Paranın tarafındaydı.Mert Cemin işini çaldığını hatırladı ve baş ucuna 5 lira atıp otele doğru yol aldı fakat önce bir camiiden içeri girip ellerini yıkadı.
submitted by Sunuyemre to KGBTR [link] [comments]


2020.08.19 02:40 karanotlar Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) – Gustav Landauer – 12

Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) – Gustav Landauer – 12

https://preview.redd.it/bwzck3g5uuh51.png?width=854&format=png&auto=webp&s=1fafe6187a0c586b939eb4c4a049739b01cd5096

Marksizm

7.1

İçinde bulunduğumuz zaman Proudhon’un 1848’de tarif ettiğinden farklı bir hal almıştır. Mülksüzleştirme her bakımdan artmıştır. Sosyalizmden altmış yıl öncesine göre daha uzağız.
Altmış yıl önce Proudhon, bir devrim anında, bütünü yeniden şekillendirme arzusu anında halkına o an için ne yapılması gerektiğini söyleyebilirdi.
Bugün halk ayaklansa bile, o zaman çok önemli olan bir husus artık tek başına belirleyici olmaz. Ayrıca iki bakımdan tam bir halk artık yoktur: adına proleterya denilenler kendiliğinden bir halkın cisimleşmiş hali hiçbir zaman olamayacaktır, öte yandan uluslar, üretim ve ticarette birbirlerine o kadar bağımlıdırlar ki tek bir halk artık halk değildir. Fakat insanoğlu birlikten uzaktır ve yeni küçük birimler, topluluklar ve halklar tekrar vücut bulana kadar da birlik olamayacaktır.
Proudhon, özellikle ruhsal ve psikolojik yaşamın yükselme anında ve de her devrime eşlik eden bireylerin orjinalliği ve kararlığı anında ve dönemin Fransa’ya has koşullarında (ki önemli bir parasal ve iştirak kapitalizmi ülkesi olmasına rağmen halen daha büyük sanayi kapitalistlerinin ve büyük toprak sahiplerinin ülkesi değildi) tamamen haklıydı. Faiz ile zenginleşmenin devri daimini ve ortadan kaldırılmasını her reformun köşetaşı ve en hızlı, adamakıllı ve acısız bir başlangıç yapılabilecek nokta olduğunu dikkate almakta haklıydı.
Gerçekten de haksız zenginleşmenin, sömürünün, kendileri için değil de başkaları için çalışan insanların ortaya çıktığı koşullarımızın üç noktası bulunmaktadır. Tıpkı fizik, kimya ya da astronomideki hareketlerde olduğu gibi toplumsal süreçlerin hareketinin her noktasında önemli olan işte bu tür bir sabit kaynak ve daimi sebeptir. Özgün bir sebebi her hangi bir geçmişte ya da ilkel koşulda soruşturmak her zaman yanlış ve verimsizdir: Hiçbir şey sadece bir kez meydana gelmez, her şey daimi bir oluş içerisindedir ve hiçbir orijinal şey yoktur, sadece sabit hareketler ve sabit ilişkiler vardır.
Ekonomik köleliğin üç ana özelliği aşağıdadır:
Birincisi, toprağın özel mülkiyetidir. Bu, mülksüzleştirilmiş, yaşamak isteyen şahsın, kendisini toprağı sürme ve dolaylı ya da dolaysız toprağın ürünlerini kullanma olanağından yoksun bırakan kişiye karşı izin isteyici, bağımlı bir tavır sergilemesi ile sonuçlanır. Toprağın özel mülkiyetinden ve onun doğal sonucu olan mülkiyetsizlikten kölelik, itaat, haraç, faiz, proletarya çıkar.
her tür para hırsızlığı diğer herhangi bir malın hırsızlığı kadar cereyan edebilir ve ayrıca hırsızlık bir tür iştir, aslında çok yorucudur ve genelde oldukça kârsız ve iyi bir toplumda pek de zevkli bir iş değildir. Buradaki amaç daha ziyade modern paranın zararlılığının sadece faiz-getiren değerinde değil tükenemezliğinde ve devamlılığında ve tüketimdeki yok olmama halinde yattığına işaret etmektir. Paranın salt bir iş-fişi haline dönüşmesi ve artık bir emtia olmaması halinde zararsızlaştırılabileceği fikri tamamen yanlıştır
İkincisi, her ihtiyaca süre tahdidi olmaksızın ve değiştirilmeksizin hizmet eden bir takas aracı ile takas ekonomisinde malların dolaşımıdır. Altın bir taş, yüzyıllar boyunca değişmeden durmasına rağmen sadece ona sahip olmayı kıymetli gören, mücevher ya da gösteriş ihtiyacını tatmin etmek adına ona sahip olmak için emeğinin ürünlerinden vazgeçmeye istekli olan kişi açısından bir değere sahiptir. Malların çoğu atıl kalarak ya da kullanılarak maddi değerini de kaybeder ve tüketimde hızlıca yok edilir. Bu mallar takas amacıyla, karşılığında aynı amaçla üretilmiş eşyanın kullanımını elde etmek için üretilir. Para çok önemli bir istisnadır, zira takas edildiği halde gerçekte kullanılmaz. Para teorisyenleri tarafından bunun aksini söyleyen açıklamalar aksine kötü bir vicdanı yansıtır. Buna göre bir ürünün eşit değere sahip bir ürünle takas edilmesinin beklendiği adil bir takas ekonomisinde paramıza mütekabil bir dolaşım aracı gerekecektir ve muhtemelen buna “para” denecektir. Ancak bu, paramızın belirleyici niteliğine – mutlak değere sahip olma ve de başkalarının aleyhine onu kazanmayan kişilere hizmet etme niteliğine – sahip olmayacaktır. Burada konu dışında tutulacak olan, hırsızlık ihtimali değildir; her tür para hırsızlığı diğer herhangi bir malın hırsızlığı kadar cereyan edebilir ve ayrıca hırsızlık bir tür iştir, aslında çok yorucudur ve genelde oldukça kârsız ve iyi bir toplumda pek de zevkli bir iş değildir. Buradaki amaç daha ziyade modern paranın zararlılığının sadece faiz-getiren değerinde değil tükenemezliğinde ve devamlılığında ve tüketimdeki yok olmama halinde yattığına işaret etmektir. Paranın salt bir iş-fişi haline dönüşmesi ve artık bir emtia olmaması halinde zararsızlaştırılabileceği fikri tamamen yanlıştır ve serbest ticaretin bürokratik otoriteyle ikame edileceği ve kimin ne kadar çalışmak ve tüketmek zorunda olduğunun belirlendiği devlet köleliğinde bir anlam taşır. Fakat aksine serbest takas ekonomisinde para diğer tüm emtialar gibi olmalıdır ki bugün esasen emtiadan farklıdır ve hala genel bir takas aracı olarak durmaktadır: diğer tüm emtialar gibi çifte takas ve tüketim niteliği taşımaktadır. Adil bir takas toplumunda bile takas aracı tüketilemezse ve zamanla değerini kaybetmezse zararlı büyük miktar sahipliğini ve dolayısıyla yan hakları elde etme ihtimali düşünülmeden reddedilemez. Gerçi bilinen tarihte, büyük toprak sahipliği ve sonuç olarak tüm sömürü biçimlerinde veraset ve benzeri (aygıtlar) iktidar ve devlet koruması ile kıyaslandığında yalnızca tali bir rol oynadı. Bu bakımdan Silvio Gesell’in önerisi (yani günümüzde olduğu gibi yıllar geçtikçe değer kazanmayan, aksine başından itibaren gittikçe değer kaybeden, böylelikle kişinin bir malı karşılığında elde ettiği bir miktar paranın mümkün olan en kısa zamanda tekrar bir ürün için takas etmenin haricinde hiçbir baskılayıcı bir çıkarının olmayacağı bir para çeşidi bulmak) değerlidir. Silvio Gesell, Proudhon’dan bir şeyler öğrenmiş, onun büyüklüğünü tanımış ve onu temel alarak bağımsız bir şekilde daha ileri fikirlere ulaşmış çok az kişiden biridir. Bu yeni paranın dolaşım akışına nasıl canlı bir hareketlilik getireceğine dair, nasıl üretim ve takas aracını elde ederken hiç kimsenin tüketim harici bir çıkarının olmayacağına ilişkin tarifi, tamamen, hızlı para dolaşımının kamusal ve özel yaşamda nasıl neşe ve canlılık getirdiğini, öte yandan piyasadaki bir tıkanmanın ve daimi paranın yavaş dolaşımının da enerjimizin durmasına ve ruhumuzun durağanlaşmasına sebep olduğunu öğreten Proudhon’un ruhundan kaynaklanmaktadır. Yağma tehlikesi barındırmayan objektif bir takas aracının bulunup bulunmayacağı – bu sorunun sorulmasıyla ilgili en önemli şey sadece sorulabilmiş olmasıdır – geleceğe ait bir mesele değildir. Aksine mesele para dolaşımının diğer iki noktayı belirleyici bir şekilde etkileyen kalkış noktası olup olmadığı ya da olup olamayacağıdır. Ancak burada şunun söylenmesi gerekir: eğer tarihin belirli bir noktasında, ki 1848’de Fransa’da olan buydu, mütekabiliyet takas ekonomisine sokulduysa, bu, büyük toprak sahipliği ve artı-değerin sonunu imlemiş olmalıdır.
Ekonomik köleliğin üçüncü kilit özelliği, buna göre, artı değerdir. İlk olarak söylenmesi gereken şey şudur: eğer kişi bununla ne demek istediğini net olarak ortaya koyup bu tanımına sıkıca bağlı kalmazsa değer kavramı ile pek çok fitne çıkarılabilir. Değer ifadesi anlamında bir talep taşır; bu anlam, kişi potansiyel alıcının cevabının fiyatın söylenmesini, ardından oluştuğunu düşündüğünde netleşir. Bu bakımdan değer öncelikle keyfilikten kaçınır. Fiyatı doğru değer, gerçek değer bağlamında gördüğümüz zaman kavramı biraz daha fazla daraltırız. Değer, fiyat ne olması gerekiyorsa odur, fakat öyle değildir. Bu ilişki her malın fiyat-ilişkisinde bulunur. Bu anlamda “değer” ifadesi, bu sözcüğün kullanımına dikkat eden herkesin fark ettiği gibi, fiyatın değere eşit olduğu, ya da diğer bir deyişle tüm gerçek iş ücretlerinin toplamının malların nihai hallerinin fiyatlarının toplamına eşit olduğu ideal, ya da toplumsalı talebi içerir. Elbette bireyler olarak karşıt duran insanlar her avantajı, sadece malın değil arzu edilen ürünlerin ender bulunurluğunu, özel sebeplerle artan talebin, tüketicinin cehaletinin vs. avantajını da sömürdüğünden hakikatte söylenen fiyatın toplamı ücretlerin toplamından daha fazladır. Belirli kategorilerdeki işçiler bazı koşullar altında bu muayyen avantajların bir kısmından, daha yüksek “maaş” biçiminde yararlanırlar. Eşit derecede yorucu işte çalışan kardeşlerinin maaşları ile kıyaslandığında bu yüksek maaşla çalışan işçilerin avantajı sadece ücret olmaz. Kâr da avantajlıdır. Kompleks ekonomik yaşamın hiçbir detayı, çalışmanın ürettiği her şeyi sadece ücretiyle satın alamayacağı gerçeği ile ilgili hiçbir şeyi değiştiremez. Aksine, kârın satın alım gücü için dikkate değer bir bölüm bırakılmıştır. Yukarıda da önerildiği üzere, hâlihazırda piyasaya mal olarak girmiş üretimin ara aşamaları burada ele alınmamıştır. Çünkü kişi meseleye yakından bakacak olursa malların kapitalist bir üretici tarafından ücretlerle ya da kârla değil sermaye ile (ki bunu yakında daha detaylı göreceğiz), itibar ya da mütekabiliyet yerine sızan bir şeylerle, başka bir kapitalist üreticiden satın alındığını görür. Elbette çalışma (iş), nihayetinde bu sermaye için faizi sağlamak zorunda olandır. Fiyatlarda saklanmıştır ve hâlihazırda yukarda mülkiyetten kaynaklanan kâr şeklindeki bir başka biçim olarak adlandırılmıştır. Zira sermaye akışkan ve hareketli kılınan mülk-sahipliğinin dolaşım ve emek üzerinden elde edilen ürünlerinin biçimidir. Sermaye, görünüşte mülk sahibi olmayanlar açısından bile hala oluşum sürecinde olan bir ürün için maaşları artırma veya bir ürünün bir işleme sürecinden diğerine geçişi sırasında maaşları emeğe ödeme yahut bu ürünlerin ticaretini yapma ve bu ürünleri depoda tutma yoluyla ürünleri edinme aracıdır. Yakında sermayenin bu farklı biçimlerini ve sermayenin şey-gerçeklik, hakiki ruh gerçekliği ve sahte sermaye şeklindeki ayrımlarını ele alacağız.
Eğer birdenbire, devrimin büyük anı siz halklara denk gelirse, her biriniz, ne yapardınız? Dünyada, her ülkede, her ilde, her toplulukta, hiç kimsenin bir daha açlık çekmemesini, hiç kimsenin donmamasını, hiçbir erkek, hiçbir kadın ve hiçbir çocuğun yetersiz beslenmemesini nasıl sağlamak isterdiniz?
Bu bakımdan değer dediğimiz şey sadece toprağı iyileştirmek ve yeryüzünün ürünlerini çıkarıp işlemek için çalışma yoluyla ortaya çıkar. Fakat işçiler kendilerini kiralamaya, kendi iş kazanımlarının sonuçlarını başkalarına ticari kullanım için belli bir tazminat karşılığında teslim etmeye zorlanırlarsa ürettikleri ürünlerin değeri ile kendi kullanımları için satın aldıkları ürünlerin fiyatı arasında bir orantısızlık hâsıl olur. Burada, ister işçilerin kendilerine yapılan ödemelerde – maaşları çok düşüktür – isterse satın alımlarında – mallar çok pahalıdır – tam olarak soyuldukları nokta göz ardı edilebilir. Ana mesele, mutlak miktarları değil ilişkiyi düşünmektir – ki bu örnekte ilişki orantısızlıktır – ve kapitalistlerin tüm kârının zorlu koşulları nedeniyle işçileri kabul etmeye zorladıkları indirimden, hangi noktada olurlarsa olsunlar, işçilerin çalışmasının veriminden kaynaklandığını, diğer bir deyişle, işçilerin ücretlerinde yapılan indirimin ya da azaltılmış değerlerinin kapitalistlerin kârlarına veyahut artı değere eşit olduğunu hatırlamaktır. Burada hangi noktada kârın kapitalistlere aktığı da incelenmemiştir. Ne de bu sorunun yanlış bir şekilde sorulup sorulmadığına yakından bakan bir araştırmadır bu. Çünkü bu soru da bir kez daha karşılıklı ilişki yerine mutlak olanı koymaya kalkışmaktadır. Yalnızca kârın mülk-sahiplerine, para-kapitalistlerine, müteşebbislere, tüccarlara ve onların tüm yardımcılarına, memurlara, “aklî” (mental) işçilere ve kapitalizmde ayrıcalıklı bir pozisyonda bulunan başkalarına çeşitli oranlarda dağıtıldığına dikkat çekilmiştir. Ve ayrıca bunun inşa meselesi olduğu da vurgulanmalıdır. Gerçi bu inşaalar tümüyle gereklidir: kapitalizmde rolü olan kişilerin gelirlerinin tamamı kar değildir, onlar da iş yaparlar. Ve “işçilerin” tükettiği her şey emek ücreti değildir; onlar da, genellikle çok az oranlarda da olsa kâr ekonomisine katılırlar. Çalışmayı (işi) verimli ve verimsiz olarak ve – aynı olmasa da – üretilen malları gerekli ve lüks mallar olarak ayırmak çok ileri gitmek olur. Burada, kapitalizm içerisinde yer alan pek çok ayrıcalıklı kişinin sadece biraz iş yapmakla kalmayıp şüphesiz verimli iş de yaptığına işaret edilmelidir, tıpkı işçilerin de tam ya da kısmen verimsiz iş görmesi gibi. İkinci olarak, işçilerin tüketimine sadece gerekli olan mallar değil lüks mallar da girer. Tüm bu detaylar, ki hepsi zamanımızın gerçek yaşamı için büyük önem taşır, burada zikredilebilir. Burada mesele, işçilerin ve işçilerin sendikalarının ücret meselesi üzerindeki tek taraflı vurgusunun Marksistlerin yanlış artı değer kavramı ile ilişkili olduğunu gösterme meselesidir. Yukarıda maaş ve fiyatın nasıl birbiri ile bağlantılı olduğunu gördük; şimdi de sözde artı değerin teşebbüsten doğan mutlak bir miktar olduğu ve buradan sermayenin diğer kategorilerine aktığı [iddiasının] tümüyle yanlış olduğunu gösterdik. Artı değer, maaş ve fiyat gibi bir ilişkidir ve belli bir noktada değil, ekonomik sürecin tüm akışlarında meydana gelir. Marksizm’in teşebbüs üzerindeki, özellikle sanayi teşebbüsleri üzerindeki çok önemli odağı burada tartışılan yanılgıdan kaynaklanmaktadır. Marksistler bu konuda kapitalizmin Arşimedik noktasını keşfettiklerine inanmaktadırlar. Hakikat ise basitçe şudur: kârların cem-i cümlesi çalışmadan çıkartılır ya da diğer bir deyişle mülkün hiçbir verimliliği ve kapitalin hiçbir verimliliği yoktur, sadece çalışmanın verimliliği vardır. Bu bilgi aslında sosyalizmin bilgisinin temel bir noktasıdır ve Marksistler sırf bu bilgi yüzünden ki bu bilgiyi diğer tüm sosyalistlerle paylaşırlar, – Proudhon, Bastiat ile gerçekleştirdiği muhteşem polemiklerinde ve diğer pek çok yerde bunun klasik ifadesini ortaya koymuştur – kelimenin en geniş anlamıyla kendilerine sosyalist diyebilirler. Şunu da bilirler: mülk ve sermayenin kârlılığı, gerçekte emeğin verimliliğine karşı hırsızlık olan bir şey için sadece aldatıcı bir biçimdir. Fakat bu temel bilgiden yola çıkarak Marksistler kendi teorilerinde ve sendikacılar da kendi eylemlerinde, bu en cüretkâr yanlıştan sonuçlar çıkarmıştır. Marksistler bir davaları olduğu için, esas, mutlak bir davaları olduğu için buna inanmıştı. Onlar açısından iş, iş koşulları ve üretim süreçleri o andan itibaren her şeyi ve dolayısıyla materyalist tarih kavramlarının, gelişme yasalarının, sabit temerküz ve büyük kriz ve çöküş beklentilerinin, vs. kaba yanlışlığını açıklayan son işti. Sadece çok daha fazla araştırmaları gerekecekti – o halde işçilerin sıkıntıları nereden kaynaklanmaktaydı? – ve toprak sahipliği ve paranın süresinin dolmaması ve tüketilemezliği meselesi ile karşılaşacaklardı. Ve ardından sıra devlete ve ruha ve iniş çıkışlara gelecek ve devlet ve sermaye ve özel mülkiyeti de kapsayan koşulların kendi davranış biçimimizde mevcut olduğunu ve nihayetinde her şeyin bireylerin ilişkilerine ve bu bireylerin kurumlarla olan enerjilerine bağlı olduğunu bulacaklardı. Bu da enerjinin ve genellikle eski nesillerin bireylerinin güçsüzlüğünün katılaşmış kalıntıları zaman üzerine ağır bir yük olarak biner. Bakış açısına ve tasvire (imagery) istinaden kişi, ekonomik koşullar, siyasi ilişkiler, din, vesaireye bir bütün olarak, ya ağır üst yapı ya da bir dönemin bireyleri için yaşamın temeli adını verebilir. Fakat ekonomik ya da toplumsal “koşullar”ı bir zamanın “maddi” temeli ve ruh ve biçimlerini de sadece “ideolojik üstyapı” ya da kopyalama ve ayna-imgesi olarak ele alırsa bu görüş asla yanlış olmaktan öte bir şey olamaz. Artı değer bilgisi olarak bu tür bir önem verişin, yani özel mülkiyetin ve para-kapitalin emeğin yağmacısı olarak teşhirinin bu denli yıkıcı oluşu artı değerin “kaynaklandığı” yeri keşfettiklerine dair duyulan yanlış inançtı. Artı değer dolaşımda bulunur; artı değer bir malın satın alınımında, bir işçinin az ya da çok tüketimdeki ödemesin kadar meydana gelmektedir. Yine de bir başka şekilde ifade edilerek – sadece imgelerle konuşabileceğimiz için hakikat, çeşitli bakış açılarına göre tarif yapma girişimleri ile çevrelenmelidir ve bu yaklaşımdan daha çok yararlanmamız gerekmektedir; daha karmaşık ve parçalanmış olanlar kapsayıcı genellemelerimizde yakalamak istediğimiz fenomenlerdir – : Artı değerin sebebi çalışma değil, işçilerin zorluklarıdır. Yukarıda da söylendiği üzere çalışan insanların zorluğu, üretim sürecinin dışında bulunmaktadır. Hepsinden daha çok bu zorluğun vesairenin sebebi daha ziyade tüm kâr ve toprak sahipliği ekonomisinin dolaşımında yatmaktadır. Buna göre bu kabuklardan sebeplerine doğru, buralarda hareket eden ve bunlar tarafından hareket ettirilen veya kendilerinin bunların hareketlerinde engellenmesine izin veren insanların niteliğinde ve sonra bunlardan önceki nesillerin insanlarına giden dolaşımda bulunmaktadır. Artı değerin kökeninin nihai sebebi kapitalist üretim süreci değildir; insan ilişkileri için nihai bir sebebe ihtiyaç duyan bilim adamları kesin olarak şunu kaydetmelidir: Adem sondan bir önceki ve en sondur ve muhteşem güzellikteki mutlak olan Tanrı’nın kendisidir. Ve Tanrı, altı tam gün boyunca, kendi mutlaklığına karşı dahi sadakatsizleşir zira gerçek bir mutlakçı, çalışmak için kendisinin fazlasıyla iyi olduğunu düşünür. Tahtının yani kendisinin üzerine oturur ve kendisine ve kendi kendine ben dünyayım der!
Kapitalist üretim süreci, çalışmanın özgürleşmesi için sadece olumsuz anlamda kilit noktasıdır. Kapitalist üretim süreci daha fazla gelişme göstererek ve kendisine içkin yasalarıyla sosyalizme yol açmaz; işçilerin üreticiler olarak rollerindeki mücadeleleri üzerinden emek lehine kararlı bir şekilde dönüştürülemez. Bu, ancak ve ancak işçiler kapitalist üreticiler olarak rollerini oynamaktan vazgeçerlerse mümkün olacaktır. Herhangi bir insan hatta işçi bile kapitalizm yapısı içerisinde ne yaparsa yapsın her şey onu kapitalizm engelinin daha da derinlerine çeker. Bu rolde işçiler de kapitalizmin katılımcılarıdır. Gerçi işçilerin çıkarları kendileri tarafından seçilmiş değildir fakat bu çıkarlar kendilerine kapitalistler tarafından aşılanmıştır ancak her elzem şeyde, konumlandırıldıkları yerin adaletsizliğinin sırf avantajlarını değil dezavantajlarını da alırlar. Özgürlük sadece aklen ve fiziken kapitalizmden çıkabilen, kapitalizm içerisinde rol oynamaya son veren ve insan olmaya başlayan kişiler için mümkündür. Kişi bundan böyle gerçek olmayan kâr ve piyasası için çalışmayarak, ihtiyaç ve çalışma, açlık ve eller arasındaki bastırılmış gerçek ilişkiyi sağaltarak (restore) adam olmaya başlar. Yapılması gereken, temel sosyalist anlayıştan – yalnızca çalışma değer üretir – doğru sonucu çıkarmaktır ve sonuç: faiz piyasasından uzaktadır! Çalışma piyasası ve ruhu, çalışma ile tüketim arasındaki ilişki ve çalışma nedeni yine de tesis edilmek zorundadır.
Açlık, eller ve yeryüzü oradadır, üçü de doğası gereği oradadır. Ve onların yanı sıra insanlar sadece kendi aralarında düzgün bir şekilde süregiden şeyleri düzenlemeye ihtiyaç duyarlar. Ve insanlar neye ihtiyaç duyuyorlarsa ona sahip olacaktır ki böylece her biri sadece kendisi için çalışabilsin; yani hepsi birbirini değil doğayı sömürecektir.
Bugün sosyalizm çağrısı herkese gitmektedir. Bu herkesin bu çağrıya cevap vereceği ya da verebileceği inancıyla değil bazılarına, herkesin yeni başlayanlar cemiyetine ait oldukları bilincine sahip olmaları için yardım etme temennisi ile yapılmaktadır.
Böyle yaşamaya artık katlanamayan ve katlanmayacak olanlar burada çağrının yapıldığı kişilerdir. Kitlelere, insanoğlunun halklarına, yöneticilerine ve tebaalarına, varislerine ve ıskat edilmiş olanlara, imtiyaz sahiplerine ve aldatılmışlara şu söylenmelidir: ekonominin topluluklarda birleşmiş insanların ihtiyaçlarını karşılamak yerine kâr için yürütülmesi zamanımızın devasa, bastırılamaz utancıdır. Tüm militarizminiz, tüm devlet sisteminiz, tüm bu özgürlükleri bastırmalarınız, tüm sınıfsal nefretiniz sizi yöneten acımasız ruhtan gelmektedir. Eğer birdenbire, devrimin büyük anı siz halklara denk gelirse, her biriniz, ne yapardınız? Dünyada, her ülkede, her ilde, her toplulukta, hiç kimsenin bir daha açlık çekmemesini, hiç kimsenin donmamasını, hiçbir erkek, hiçbir kadın ve hiçbir çocuğun yetersiz beslenmemesini nasıl sağlamak isterdiniz? Sadece en temel ihtiyaçlardan konuşmak için! Ve devrim ya sadece tek bir ülkede patlak verseydi? Ne işe yarayabilirdi? Hangi hedefi amaçlayabilirdi?
İşler artık kişinin bir ulusun insanlarına seslenebileceği gibi değildir: Toprağınız ihtiyaç duyduğunuz yiyeceği ve sanayi ham maddelerini yani çalışmayı ve takası üretir! Birleşin, siz yoksul insanlar, birbirinize itibar edin; mütekabiliyet sermayedir; para-kapitalistlerine ve müteşebbis patronlara ihtiyacınız yoktur; şehirde ve ülkede çalışın: çalışın ve takas edin!
Büyük, kapsayıcı tedbirlerin bütünü etkileyeceği bir an beklenilse bile işler artık öyle değildir.
Devrim anında muazzam bir kafa karışıklığı, hakiki bir vahşi kaos, çocuksu bir acizlik hasıl olabilir. İnsanoğlu kapitalizmin tepe noktasına – dünya kr piyasasına ve proleteryaya- ulaştığı bu zamanın haricinde hiçbir zaman daha fazla bağımlı ve zayıf olmamıştı!
Hiçbir dünya istatistiği ve hiçbir dünya cumhuriyeti bize yardım edemez. Kurtuluş sadece halkların topluluk ruhundan yeniden doğması ile gelebilir!
Sosyalist kültürün en temel biçimi bağımsız ekonomileri ve takas sistemi ile birlikte topluluklar cemiyetidir. Bizim insan refahımız, varlığımız şimdilerde hayatta kalmış tek doğal grup olan bireyin birliği ile aile birliğinin her toplumun temel biçimi olan topluluklar birliğine bir kez daha yoğunlaştırılması olgusuna dayanır.
Bir toplum istiyorsak o zaman onu inşa etmeliyiz, onu uygulamalıyız.
Toplum, toplumların toplumlarının toplumudur; cemiyetlerin cemiyetlerinin cemiyetidir; milletler topluluklarının milletler topluluklarının milletler topluluğudur; cumhuriyetlerin cumhuriyetlerinin cumhuriyetidir. Sadece özgürlük ve düzen vardır, sadece ruh, öz-yeterlilik ve toplum olan bir ruh ve birlik ve bağımsızlık vardır.
Hiç kimsenin işine karışmasına izin vermeyen bağımsız birey, dünyası ev ve işyeri ile birlikte ailenin ev topluluğu olan kişi; otonom yerel topluluk; gelmiş geçmiş en az görev sayısına sahip olan, daha kapsayıcı gruplarla birlikte hiç olmadığı kadar geniş ilçe ya da topluluklar grubu vs. – işte bir toplum böyle görünür; bu tek başına, uğruna çalışmaya değer, hepimizi sefaletimizden kurtarabilecek olan sosyalizmdir. Günümüzde var olmayan özgür-ruh birliği için vekil olarak baskıcı hükümet sistemini devletlerde ve devlet gruplarında daha da genişletme ve bunların alanlarını daha önceden gerçekleşmiş ekonomi sahasına doğru yeniden uzatma girişimleri faydasız ve yanlıştır. Her orijinal niteliği ve faaliyeti boğan bu polis sosyalizmi halklarımızın topyekûn mahvına mühür vuracak ve tamamen dağılmış atomları mekanik bir demir halka ile bir arada tutacaktır. Doğal bir birlik biz insanlar tarafından sadece yerel ölçekte yakın olduğumuz yerlerde, gerçek temas halinde elde edilebilir. Aile içinde, ortak bir görev ve ortak bir amaç için birçok insanın birliği olan birleştirici ruhun, komünal yaşam için çok dar ve yetersiz bir formu bulunmaktadır. Aile sadece özel çıkarlarla alakalıdır. Kamusal yaşam için ortak ruhun doğal özüne ihtiyacımız vardır. Bu şekilde kamusal yaşam artık devlet ve soğukluk tarafından şimdiye kadar olduğu gibi münhasıran doldurulup yönetilmeyecek, aile ilgisine benzer bir sıcaklık ile yönetilecektir. Hakiki komünal yaşamın işbu özü, yerel topluluktur, ekonomik topluluktur: bu özü, onu yargılamak isteyen hiç kimse, mesela kendisine günümüzde “topluluk” diyenler, hayal bile edemez.
Para elde etmek için kendimizi satar ya da kiralarız. Ellerimizi hareket ettiririz ve burada eller denirken kasıt pek çok kas, sinir ve beyindir, ruh ve bedendir, çalışmadır. Toprak üzerinde çalışma; yer altında çalışma; yeryüzünün ürünlerini daha fazla işleme için çalışma; takasta ve ulaşımda çalışma; zengini zenginleştirmek için çalışma;
Fabrikalar için, ham maddelerin işlenmesi için, malların ve yolcuların taşınması için kullanılan sermaye gerçekte ortak ruhtan başka bir şey değildir. Açlık, eller ve yeryüzü -üçü de ordadır, doğallığıyla ordadır; eller açlık için çalışkan bir biçimde ihtiyaç duyulan malları yeryüzünden temin eder. Ek olarak, asırlık ticarette belli başlı bölgelerin özel tecrübeleri, belirli ham maddelerin sadece belirli yerlerde olmasını sağlayan toprağın özel bileşimi, gereksinimi ve ticaret elverişliliği bulunmaktadır. İnsanların yerel ölçekte üretilemeyecek ya da üretilmemesi gereken şeyleri toplumdan topluma takas etmesine müsaade edin, tıpkı topluluklar içerisinde bireyden bireye takas ettikleri gibi. İnsanların bir ürünü denk bir ürünle takas etmesine müsaade edin. Her toplumda bu kişilerin her biri tüketmek istediği kadarına, yani çalıştığı kadarına sahip olacaktır.
Açlık, eller ve yeryüzü oradadır, üçü de doğası gereği oradadır. Ve onların yanı sıra insanlar sadece kendi aralarında düzgün bir şekilde süregiden şeyleri düzenlemeye ihtiyaç duyarlar. Ve insanlar neye ihtiyaç duyuyorlarsa ona sahip olacaktır ki böylece her biri sadece kendisi için çalışabilsin; yani hepsi birbirini değil doğayı sömürecektir. Her bir kişi alım satım sistemi altında bile sadece kendisi için çalışsın, insanlar bin misli bir birlikte birbirinin yerini alsın ve buna rağmen bu birlikte hiçbir şey hiç kimseden alınmasın, dahası her şey her birine verilsin diye takas ekonomisini düzenlemek – işte bu sosyalizmin görevidir. Şeyler, bir kişiden diğerine hediye olarak verilmeyecektir; sosyalizm ne feragattir ne de hırsızlık; her kişi kendi çalışmasının sonucunu alır ve doğanın ürünlerini çıkarırken iş bölümü, takas ve çalışan bir komünallik vasıtasıyla herkesin güçlenmesinin keyfini çıkarır.
Açlık, eller ve yeryüzü oradadır: üçü de doğası gereği mevcuttur. Günümüzde şehirdeki ve ülkedeki insanlara tüketimimize giren her şeyin, hava hariç, yeryüzünden ve yeryüzündeki bitkiler ve hayvanlardan kaynaklandığını yeni bir şeymiş gibi söylemek zorunda olmak tuhaf.
Açlık, eller ve yeryüzü oradadır, üçü de doğası gereği oradadır.
Açlığı günlük olarak hissederiz ve satın alma ve bu açlığı giderme vasıtası olan parayı almak için ceplerimize uzanırız. Burada açlık denen, gerçek olan her ihtiyaçtır; bu ihtiyaçların her birini gidermek amacıyla para almak için kasalarımıza uzanırız.
Başkalarının ortak mülkiyeti veya tahakküm-dışılığı (non-domination) farklı resmettiğini çok iyi biliyorum. Onlar her şeyi bulanık görüyorlar: ben net görmeye çalışıyorum. Onlar her şeyi tarif edilmiş bir idealin mükemmelliğinde görüyorlar; ben, şimdi ve her zaman, ne yapılabileceğini açıklamak istiyorum.
Para elde etmek için kendimizi satar ya da kiralarız. Ellerimizi hareket ettiririz ve burada eller denirken kasıt pek çok kas, sinir ve beyindir, ruh ve bedendir, çalışmadır. Toprak üzerinde çalışma; yer altında çalışma; yeryüzünün ürünlerini daha fazla işleme için çalışma; takasta ve ulaşımda çalışma; zengini zenginleştirmek için çalışma; haz ve talimat için çalışma; gençliği eğitmek için çalışma; zararlı, faydasız ve değersiz şeyler üreten çalışma; hiçbir şey üretmeyen çalışma ve sırf izleyicilerin seyretmesi için yapılan çalışma. Bugün pek çok şeye çalışma denmektedir; bugün para getiren her şeye çalışma denmektedir.
Açlık, eller ve yeryüzü oradadır, üçü de doğası gereği oradadır.
Yeryüzü nerededir? Ellerimizin açlığımızı yatıştırmak için ihtiyaç duyduğu yeryüzü.
Bir kaç insan yeryüzüne sahiptir ve bunların sayısı giderek azalmaktadır.
Söylediğimiz gibi sermaye bir şey değil aramızdaki ruhtur. Sanayi ve ticaret için araçlara sahibiz, keşke kendimizi ve insan doğamızı yeniden bir keşfedebilseydik. Yeryüzü dışsal doğanın bir parçasıdır. Hava ve ışık gibi doğanın bir parçasıdır; yeryüzü devredilemez bir şekilde tüm insanlara aittir; yeryüzü sadece birkaç kişi tarafından sahiplenilen özel mülkiyete dönüşmüştür!
Eşya ile ilgili tüm sahiplikler, tüm toprak-sahipliği hakikatte insanların sahipliğidir. Kim yeryüzünü diğerlerinden, kitlelerden saklarsa, bu kişi diğerlerini kendisi için çalışmaya zorlar. Özel mülkiyet hırsızlıktır ve köle sahipliğidir.
Bu sahiplik türü, para-ekonomisi üzerinden, öyle görünmeyen bir toprak sahipliğine dönüşmüştür. Adil takas ekonomisinde aslına bakılırsa benim toprakta bir hissem vardır, ben toprak sahibi olmasam bile; kâr, tefecilik, faiz diyarındaki para-ekonomisinde, toprağa sahip olmasanız bile, sadece para ve hisselerine sahipseniz gerçekte siz bir toprak hırsızısınız. Bir ürünün denk ürünle takas edildiği adil ekonomide, yaptığım hiçbir şey kendi kullanımıma girmese dahi, kendim için günlük çalışırım; kar diyarındaki para ekonomisinde tek bir işçiyi istihdam ediyor olmasanız bile, çalışmanızın sonuçları dışında başka herhangi bir şey ile yaşadığınız müddetçe siz bir kölenin efendisisiniz. Kişi sadece çalışmasının getirileriyle yaşıyor olsa bile, eğer işi tekelleşmiş ve imtiyazlı ise ve ederinden fazlasını elde ediyorsa insanların sömürülmesine katılmaktadır.
Açlık, eller ve yeryüzü oradadır, üçü de doğası gereği oradadır.
Yeryüzüne yeniden sahip olmalıyız. Sosyalizm toplulukları toprağı yeniden dağıtmalıdır. Yeryüzü hiç kimsenin özel mülkü değildir. Yeryüzünde hiçbir efendi kalmasın ve biz insanlar özgür olalım.
Sosyalizm toplulukları toprağı yeniden dağıtmalıdır. Mülkiyet bu münasebetle gene gelebilir mi?
Başkalarının ortak mülkiyeti veya tahakküm-dışılığı (non-domination) farklı resmettiğini çok iyi biliyorum. Onlar her şeyi bulanık görüyorlar: ben net görmeye çalışıyorum. Onlar her şeyi tarif edilmiş bir idealin mükemmelliğinde görüyorlar; ben, şimdi ve her zaman, ne yapılabileceğini açıklamak istiyorum. Bu dünyada işler, şimdi ve her zaman, kararsız ve süresiz yürümeyecektir; sosyalizm elimizdedir ve görevdir. Her kim sosyalizmi gerçekleştirmek isterse, ne istediğini bilmelidir. Şimdi ve her zaman radikal dönüştürücü olan, orada olanın dışında dönüştürecek hiçbir şey bulamayacaktır. O halde şimdi ve her zaman yerel topluluğun kendi ortak mülkünü – bunun bir kısmı ortak toprak, diğer kısmı ev, avlu, bahçe ve tarla için aile mülkü olsun – sahiplenmesi iyi olacaktır.
Özel mülkiyetin kaldırılması bile özünde ruhumuzun dönüşümü olacaktır. Bu yeni doğumu mülkün güçlü bir yeniden dağılımı takip edecek ve söz konusu yeniden dağılım ile bağlantılı olarak gelecek zamanlarda belirli ve belirsiz aralıklarda tekrar tekrar yeniden dağıtım yapmak için daimi bir niyet olacaktır.
Çev: Nesrin Aytekin

https://itaatsiz.org/?p=5537
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.08.15 23:12 yuzenpipi YURT DIŞINDA NASIL ÇIKILIR #1 ÖĞRENCİ

Evet merhabalar sevgili KGB üyeleri ben yuzenpipi ve sizler için bir seri başlatıyorum ve aşağıdaki sorularınıza yanıtlar vereceğim bu seriyi bir süre devam ettireceğim ve her gece ikide bu serinin bir partını atmak kaydıyla devam edecek. Umarım yazdıklarımı okuduğunuzda az da olsa kafanızdaki soru işaretlerini giderebilirim ve bişeyler anlamanızı sağlarım belki de birilerinin fikirlerini değiştiririm. Bu günkü konumuz başlıkta da yazdığı üzere "ÖĞRENCİ OLARAK YURT DIŞINDA GİTMEK VE O ÜLKELERDE YAŞAM KURMAK" adlı konuya bu gün elimden geldiğince değinmeye çalışacağım ve seri boyunca aşağıda da belirttiğim spesifik olarak değişkenlik gösteren sorulara kesin olmayan ama genel yanıtlar vermeye çalışacağım. Umarım beğenirsiniz ve işinize yarar, şimdi başlayalım. Uzun araştırmalarım ve deneyimlerim sonucunda çıkardığım bilgileri sizlerle paylaşıyorum bazı bilgiler için aşağıda yorumlar kısmında sizler için bir kaynakça link haritası olacak oraya da bir göz atmayı ihmal etmeyiniz. yuzenpipi gururla sunar.
  1. "Yurt dışına nasıl çıkılır? "
  2. "Yurt dışına gittiğimizde neler yapılmalıdır?"
  3. "Yurt dışında ne yapılır?"
  4. "Orada sağlık sorunları yaşarsam ilk olarak neye başvurmalıyım? "
  5. "Kur bu haldeyken orada nasıl yaşarım nasıl geçinirim? "
  6. "Dil yok ya da çok iyi değil ne yapabilirim insanlarla nasıl rahatlıkla bağ kurabilirim gitmeden bunu nasıl düzeltebilirim?"
  7. "Orada ya da başka bir ülkede öğrenimimi tamamladım orada yaşamaya nasıl devam ederim?"
  8. "Para nasıl kazanırım?"
  9. "Orada öğrencilere nasıl davranılıyor ya da ben öğrenciyken aldığım reaksiyonlar nasıl olacak alt tabaka gibi görülecek miyim?"
  10. "Gerçekten Türklere ve Müslümanla bir ırkçılık var mı eğer varsa bunun üstesinden nasıl gelirim?"
  11. "Can güvenliğimi kesin olarak sağlayabilecek miyim?"
  12. "Okuldan mezun olduktan sonra hemen iş bulabilecek miyim yoksa uzun bir iş arama serüveni beni mi bekliyor?"
  13. "Uluslararası sertifika/Mavi sertifika/Evrensel sertifika nedir ne işe yarar ne gibi avantajları dezavantajları vardır?"
  14. "Yurt mu ev mi ya da bizim gibi AB üyesi olmayan ülkelerin vatandaşlarından olan insanlar için yurt avantajı var mı?"
  15. "Ciddi bir kültürel fark var mı?"
  16. "Eğer ciddi bir kültürel fark varsa nasıl rahatlıkla bağ kuracağız püf noktaları nedir?"
  17. "Asimile nasıl olunur? İyi bir şey midir?"
  18. "Bursluluk için hangi sınavlara girmeliyiz Hangi okullar burs veriyor ve hangi şartları yerine getirmeliyiz?"
  19. "Sadece para kullanılarak hangi yolu izlenilerek gidilir orada okula nasıl başlanılır"
  20. "Amerika kıtasında mı yoksa Avrupa kıtasında mı okunmalı ne gibi avantajları var?"
  21. "Neden Türkiye değil?"
  22. "Türkiye ile aralarındaki net farklar nedir? "
  23. "Yurt dışında yaşayacağımız ve bizi baltalayacak sorunlar ne olacak çözümleri genel olarak nelerdir? "
  24. "Bu serüvene kimler katılmalıdır ve kimler galip ayrılabilir?"
  25. "Nelerden uzak durulmalı ve ne gibi kurumlarla bağlantılarımızı asla kesmemeliyiz?"
-Daha çok soru yazılabilir ama bunların yeterli olduğunu düşünüyorum eğer aklınızda kalan extra sorular olursa ben buradayım comment kısmında sorularınızı bana yöneltmenizi istiyorum aşırı bir soru olduğunu düşünüyorsanız özelden de ulaşabilirsiniz. Bu serinin ilgi göreceğini düşünüyor desteklerinizi bekliyorum. Follow atarak da attıklarımı daha hızlı görebilirsiniz. Her neyse soruları cevaplamaya başlayalım.
Evet ilk sorumuzu kendimize sorarak ve cevaplayarak başlayalım. "Yurt dışına nasıl çıkılır?" Yurt dışına çıkmak için bağzı yeterlilillerinizin olması gerekiyor: Pasaport sahibi olmak ülke vize istiyorsa vize almak, bolca para ve muhtemelen ingilizce olmakla beraber o ülkenin vatandaşlarıyla iletişim kurabileceğiniz bir dili bilmek/öğrenmek. Bu soruyu her gün sorup farklı şekillerde yanıtlayacağımdan bu gün öğrenci olarak gitmek konusunda yanıtlıyorum. Yabancı ülkeye Türkiyede okuduğunuz üniversitenin erasmus programına katılarak, yurt dışında okumak için o ülkenin üniversitelerinin yabancı öğrenci için ayrılan kontenjanına burslu girerek ya da para vererek. Bu soruya yeterince zaman ayırdık diğer sorumuza geçelim.
Evet ikinci sorumuzu da kendimize soruyor ve olabildiğince genel hatlarıyla yanıtlamaya çalışıyoruz. "Yurt dışına gittiğimizde neler yapılmalıdır?" Bu soru da her gün sorulacak ve farklı cevaplar verilerek noktalanacak bir soru olduğundan direkt öğrenci olarak gittiğimizde ne yapmalıyız adlı soruya yanaşıyoruz. Şu an Amerika, Almanya, Hollanda, Ukrayna, İtalya, İspanya, Rusya gibi ülkelerde okuyan bir çok yabancı uyruklu öğrenci var. Bu ülkeler en çok yabancı öğrenci çeken ülkeler arasında zirveyi paylaşan ülkeler. Şimdi diyelim ki biz oraya gitme kararı aldık ve burdaki işlemlerimizi tamamladık ardından uçağa bindik ve X ülkesinin Y şehrinin Z üniversitesine öğrenci olarak öğrenim görmek için gidiyoruz ve artık X ülkesinin havaalanındayız. Burdan sonra ne yapmalıyız? Başlangıç olarak konsoloslukla hemen iletişime geçip kendinizi konsolosluğa tanıtmanız gerekiyor ki bir sorun olduğunda size daha kolay yardım edebilsinler. Ardından çok zaman geçmeden üniversitenizle hemen yüz yüze iletişime geçin ve kayıt vs işlemlerinizi tamamlayın ki ileride size ciddi sorunlar doğurmasın. Ardından yurtta kalacaksanız özel ya da üniversitenin yurtlarından artık bakın başvurunuzu yapın (ki bunu daha önceden internet aracılığıyla yapmanız gerekiyor) artık kalacak yeriniz hazırdır. Evde kalmak istiyorum diyorsanız ülke değiştirmeden orada kiralık evlere bakmanızı öneririm ve o ülkede öğrenci statüsüyle ev nasıl kiralanır (bu konuda bilgim yok) konusunu derinlemesine araştırmanızı öneririm. Bu soruyu da yeteri kadar incelediğimize inanıyorum artık diğer soruya geçelim.
Evet üçüncü sorumuza da geldik. Sorumuz "Yurt dışında ne yapılır?". Cevabı çok uzun olmasa gerek. Suça bulaşmadığınız sürece özgürsünüz dikkatli olun çünkü evinizde değilsiniz. Eğer bir suç işlerseniz sınır dışı edilerek rüyanızdan uyandırılırsınız bunu yaşamak istemezsiniz. Uyuşturucudan ve aşırı alkolden uzak durun çünkü muhtemelen hayatınızı mahfedecek unsurlar bunlar olacak
Dördüncü sorumuza da geldik "Orada sağlık sorunları yaşarsam nereye baş vurmalıyım?" Öncelikle çok ciddi bir sorununuz yoksa kendi kendinizi tedavi etmeye çalışın. Ama biz uç noktaları konuşmaya geldik buraya. Tabii ki başlangıç olarak hastaneye başvurmanız ve yabancı uyruklu insan olarak girişinizi yapmanız gerekiyor. Bir sigortanız olmadığı için muhtemelen hastane masraflarınız biraz cebinizi titretebilir. Onun yerine okulunuza rapor verip kaydınızı geçici süreliğine onlineye alarak (her üniversitede olmadığını düşünğyorum online olayının) Türkiyeye geri dönüp burada sağlık sorunlarınızı daha kolay giderebilirsiniz. Tabii konsoloslukla da iletişime geçmeyi unutmayın. Bu sorumuzu da noktalıyor ve diğer sorumuza geçiyorum.
Beşinci sorumuza da gelmiş bulunmaktayız. "Kur bu haldeyken orada nasıl yaşarım nasıl geçinirim?" Evet ne yazıkki Türk Lirası gün geçmiyor ki değer kaybetmesin ama buna kişisel olarak hiçbir müdeahalede bulunamayacağımızdan yapacak bişi olmadığını düşünüyorum. Bu konuda Ukrayna revaçta çünkü 1 Ukrayna Hryvniası 0.27 türk lirası olduğundan ve bu ülkenin para birimi değersiz olduğundan orda biraz daha ucuza yaşarsınız. Güzel kızları ve alkol ucuzluğunun da bağzı yan güzelliklerinden olduğunu söyleyebilirim. Ama ne yazıkki sizin ilgilendiğiniz ev kiraları olsun okul masrafları olsun hepsi dolarla olduğundan yine de paçayı kurtarmış sayılmazsınız. Başka bir ülkede bu serüvene başlayacağım derseniz okul masrafları ve ev kirası konusunda eğer burs almazsanız ailenizden iyi bir maddi destek almanız gerek yoksa başka türlü hayatta kalmanız mümkün değil. Eğer burs kazanırsanız işiniz biraz daha rahatlar diye düşünüyorum aksi taktirde çalışmanız gerekiyor. Çalışmak için de çalışma iznine ihtiyacınız var o da ülkeyle bayağı bir dilekçeleşmeniz ve konsolosluktan yardım almanız manasına geliyor tam olarak nasıl alındığı konusunda net bir bilgim olmadığı için yine destekçiniz google olacak.
Ever altıncı sorumuza geldik hadi bunu da dillendirelim. "Dil yok ya da iyi değil insanlarla nasıl bağ kurabilirim ya da gitmeden nasıl düzeltebilirim" Evet ne yazıkki Türk öğrencilerinin genel problemi senelerce İngilizce dersi gösterilmesine rağmen iki cümleyi bir araya getiremiyoruz. Bu konuda bireysel olarak çabalamazsak, kendimize güvenmezsek ve istekli olmazsak ne yazıkki ne kadar uğraşırsak uğraşalım hep ikinci adımımız boşluğa basacaktır. Neyse hadi lafı biraz toparlayalım Yabancı dil hiç yok nasıl öğrenebilirim? Bu soruya cevaplar yine kollara ayrılıyor bundan dolayı ilk cevabımıza bakalım. Tabii ki çoğu insanın da aklına geldiği gibi dil öğretim kurslarına başvurmak. Bu kurslar ne yazıkki çok ucuz olmamakla birlikte başarısız olma şansınızı da işin içine eklenmesiyle biliniyor ama kendinize güveniyor ve bu konuda başarılı olacağınızı düşünüyorsanız ceplerinizi boşaltmaya hazır olun. Evet bu Dil bilmeme sorununun ikinci bir çözümü de var elbet bu da tabii ki evde kendi kendine öğrenmek. Başlangıç olarak kelime hazinenizi geliştirmeniz gerekiyor bunu da en kolay sözlük ezberleyerek yapabilirsiniz. Tabii ki dil şıp diye öğrenilmiyor çaba istiyor vakit istiyor ve sabır istiyor. O yüzden günde en az iki üç saatlik mesaileriniz için kahvelerinizi hazırlayın. Kelime öğrenmenin binlerce püf noktası var ama ben %99 akılda kalacak olan yöntemi söyleyeyim size, kelimeleri anlamlarıyla birlikte defalarca ve defalarca kez yazmak. Benim önerim bir sayfayı dolduracak şekilde bir kelimeye vakit ve enerji ayırırsanız muhtemelen ölüm döşeğindeyken bile o kelimeyi hatırlayabilirsiniz. Bu çok zor ve uğraştırıcı dediğinizi duyar gibiyim. Kimse kolay olacak demedi zaten unutmayın. Evet şimdi kelime sorununu çözdük ardından grammar dediğimiz cümle kurma sorununa gelelim. Ne yazıkki bu da ezber dışında hiçbir yolu yok ve bunun çözümü de sadece ve sadece pratikten geçiyor. Benim yine sizlere en etkili öğrenme metodu olarak göstereceğim yol defalarca kez cümle kurup bunu yazıya dökmek olacaktır. Grammar sorununu da hallettiğimizi düşünüyorsak artık telaffuz etmeye geldi diyeceksiniz merak etmeyin bunun da çözümü var. Bu kelimeleri yazarken yazmaya başlamadan nasıl telaffuz edildiğini öğrenmeniz ve yazarken sürekli içinizden tekrar etmeniz cümle kurarken de bu sürekli tekrar ettiğiniz kelimeleri birleştirerek kullanmanız sizi telaffuz açısından ileriye taşıyacaktır. Son olarak akıcı konuşmaya dökmek kaldı. Bunun için yine birden fazla yolumuz var ben hepsine değinmeyeceğim fakat bir ikisinden bahsetmeden de geçemem. İlk olarak aynaya karşı konuşmak. Bir aynanın karşısına oturarak kendinize doğru telaffuz etmek kaydıyla sorular yöneltip geri sorular ve cevaplar verirseniz konuşma konusunda ilerleme kat etmeye başlarsınız. İkinci yolumuz ise o dili bilen arkadaşlarımızla oturup sohbet etmek ama ne yazıkki Türkiyede yabancı dil bilen Türk sayısı az ve çoğumuzun böyle bir arkadaşı yok ondan dolayı olanlar kendini şanslı saymalı ve o kişiyle pratikler yapmalıdır. Üçüncü yolumuz para vererek internet üzerinden bağzı yabancı dil bilen hocalarla facetime konuşma gerçekleştirmek. Neden para veriyoruz? dediğinizi hissediyorum bunun sebebi de böyle platformlar olması ve çoğusunun paralı üyelik istiyor olması. Bu soruya çok vakit ayırdık umarım anlaşılır olmuştur.
Yedinci sorumuza geldik bu spesifik bir soru olduğundan kesin cevapları veremiyorum ne yazıkki . Fazla uzatmadan hemen soruya ve cevaplarına geçelim: "Orada ya da başka bir ülkede lisans/yüksek lisans eğitimimi tamamladım orada nasıl kalabilirim?". Evet sorumuz yine aşırı ucu açık olan ve cevapları ülkeden ülkeye değişebilecek bir soru ama biz uzatmadan genel cevapları verelim. Daha net cevaplar arayan arkadaşlar google uygulamasına sorularını yönelterek cevaplarına ulaşabilirler ben sadece burda sistem nasıl işliyor onu anlatmaya çalışıyorum. Neyse biz cevabımıza geçelim. Öncelikle o ülkenin vatandaşı olmak için gereken şartları yerine getirmemiz lazım. Bu şartları yerine getirdikten sonra muhtemelen bir miktar para ödeyerek ya da bir mülk sahibi olarak vatandaşlığı elde edebiliriz. Bunlar zor derseniz çoğu ülkede geçerli olan evlilik yoluyla vatandaşlık alabilirsiniz. Bu konuda yardımcı olan bağzı insanlar var antlaşmalı evlilik yaparak ve üzerine bir miktar para vererek hiçbir nafaka miras ya da mal mülk paylaşımı olmadan yapılıp sonlandırılan evlilikler var ve geçimini burdan sağlayan onca yabancı insan var bu insanlara da başvurarak düşük ücretlere vatandaşlık alabilirsiniz. Ya da birisini severek ve mutlu bir hayat yaşama ümidiyle de bir yuva kurabilirsiniz ve umarım da mutlu bir hayat yaşarsınız. Bir başka seçeneğimiz ise öğrenimimizin sonunda yaptığımız işe bağlı olarak çalıştığımız şirket aracılığıyla da vatandaşlık almak ve yerleşik düzene geçmek mümkün. Bu soruya da ayırdığımız vakit bu kadar.
Sekizinci sorumuza da geldik. Hadi bu sorunumuza da cevap vermeye çalışalım sorumuz gelsin. "Para nasıl kazanırım" herkesin cevabını rahatlıkla vereceği soruya biz yine de tüm kollarıyla cevap vermeye çalışalım. Öncelikle öğrenciyseniz ne yazıkki çalışma izninizi de daha alamamış olmanız yüksek ihtimalli. Bundan dolayı orada girdiğiniz işlerde size el altından düşük ücretler verecek ve muhtemelen çalışmamızın karşılığını bırakın beşte birini alacaksınız. Eğer bir Türk iş verene geldiyseniz maaşı alamamanız bile olası. Her neyse işlerin biraz daha yolunda gittiğini ve 1300 dolara yakın bir maaş aldığınız bir part time iş bulduğunuzu hayal edelim. Paranızın keyfini çıkarın. Bir başka seçenek sosyal medya üzerinden para kazanmak. Youtube/Twitch gibi platformlardan şansınızı deneyebilirsiniz. Bi de borsacılık var ama anlamadığımdan pek bişey yazamayacağım bu konu hakkında çünkü gerçekten hiçbir bilgim yok bilen arkadaşlar comment kısmına yazabilir borsa hakkında.
Evet hemen dokuzuncu sorumuzu da kendimize yönelterek yazımıza devam edelim. "Orada öğrencilere kötü davranılıyor mu alt tabaka haline geliyor muyuz?" Ülkeden ülkeye değişmek kaydıyla hem evet hem hayır. Türkler size muhtemelen kötü davranacak o yüzden uzak durun Türklerden ve çoğu insana öğrenci olduğunuzu belli etmemeye çalışın emin olun daha rahat edeceksiniz. Bu soru da bu şekilde noktalandı.
Onuncu sorumuzu da kendimize yöneltelim ve cevaplayalım. "Gerçekten Türklere ve Müslümanlara bir ırkçılık var mı üstesinden nasıl gelirim?" Yurt dışına çıkıp bir hayat kurmayı hedefleyen bir çok genç Türkün de aklında olan sorulardan bir tanesi, "ırkçılıkla karşılaşır mıyım?" ne yazıkki bu soru da değişkenlik gösterebildiği gibi evet cevaplarını da vermek mümkün keşke dünyada ırkçılık diye bir şey olmasa değil mi? Ama europa subunda bile Türk insanlarına nefret kusan insanları görebilirsiniz ondan dolayı bu soru bulunduğunuz yerden yere değişir. Almanyada ırkçılık yeme olasılığınız var ama bu muhtemelen Müslümanlığınızdan kaynaklı olacak ama Türklük de etkili bir etmen oluyor yediğiniz ırkçılık konusunda. Müslümanlara yapılan ırkçılığın nedenini az buçuk biliyorsunuzdur diye umuyorum ve zaten uzun olan bir yazıda buna da yer vermek istemiyorum merak edenler ufak araştırmalarla bulabilir. Irkçılığa maruz kalmamak için biraz daha karma toplumların yaşadığı yerleri tercih etmeniz ve ırkınızı dininizi dilinizi heryerde belli etmemenizi şiddetle tavsiye ederim yoksa bu zorbalıktan can tehlikenize kadar uzanan sonuçlar doğurabilir.
Yazıyı dün gece yarım bırakmıştım yorgunluktan şimdi devam ediyorum. Evet arkadaşlar diğer sorunumuza da gelelim. 11. sorumuzu kendimize yöneltiyoruz, "Can güvenliğimi kesin olarak sağlayabilecek miyim?". Evet bu sorunun cevabı ne yazıkki kesin olarak evet değil. Almanyada ve bir çok yabancı ülkede Türklerin öldürülmesi insanın içinde bir kuşku oluşturuyor ve acabalara yol açıyor. Bu konuda yine yapmanız gerekenler basit ve etkili yöntemler. Birinci adım olarak saçma ortamlara girmeyerek bir miktar kendinizi güvene alabilirsiniz. Uyuşturucu kullanılan ortamlardan uzak durmak gibi mesela. Bir başka adım olarak da ırkçılık görmenizi en aza indirmek için Türk olduğunuzu eğer Müslümansanız da dininizi de saklayarak sadece yakın olduğunuz kişilerle bir sırmış gibi paylaşarak yine zarar görme olasılığınızı azaltırsınız. Ülke değiştirmeden önce gideceğiniz ülkenin gideceğiniz il/semt/ilçe/eyalet/kasaba/köy/mevki artık her ne deniyorsa suç oranı araştırması yapabilir ve kiralayacağınız evin merkezi bir konumda olmasına özen gösterebilirsiniz. Son olarak bir gün içerisinde en az sizleri bir kere arayacak iletişim kuracak yakın dostluklar edinmenizi tavsiye ederim. Zaten ne yazıkki Türkiye'de de olmayan can güvenliğinizi orada da garanti edemiyor hiç kimse. Umarım şanslı olursunuz ve kimse size zarar vermeden yaşar gidersiniz. Bu soruya da ayırdığımız vakit bu kadar dikkatli olup tedbirli olmak da bizlerin elinde diğer sorunumuza geçmenin vakti geldi.
Onkinci sorumuzda bizi bekleyen önemli bir soru var. Gelecek kaygısından da olsa gerek bu soru için yine net bir cevap yok ama olabilecek en kesin cevapları vermeye çalışacağım. "İş bulabilecek miyim? Çalışabilecek miyim? İş şartları nasıl? Yoksa uzun bir iş arama serüveni beni mi bekliyor?" bu soruyu yabancı ülkeyi bırakın Türkiyede bile bol bol kendimize soruyoruz ne yazıkki. İş bulmak pek kolay değil ve çalışmanın da aynı şekilde kolay olmadığını söyleyebilirim. İş içim yine okuduğunuz bölüm çok önemli ama burgerking'te yerleri süpürerek almanyada 1.700(bin yediyüz) euro kazanmanız mümkün. İş için çok dert etmeniz gerekmiyor yani. Okuduğunuz bölümle doğru orantılı olarak iş seçenekleriniz ve maaş durumunuz değişkenlik gösterdiği gibi yazılımcılık konusunda bayağı etken rol oynayabilir ve yüksek ücretlerde iş bulabilirsiniz. İş bulmak genel olarak şans ve kişilik meselesi olduğundan kendinize güvenin ve iş aramaya şimdiden başlayın. Bu soruya da ayırdığımız vakit bu kadar googleden daha kesin bilgiler öğrenebileceğinizi eminim ki siz benden daha iyi biliyorsunuzdur.
On üçüncü sorumuza geldik şimdi de onu cevaplayalım." Uluslararası sertifika/Mavi sertifika/Evrensel sertifika nedir ne işe yarar ne gibi avantajları dezavantajları vardır?".Uluslararası sertifika, Mavi sertifika diye de adlandırılıyor, her ülkede bu sertifika ile iş bulmanıza olanak tanır. Çoğu Türk üniversitesinden alamadığınız bu sertifikayı Kiev, Cambridge... gibi üniversiteler (yazıyı uzatmamak için daha fazla örnekler vermeyeceğim) mavi sertifika veren üniversitelerdendir. Ukrayna fiyat bakımından biraz daha ucuz olduğundan tavsiye ederim ama ukrayna rüşvetler ülkesi olduğu için bir dersten geçmeniz için iyi bir para vermeniz gerekebilir ve bir çok yanıyla kötü bir ülke ukrayna fiyat bakımından Türk milletinin biraz daha erişebileceği bir ülke oluyor. Araştırmanızı ona göre yapmanız ve Almanya, İngiltere, Hollanda... gibi ülkeleri burs bakımından zorlamanızı tavsiye ederim. Bu sorumuzun da burda cevaplandığına inanıyorum ve diğer soruya geçiyorum.
On dördüncü sorumuz da yine akılları kurcalayan ve acaba derdirten sorulardan olmakla birlikte kesinliği yine belli olmayan bir "Yurt mu ev mi ya da bizim gibi AB üyesi olmayan ülkelerin vatandaşlarından olan insanlar için yurt avantajı var mı?" Bu sorumuzun çok kısa bir cevabı var. Hem evet hem hayır olmakla birlikte ülkeden ülkeye üniversiteden üniversiteye değişiyor ve bunu da Google ile araştırmanızı öneririm.
On beşinci sorumuza da gelelim hemen. "Ciddi bir kültürel fark var mı?". Soru saçma ya da basit gelebilir ama ne yazıkki kültürel farklar ciddi çatışmaları da beraberinde getirebiliyor. Biz Türk insanları olarak çoğu batı ülkesinden farklı olduğundan bu çatışmaların doğması çok doğal ama bu konuda yine yapacağınız bazı şeyler var. Üniversite seçimini yapacağınız ülkenin yerel kültürünü araştırıp biraz daha hakim olarak oraya gidip çok göze batabilecek hareketleri yapmanızı önleyebilir. Bu sorumuzu da bu şekilde noktalandırmış bulunmaktayız.
On altıncı sorumuzda ise bizi bir önceki sorumuzla alakalı bir soru bekliyor. "Eğer ciddi bir kültürel fark varsa nasıl rahatlıkla bağ kuracağız püf noktaları nedir?" Bu soru yine kısa cevap vereceğimiz uzun uzadıya gitmeyecek sorularımızdan olacak. Bizler Türkiyede büyümüş ve genel olarak Türk ve Arap karışımı örf görenek ve adetlerle yetişmiş ve bunlara alışık insanlar olarak (çevrenizden bunları gördük ne de olsa hep.) orada yabancılık çekmemiz doğal olacak. Bağzı davranışları bize benzemesine rağmen çoğunlukla net ayrımlar yaşayacağımız ülkede kendi örf adet ve geleneklerimizden uzak kalmak zorunda kalacağız. Benim için çok problem değil açıkcası zaten bu şekilde ben yetiştirilmedim ve bunları bilmiyorum ams bu şekilde yetişip gören arkadaşlar için zor ve uzun bir adapte olma süreci bekliyor. Çoğunluğun sizden olmayan yerlere kendi bildiklerinizi götürmeye uğraşmayın çünkü dışlanırsınız benden de bir tavsiye olsun bu. Bu soruyu bence yeterince cevapladığıma inanıyorum diğer soruya geçiyorum.
Diğer bir sorumuz olan On Yedinci sorumuza geldik. Bu sorumuz da yine son iki sorumuzla bağıntılı bir soru oluyor. "Asimile nasıl olunur? İyi bir şey midir?". Öncelikle asimile kelimesinin anlamına bakmak gerekiyor. Bilmeyenler için birebir TDK dan aldığım çeviri aynen şöyle diyor : "Asimile olmak kendi benliğini kaybetmek anlamına gelir. Kendi özünü, kendi yaşam biçimine ket vurup başka benlikleri özümsemek ve onlar gibi yaşamaya çalışmak asimile olmaktır. kendi benliğini, değerlerini, özünü kaybetmektir." yani lafın kısası kendi benliğini yitirip ve kendi milletinin özünü yitirmek anlamına da gelebilir. Asimile olmak belki burda yaşayan ailelerinize göre kötü bir şey olabilir ama siz orada bir hayat kuracak yeni bir sayfa açacaksanız asimile olmazsanız ne yazıkki tam anlamıyla oraya uyum sağlayamazsınız. Çok iyi bir olay olmamasına rağmen bağzen mecbur ve gerekli olabiliyor. Yine sizlere kalmış bir seçenek olacak. Bu sorumuzu da burda noktalayabiliriz. Bu sorumuzu da burda noktalayalım.
Bu soru daha ilgi çekici ve daha önemli olan ve herkesin aklına daha çok takılan bir soru."Bursluluk için hangi sınavlara girmeliyiz Hangi okullar burs veriyor ve hangi şartları yerine getirmeliyiz?" Ne yazıkki herkes bu konu hakkında çok bilgili değil ben yine sizi biraz aydınlatmaya çalışacağım. Unutmayın bu hangi adımları atmanız ve neleri araştırmanız ile ilgili bir seri burada herşey ile ilgili net ve tam bilgiler yok. Sizlere verdiğim konu başlıklarını sizlerin googleden daha derinlemesine araştırmanız gerekiyor. Şimdi sorumuzun cevabına gelelim. Ne yazıkki burs almak o kadar kolay değil her kurum burs vereceği öğrencileri belirlediği kriterlere göre değerlendirmektedir. Bu kriterlerin en başında akademik başarı yer alsa da spor veya sanat alanlarındaki başarılar da burs almak için yeterlidir.
Yurtdışı eğitim bursları son derece rekabetçi olmasıyla bilinir. Her yıl dünyanın çeşitli yerlerinden binlerce öğrenci bu sınırlı sayıdaki burslara başvurmaktadır. Bu yüzden burs veren kuruma öğrencinin profesyonel kişiler rehberliğinde başvurması kendini daha doğru ifade edebilmesi için son derece önemli oluyor. Burs almak için ihtiyacınız olan şeyleri aşağıda madde halinde yazıyorum.
Öğrencinin gideceği ülkenin dilini biliyor olması,
Akademik başarılar, not döküm belgesi (transkript), sportif başarılar (madalya, sertifika, lisans)
Eğer öğrenci başka bir kurumdan burs alıyorsa, burs aldığı kurumdan neden bursa seçildiğine dair referans mektubu
Niyet mektubuna ihtiyaç var
Burslar konusunda, akademik başarı, spor veya özel yeteneğe dayalı burslar için Amerikan Üniversiteleri daha cömert davranmaktadır. Yüksek lisans ve doktora burslarında Amerika, Avustralya, Kanada, Yeni Zelanda daha çok akademik başarıya dayalı burslarda yoğunlaşmışlardır. Üniversiteler özel bir alanda projesi olan ve/veya akademik kariyer hedefleyen öğrencilere öncelik tanımaktadır. Avrupa ülkelerinde ise üniversiteler burs konusunda öğrencinin, ülkenin dilini ne kadar iyi kullanabildiğine bakmaktadır. Avrupa Birliği Bakanlığı ise Avrupa Birliği alanında yüksek lisans yapmak isteyen öğrencileri burs imkanları sağlamaktadır.Yurtdışında öğrenciler çeşitli maliyetleri karşılamak zorundadır. Hiçbir ödeme yapmaksızın her şeyi kurumun ödemesi genellikle söz konusu değil tabii ki. Ancak yine de Yıllık kırk (40)bin, aylık bin(1000) dolara kadar ulaşan tam ya da kısmı burs imkanlarına eğitim, seyahat, yemek, konaklama ve vize masrafları gibi pek çok konu dahil edilebilmektedir. Ayrıca Amerika ve Kanada’daki pek çok üniversite akademik başarısı yüksek olan lisans öğrencilerine ve mezunlarına ücretli staj imkanları sunmaktadır.
Şimdiyse yurt dışı bursluluk başvuru şartlarına bakıyoruz. Aşağıda madde madde yazacağım. Yurtdışında burslu üniversite okumak isteyen öğrenciler için başvuru sırasında istenen belgeler farklılık gösterebilmektedir. Yine de temel başvuru evraklarını sıralamak gerekirse:
*Başvuru formu *Not döküm belgesi *Diploma *En az iki referans mektubu *Referans mektuplarının yeminli tercüman tarafından yapılmış çevirisi
*Yabancı dil seviyesini gösteren sınav sonuçları
Yine tabii ki şansınızı arttırmak için yapmanız gereken bağzı şeyler hala var. Başvuru sürecinde belgelerinin eksiksiz tamamlanması, son başvuru tarihinden önce gönderilmesi ve iyi yazılmış niyet mektubu başvuru sürecinde en çok dikkat edilmesi gerekenlerdir. Evet biliyorum bu sorunun uzun bir cevabı oldu ama açıklayıcı olduğuna inanıyorum.
Şimdi diğer sorumuza gelelim On Dokuzuncu sorumuzla da devam ediyoruz tabii ki de. Sorumuz ise "Sadece para kullanılarak hangi yolu izlenilerek gidilir orada okula nasıl başlanılır" Bu sorumuz da ilgi çekici bir soru ben yine kısa bilgileri vereyim. Parayla okumak için bir dilekçe yazmanız ve muhtemelen bir şirket aracılığıyla gitmeniz gerekiyor. Bunun için biçilmiş kaftan Ukrayna oluyor çünkü çok çok çok daha ucuz olmasıyla biliniyor bu ülke. Yıllık iki(2) bin dolar($)'a okuyabilirsiniz ve tıptan pilotluğa bir çok bölüm seçebilirsiniz bu konuda sizlere bir çok şirket yardımcı olabilir ve ufak araştırmalarla bulabilirsiniz. Onun dışında bir çok ülkenin üniversitesine para vererek yabancı öğrenci statüsüyle öğrenim hayatınıza başlatabilirsiniz. Bu sorumuzu da bu şekilde noktalıyor diğer sorumuza geçiyoruz.
Yirminci sorumuzu da kendimize yöneltiyoruz. "Amerika kıtasında mı yoksa Avrupa kıtasında mı okunmalı ne gibi avantajları var?". Bu sorunun değişkenlik gösteren cevapları olabilir ama ben sizlere yine de kendi fikrimi söyleyeyim. Bu sorunun cevabı biraz daha objektif kaçacaktır. Avrupada biraz daha kolay yaşayıp iş bulma olasılığınız artacağından sizleri okurken biraz daha maddi refaha eriştirecektir. Avrupanın hava şartları olsun ve Amerika/Kanada gibi ülkelere kıyasla bir tık daha ucuz olmasıyla mutlu edecek olan bir detay olacak ve ulaşımın da daha kolay ve rahat olması da ek bir "+" olacaktır. Şu an daha aklıma gelen bir ek olmadı ama hatırladıkça yorumlara yazmaya çalışacağım. Bu soruyu da noktalıyorum ve diğer soruyu cevaplamak üzere diğer soruya geçiyorum.
Yirmi Birinci sorumuzu da hızlıca kendimize sorup yanıtlayalım. "Neden Türkiye değil?" yani bu soruyu herkesin rahatlıkla yanıtlayacağını biliyorum ama bir iki örnek vererek yanıtlayayım. İğrenç okullar, yurtlar ve yemekhaneleri. Öğrenciye değer verilmemesi ve çoğu öğrencinin okumaya değil sex vs şeyler yapmak için okulları doldurup insanları yanlış yönlendirmeleri. Öğretim veremeyen rektör ve hocalar. Kütüphanesi olmayan koğuştan bozma "üniversiteler" halkın sürekli öğrencileri kazıklayıp herşeyi pahalıya satmaya, kiralamaya çalışması. Hayattan bezdiren bir psikolojik baskı, alım gücünün düşük olması. Ekonomik yetersizlikten iğrenç beslenmek ve mutsuz yaşamak. Üniversite mezunu olduktan sonra bile yüksek ihtimal iş bulamama sorunu yani işsizliğin hat safhada olması. Başınıza saçma bir olay gelip ölmeniz. Her an yaptığınız bir paylaşımdan dolayı hapsi boylamanız. Çoğu üniversitenin uluslararası sertifika verememesi ve daha sayılabilecek binlerce kötü özelliğiyle türkiye okumak için zengin olmanız gereken bir ülke. O yüzden daha fazla uzatmanın manası olmadığını düşünüyor diğer soruya geçiyorum.
Yirmi İkinci sorumuzla devam ediyor lafı daha fazla uzatmıyorum. Sorumuz şöyle "Türkiye ile aralarındaki net farklar nedir? " Daha deminki sorumuzun cevaplarında olabildiğince belli oldu gibi duruyor ama ben yine de ufak bir şekilde sizlere özet geçeyim. Okul statüsünün çok çok yüksek olması, uluslararası sertifika veriyor olması, öğrenciye verilen değerin fazla olması, zengin kütüphanler ve yüksek yaşam standartları Avrupanın/Amerikanın Türkiyeden öne çıkan özellikleri oluyor. Bu kısa soruyu da bitirip diğer bir sorumuza geçiyoruz.
Yirmi Üçüncü sorumuzda ise bizi "Yurt dışında yaşayacağımız ve bizi baltalayacak sorunlar ne olacak çözümleri genel olarak nelerdir? " bekliyor bu sorumuzun da cevapları çok uzun ve ilginç olmasa gerek çünkü çoğumuz bu sorunun cevabını biliyoruz. Kur farkından dolayı ailemizden ya da birikmiş paramız vasıtasıyla gittiğimiz ülkede paramız neredeyse onda birine (1/10) düşüyor. İşin maddi boyutu bir yana (muhtemelen) senelerce birlikte yaşadığımız ailemizden uzak kalmak ve bu uzun okuma yılları içerisinde ailenizden birisini kaybetme olasılığınız psikolojik olarak sizi aşırı yıpratabilir. Kendi benliğinizi mecburen erittiğiniz yabancı topraklarda sizlere ikinci (2.) sınıf insan muamelesi yapmaları da söz konusu olduğu gibi kalbi ve duyguları hassas olan kişiler için zor zamanlar bekliyor olacaktır. Bu sorumuzu da atlattık ve diğer sorumuza geçiyoruz.
Yirmi dördüncü sorumuzda bizleri karşılayan şu soru dikkat çekiyor. Yine kilit bir soru olan bu sorunun cevabı bu yazıyı okuyan herkes için bir dönüm noktası olabilir. "Bu serüvene kimler katılmalıdır ve kimler galip ayrılabilir?" evet bu soruyu başta sorup cevaplamam lazımdı ama ancak sıra geldi diyebilirim. Sorumuzun cevabı basit olacak yine. Unutmayın bu soru öğrencilik için geçerli olduğundan seri boyunca cevabı gelecek sorulardan olacak. Bu serüven için uygun adaylarımız yabancı dili iyi olan, parası olan (aylık bin (1000) dolar kazancı olan (ailesinin ya da kendisinin)), birikmiş parayla gidilecekse ( Ukrayna için bile neredeyse üç yüz bin (300.000) Türk Lirası gerekiyor) yüksek meblağlarda paraya ihtiyacınız olacak. Yaşınız 17den büyük ve tahminimce 28den küçük olmalı ki orada rahat ediniz. Ama kesin bir yaş sınırı yok ben sadece kendi düşüncemi söylüyorum unutmayın. Sabıkanızın olmaması ve iyi bir eğitim başarınızın olması da sizi bu yönde bayağı bir etkileyecek bir husus olacak. Bu soruyu da cevapladık sanıyor diğer sorumuza geçiyorum.
Yirmi Beşinci sorumuza geldik. Buraya kadar geldiysen neredeyse finale gelmişsin demektir. Çok az kaldı biraz daha okumaya devam et ve sonunu getir. Bu uzun yazıyı yazarken olabildiğince imla kurallarına dikkat etmeye çalıştım ve anlaşılabilir yazmaya çalıştım. Eksiklerimin olduğunun ben de farkındayım ama umarım senin için bilgilendirici bir yazı olmuştur. Hadi şimdi sorumuza geçelim "Nelerden uzak durulmalı ve ne gibi kurumlarla bağlantılarımızı asla kesmemeliyiz?" bu sorumuz ülkeden ülkeye değiştiği için sizleri yine yeni bir google sekmesi bekliyor. Ben hızlıca ama gereklileri yazmaya çalışacağım. Türkleri koruma dernekleri gibi dernekler olabiliyor onlarla yine iletişimde olmanız gerekiyor. Okulun müdüriyet kısmıyla Türk konsolosluğuyla ve de polis merkezleriyle iletişiminizi gerçekleştirmeniz ve bir problem olduğunda bu gibi yerlere bilgilendirme sağlamanız lazım. Evet bu soru da burda biterek bu yazının sonuna geliyoruz. Umarım bağzı fikirleriniz yerine oturmuş sizleri bilgilendirmiş bir yazı olmuştur. Daha sorularınız olursa ben buralardayım bana sorularınızı yöneltebilirsiniz. Ben yuzenpipi ve sizlere iyi geceler diliyorum.
submitted by yuzenpipi to KGBTR [link] [comments]


2020.06.25 17:25 griljedi (Tespit) Euron Greyjoy “Ateş mi Buz mu?”

Dikkat, 6. kitaptan SPOILER içerir.

Burada Euron’un tarafını tartışmak istiyorum. Aslında temel düşüncem Euron’un kendi tarafında olduğu, yani kişisel hırs ve çıkarları için güçlü olduğunu düşündüğü tarafla ittifak içine girdiği yönünde. Peki, bu hangi taraf? %100 şudur diye bir iddiam var diyemem ama benim görüşlerimde bir ağırlık değişimi oldu.
Şimdi bizim sosyopat karakterimiz Euron hakkında ciddi beklentilere sahibiz. Adamın çılgınlığı, gizemli oluşu ve nihai hedefini biliyor gibi görünsek de o hedefe ulaşmasını sağlayacak tertip ve niyetlerini bilmemek ister istemez bizde böyle etki yarattı.
Euron, kişiliğine baktığımızda kötü bir karakter olarak kabul ediliyor. Eh, acımasızlığı ve kardeş katili olması gibi şeylere bakınca hakkında iyi şeyler söyleyecek bir şeyler bulmak zor olduğu gerçek.
Kendisini bir çeşit ilah gibi görüp (veya dönüştürüp) Demir Taht’a oturarak hükmetmek istediğini söylediğini, biliyoruz. Muhtemelen de bu konuda gerçeği söyledi, zaten serinin ana teması “güç” ve “gücün yozlaştırıcı etkisi” idi, GRRM’in ifadesine göre.
Haliyle Euron’u iki taraf arasında doğruca “buz” tarafına gönderip, “Ötekiler” ile bir bağlantısı olduğuna inandık. Peki niye böyle yaptık? Cevabı çok basit; bunun temel sebebi hem bizim “algımız” hem de Melisandre karakterinin bu geleneksel algımızı kullanarak yaptığı “maniple” sonucu…
Geleneksel algımız nedir? Her hikayede bir iyi-kötü taraf vardır; karanlık lordlar ve ona karşı savaşan aydınlık lordlar var. Melisandre de sürekli olarak “ateş” tarafını ölüm ile savaşan, yaşamı temsil eden taraf olarak; “buz” tarafını da her şeyi öldürmeye niyetli olan, kötü-ölüm tarafı olarak lanse etti. Benerro ve Moqorro da az destek çıkmadı, denebilir. Sonuçta insanlar “ölümden” nefret eder ve ölüm de korkulacak bir şey olarak bizim için kötü bir şeydir.
Bu yüzden Euron’u ölüm saçan, kötü adamların yani “buz”’un tarafına salladık. Aksi de olamaz, diye düşünüp alternatif hiçbir düşünceyi aklımıza getirmedik. Ben dahil… Kaldı ki sizden daha farklı düşünüyor olmama rağmen bu, buz ve ateş meselesinde. Buz ve Ateşin Savaşı 1 2 bu başlığı hatırlar iseniz ASOIAF evreninde var olan bu buz-ateş savaşını iyi ve kötünün savaşı olarak görmek hata idi. Zira GRRM’in mantığına göre artık “karanlık lordlara” ihtiyaç yoktu; kötüler siyah ile iyiler beyaz ile temsil edilmesine gerek yoktu… Her karakter iyi-kötü şeyler yapabilir. Nasıl ki Stark-Lannister savaşında -okuyucu olarak- iki tarafın da yanında olanlar var ve kimse karşı tarafa gerçek anlamda kötü taraf diyemiyor ama günahsız da diyemiyor, aynı şey bunun için de geçerli.
Haliyle geçenlerde niye böyle yaptığımı sorguladım.
Şimdi Euron’un şurada söylediği sözlerin bazısına bakalım.
“…Yalnızca bir deniz canavarı Gölge’nin yanındaki Asshai’ye yelken açtı ve tasavvur bile edilemeyecek harikalar ile dehşetler gördüHepsini alalım derim! Batıdiyar’ ı alalım derim.”
Elbette bunu sorguluyorlar, nasıl olabilir ki bu? Daha Kuzey’i bile ellerinde tutamıyorlar iken.
“Aegon?” Victarion, kollarını zırhlı göğsünde birleştirdi. “Fatih’in bizimle ne ilgisi var?” “Savaşlar hakkında senin bildiğin kadar şey biliyorum Kargagöz,” dedi Asha. “Aegon Targaryen, Batıdiyar’ı ejderhalarla kazandı.” “Biz de öyle yapacağız,” diye söz verdi Euron Greyjoy. “Sesini duyduğunuz şu boruyu, bir zamanlar Valyria olan dumanlı yıkıntıların arasında buldum, benden başka hiçbir adam orada yürümeye cesaret edemedi. Borunun çağrısını duydunuz ve gücünü hissettiniz. Bu bir ejderha borusu, kasnakları kırmızı altından ve üstüne tılsımlar kazınmış Valyria çeliğinden yapıldı. Ejderha lordları, Kıyamet tarafından yok edilmeden önce bu çeşit borular üflerdi. Bu boruyla ejderhaları kendi irademe bağlayabilirim.” Asha yüksek sesle güldü. “Keçileri senin iradene bağlayacak bir boru daha faydalı olur Kargagöz. Artık ejderhalar yok.” “Yine yanılıyorsun kızım. Uç ejderha var ve ben onları nerede bulacağımı biliyorum. Bu malumatın değeri ahşap bir taçtır şüphesiz.”
Euron’un sözlerini doğru kabul eder isek Asshai’ye ve Valyria’ya gitmiş. Valyria kısmı bizi şüpheye düşürse de Asshai’ye gittiğine şüphe etmem zira ipini koparan gidebiliyor zaten. Ejderha Borusunu ve Valyria çeliği zırhı olduğunu biliyoruz.
Asshai ve Valyria’yı “ateş” tarafının şehirleri olarak görmek yanlış bir çıkarım değil hatta Asshai, R’hllor inancının ana merkezi olarak görüyorum, dinin çıktığı yer burası olsa gerek ki AA efsanesi de ilk buradan çıkıp Batı’ya doğru yayılmış. İlk ejderhaların Gölge Topraklardan ve Yeşim Denizin’den çıktığı efsanelerini de unutmaz ise bu bölgeler ateş, ejderha, aa, ejderha çeliği, ateş ve kan büyüsü gibi şeylerin ana merkezi olarak kabul edilebilir. Özetle Euron, ateş taraflarında geziniyor sürekli…
Euron, ateş gücünü elinde bulunduran Dany’nin ve onun ejderhalarının peşinde. O gücü ondan çalma niyeti olduğu aşikar. Asshai’ye gidip, Gölge Toprakları gezmiş ve burada AA meselesini, Ötekiler ve gelen savaş meselesini görüp, öğrendiğine şüphe yok gibi.
Sonra Dany ile olan evlenme isteği ve sebebine değiniyor.
“…Demir Taht şöyle dursun, o oğulların hiçbiri Deniztaşı Tahtı’nda oturmaya uygun değil. Hayır, tahta uygun bir vârisimin olması için başka bir kadına ihtiyacım var. Deniz canavarı, ejderhayla evlendiğinde bütün dünya korksun kardeşim.”
Burada taht olarak çevrilen şey ingilizce’de him olarak belirtilmiş. Muhtemelen öncesinde tahttan bahsettiği için doğrudan onu kast ettiği düşünüldü çeviri yapılırken ama it demesi gerekirdi him değil, yani bir şahsın kendinden bahsediyor. “Ona layık bir varis” Gerçi narsist olduğu için kendisini de kast ediyor, olabilir. Sonuçta kendinden başka şahıs gibi konuşan tipler de görmedik değil. (Bknz: Jaqen)
“So are the contents of my chamber pot. None is fit to sit the Seastone Chair, much less the Iron Throne. No, to make an heir that’s worthy of him , I need a different woman. When the kraken weds the dragon, brother, let all the world beware.”
Bu “him” konusunda bir hata yok ise ve doğruysa Euron’un kast ettiği, kendisinden büyük gördüğü bir şahıstan bahsediyor. Bu da akla kafadan R’hllor ve Kebir Öteki’yi getiriyor, değil mi?
Pekala, Kebir Öteki ise neden Dany? Dany ve ejderhaları ateş ve ateş, KÖ’nin düşmanıdır. Yani ona uygun bir varis için Dany yerine “buz” tarafından birini bulması icap eder. Lakin R’hllor’ın takipçisi ise bu durumda Dany uygun bir seçim olacaktır.
Elbette biz Euron’un Dany’yi istemesi konusunda doğru söylediğini farz ederek bu yorumu yapıyoruz. Ejderhasına talip ise Dany’ye sahip olmayı arzulaması olağan. Euron’un ayrıca Daario olduğu ile ilgili bir kuram da vardı, doğru ise olay biraz daha ilginçleşiyor.
Bana göre Euron’un oynaştığı tarafın ateş olmasındaki en önemli işaret 6. kitaptaki Aeron POV’u. Ünlü rüyadan alıntılara bakacağız.
Euron’un gülümseyen, saklı gözleriydi. Dünyaya şimdi kanlı gözünü gösteriyordu. Karanlık ve korkutucu. Baştan topuğa örtülüydü ve karanlık bir onikse benziyordu. Kararmış kafataslarından oluşan tepenin üstünde oturuyordu ve cüceler ayaklarının etrafında hoplayıp zıplarken arkasında bir orman yanıyordu. “Kanayan yıldız kıyamete delalet idi.” dedi Aeron’a. “Bunlar son günler, dünya parçalanıp yeniden yapıldığında, yeni bir tanrı mezarlar ve ceset çukurlarından doğacak.” Euron dudaklarına büyük bir boru yaklaştırıp üfledi ve ejderhalar, krakenler, sfenksler emrine girip önüne eğildi. “Diz çök kardeşim.” diye emretti Kargagöz. “Kralın benim. Tanrın benim. Bana tap ve seni rahibim olarak ayağa kaldırayım.” “Asla. Tanrısız bir adam Deniztaşı Tahtı’nda oturamaz.” “Neden o sert, kara kayayı isteyeyim ki? Kardeşim, tekrar bak ve nereye oturduğumu gör.” Buharsaçlı Aeron baktı. Kafatası tepesi gitmişti. Kargagöz’ün altındaki artık metaldi. Büyük, uzun bir tahttı. Kırılmış kılıçlar, ucu keskin demirler vardı ve hepsinin ucundan kan damlıyordu. Uzun mızrakların üstünde tanrıların cesetleri duruyordu. Bakire oradaydı ve Baba, Anne, Savaşçı, Yaşlı Bilge, Demirci, hatta Yabancı bile oradaydı. Pek çok tuhaf ve yabancı tanrıyla yan yana asılmışlardı, Büyük Çoban, Kara Keçi, Üç Başlı Trios ve Bakkalon’un Soluk Çocuğu, Işık Tanrısı, Naath’ın Kelebek Tanrısı ve daha niceleri. Ve ileride şişmiş ve yeşil yengeçler tarafından yiyip bitirilmiş Boğulmuş Tanrı, Kızıl Deniz Atı’yla beraber çürüyordu, hala saçlarından su damlıyordu. Sonra Kargagöz tekrar güldü ve Rahip Sükunet’in içinde çığlık atarak uyandı. … Rüyalar bu kez daha kötüydü. Dargemileri kaynayan, kan kırmızısı bir denizde başıboş ve yanarken gördü. Kardeşini yine Demir Taht’ta görüyordu, ama Euron artık insan değildi. Daha çok bir kalamara benziyordu, babası derinlerdeki kraken olan bir canavar gibiydi. Yüzünde burulmuş dokunaçlar vardı. Arkasında bir kadın silüeti görünüyordu, uzun ve korkutucuydu, elleri soluk alevle yanıyordu. Cüceler eğlenceleri için hoplayıp zıplıyorlardı, dişi ve erkek, cinsel bir şölene hapsedilmiş, birbirlerini ısırıp parçalaıyorlardı ve Euron’la eşi gülüyor, gülüyor ve gülüyorlardı.
Karanlık bir oniks bana siyah taşları anımsattı. Zamanında kendi kardeşini öldürüp, hakkını gasp eden Kan Taşı İmparatoru’nun taptığı… Euron da Balon’u öldürüp, yerine geçmişti. Deniztaşı Tahtı, yağlı siyah taştan yapılma ve özünde Euron, kendine tapan bir narsist. Diğer bir olay da POV sonunda Aeron’un gördüğü duman kadar siyah dediği Valyria zırhı olabilir.
“Kanayan yıldız kıyamete işaretti…” sözü manidar sözlerden biri çünkü bu, ejderhayı temsil eden bir alamet. Dany ve ejderhaları büyüyor, güçleniyor ve R’hllor tarafı da aynı şekilde. Savaş geliyor, dünyanın sonu geliyor, her şeyin sonu geliyor; bunlar son günler… Euron’un baskın gelecek gücün “ateş” yanı olacağına inanıyormuş gibi bir hali yok mu?
Yeni bir tanrının ceset vb. çukurdan çıkması, yükselmesi meselesi… Aslında mezar ve ceset elbette ki bir ölüm durumunu ifade ediyor. Savaş geliyor ve savaş sonunda dünya yeniden yapılanacak Euron’un ifadesiyle… Benerro’ya göre AA’nın yanında savaşan ve ölenler, yeniden dirilecekler ve yaşayacaklar. Mel’e göre buz tarafı her şeyi öldürmeye, yok etmeye geliyor. Euron, ölüp gitmeye razı olur mu? Yok olmuş, ölmüş bir dünyada kime nasıl hükmedeceksin? Bu kısımlar ateş tarafının iddiası üzerine yorumlanmıştır. Ateş tarafı ise “ölümsüzlük” vaat ediyor. Ölmeyen biri bir çeşit ilah olmaz mı? En azından kendini öyle görmez mi? Bilhassa Euron gibi bir sosyopat narsist? Bence görür. Ölüm, bu tipin işine gelmez. Yaşamak gelir, sonsuza kadar yaşamak…
Kraken ve Ejderhalar hatta Sfenksler geliyor ve diz çöküyor; önünde eğiliyor boru ile çağırıyor bunları. Kraken, Euron’un olduğu şey iken ejderha “ateş” tarafına ait… Onun derdi kraken-ejderha evliliği ve bundan doğacak bir varis ile hükmetmek… sfenks bana Aemon’un sözünü anımsattı… Hala gizemini koruyor, nedir bu sfenks? Sfenksler Valyria sfenks’i olarak seride öne çıkmıştır aslında. Yarı insan yarı başka bir şeydir…
Cüceler deyince hemen akla Çocuklar geliyor ve arkadaki yanan orman(ilahları sanki) bunu destekler gibi hava yaratıyor ve arkasından bütün ilahların yere çalındığını gösteren bir sahne geliyor. Yani yine ilk uzun gece’ye sebep veren tipin yaptığı gibi tüm ilahları alaşağı ediyor ve kendi seçtiği yeni bir ilaha (bu durumda bu kişi Euron’un kendisi) tapıyor. Yalnız cüce kısmını Ölümsüzler evinde gördüğümüz şeklinde yorumlamak daha sağlıklı olabilir. Orada 4 cüce vardı ve bir kadına tecavüz edip, orasını burasını çiğneyip yiyorlardı. Buradaki cüceler de hoplayıp zıplıyor Euron’un karşısında ve birbirlerini yiyor. Muhtemelen Westeros lordları, insanları olabilir. Birbirlerini yemek, cinsel şölen birbirleri ile olan savaşı simgelese gerek. Bu şu an olan bir şey aslında ve devam edecek olan bir şey.
Gemilerin yanıyor olması ve denizin kana bulanmış olması kan-ateş sözlerini anımsatıyor. Muhtemelen Euron’un sonraki hamlesini gösteren bir FS ama kan-ateş birleşimi ilgimi çekti. Euron’un yanındaki kadının soluk da olsa alevli ellere sahip olması dikkate değer.
Aslında İngilizcesinde geçen ifade tam olarak şu; Beside him stood a shadow in woman’s form, long and tall and terrible, her hands alive with pale white fire.
Bir kadın gölge görüntüsü ve ellerinde canlı (gölge olduğu için herhalde) soluk soluk- beyaz alev var.
Alev yerine soğuk buz, kar vb. bir şey olsa kadının uzun olmasından dolayı Ötekiler vs. aklıma gelirdi ki ilk okuduğumda “alevi” sorgulamadan aklıma Gece’nin Kraliçesi türü bir şey gelmişti, dedim ya en başta ben de onu Ötekilerle işbirliği içinde sanıyordum. Fakat ortada “alev” var, buz ve kuzey güçleri ateşten nefret eder. Ateş de yanlış anlamadıysam eğer “canlı”… Nasıl ki Ötekiler, buzun yaşayan hali ise sanki bu kadın da ateşin canlı hali gibi… Yahut işte bu sadece simge olduğu için görülen şeyleri doğrudan bu şekilde algılamak da yanlış, sonuçta Euron da kalamar yüzlü olacak değil. Bu yüzden ateş tarafından bir kadın, Euron’u destekleyecek yahut halihazırda destekliyor, denebilir. Kantaşı’nın da bir karısı vardı, onu destekleyen, kaplan kadın; pek bilgi sahibi değiliz kendisi hakkında o yüzden bir yorumda bulunmak zor… Euron’un ensest, eşcinsellik, yamyamlık ve elbette ki büyülere ilgi duyması da bana yine aynı adamı hatırlatıyor, onda da vardı bunlar. Bu yüzden Euron’un Kantaşı İmp. gibi bir şey olduğunu düşünmek garip kaçmaz herhalde, özellikler vs. benziyor.
Aslında tam da kuram oldu bu ya, hem Euron’un ittifak ettiği taraf hem de Kantaşı İmp. bağlantısı… Neyse bunlar birer fikir, yorum… Siz de fikir ve yorumlarınızı ihmal etmeyin efem. Aslen burada yayımlandı.
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.06.19 01:08 karanotlar Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) Gustav Landauer – 7

Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) Gustav Landauer – 7
https://preview.redd.it/ha91pzbh1r551.jpg?width=850&format=pjpg&auto=webp&s=b600e42b2c7732c4a7eb2d2adf205a46b767cca7

Marksizm

Karl Marx, Marksizm’in iki bileşenini, bilimi ve siyasi partiyi, suni bir biçimde birleştirip görünüşe bakılırsa tümüyle yeni, dünyanın daha önce görmediği bir şeyi, yani bilimsel bir temele ve bilimsel bir programa sahip bilimsel siyaseti ve partiyi yarattı. Bu gerçekten de yeni bir şeydi ve üstelik modern ve vakitlice idi ve ayrıca bilimi, aslında en son bilimi temsil ettiklerini duymaları işçilerin gururunu okşadı. Eğer kitleleri kazanmak istiyorsanız, o zaman gururlarını okşayın. Onları ciddi düşünce ve eylem için güçsüz kılmak ve onların temsilcilerini içi boş bir hayranlığın ilk örneği (arketip) yapmak, kendilerinin bile, en iyi ihtimalle yarım anladıkları bir retoriği söylemek isterseniz, o zaman bilimsel bir partiyi temsil ettiklerine inandırın. Onları büsbütün kötücül aptallıkla doldurmak isterseniz, parti okullarında eğitin. Bunun içindir ki bilimsel parti tüm zamanların en gelişmiş insanlarının talebi idi! Yürürken, düşünürken, yazarken veya resim yaparken içgüdü ve ılımlılık ile hareket eden tüm eski politikacılar ne kadar da amatörlermiş. Bu doğal yeteneğin yanı sıra epey vasıf ve teknik gerektirse dahi hiçbir surette bilim değildi. Ve Plato’dan Machiavelli’ye oradan muhteşem Demagog için El Kitabı’nın yazarına bir bilim çeşidi olarak siyasetin temsilcileri ne kadar da mütevazı kişilermiş. Onlar, basitleştirme ve sentez için büyük bir yetenek ve kesif bir gözle bireysel deneyimleri ve kurumları düzenlediler ve sınıflandırdılar, fakat bunu bilimsel olarak yapma fikri akıllarına hiç gelmedi. Sanatsal yaratıcılık için program temeli sağlamak iddiasında olsaydı estetik nasıl olurdu; Marksizm işbu bilimsel sosyalistler içindir.
Marksizm hükmetmek isteyen profesördür; bu cihetle Karl Marx’ın meşru çocuğudur. Marksizm, babasına benzeyen bir uydurmasyondur ve Marksistler kendi doktrinlerine benzerler.
Fakat gerçekte Marksizm’in bilimsel hezeyanı partinin nesnel (practical) politikalarıyla da iyi uyum sağlayamaz. Bu ikisi sadece Marks ve Engels veya profesörle ipleri elinde tutanı şahsında birleştiren Kautsky gibi adamlar açısından uyuşur. Elbette kişi şayet ne istediğini biliyorsa doğru ve faydalı olanı isteyebilir. Fakat – böyle bir bilginin adına bilim denen şeyden uzak olduğu gerçeği dışında – bir yandan doğal hukukun varsayılan gücüne sahip sözde tarihsel gelişme yasalarına, şeylerin nasıl zorunlu ve kaçınılmaz olarak gelmesi gerektiğinin kesin bilgisine dayanıp böylece hiçbir insanın ne iradesinin ne de eyleminin bu ön belirlenimi zerre kadar değiştiremediğini ileri sürmek; diğer yandan dilemek, talep etmek, etki etmek, eyleme geçmek ve detayları değiştirmek dışında bir şey yapamayacak bir siyasi parti olduğunu iddia etmek handiyse çelişkilidir. Bu iki uyuşmazlık arasındaki köprü insan tarihinde kamuoyuna ifşa edilmiş en çılgın kibirdir. Marksistlerin yaptığı veya talep ettiği her şey (kaldı ki talep ettikleri yaptıklarından çoktur) şu anda tam da Tanrı (Providence) tarafından belirlenmiş gelişimin gerekli bağlantısıdır ve sadece doğal hukukun tezahürüdür. Diğerlerinin, Karl Marx tarafından keşfedilen ve sağlama alınan insafsız tarihsel eğilimleri zapt etmek adına yaptığı her şey nafile bir çabadır. Diğer bir deyişle Marksistler, amaçları bakımından gelişim yasasının icrai organlarıdır. Marksistler, üç aşağı beş yukarı bir kişide birleşen doğa ve toplum hükümetinin yasama ve yürütme dalları gibi bu yasanın keşfedicileri ve de uygulayıcılarıdır. Her halükarda diğerleri de istemeyerek de olsa bu yasaların uygulanmasına yardım ederler. Yoksul arkadaşlar her zaman yanlış şeyi isterler fakat tüm çabaları ve eylemleri ancak Marksizm tarafından belirlenmiş ihtiyaca yardımcı olur. Her kibir, her inatçı çılgınlık, hoşgörüsüzlük ve dar kafalılık ve Marksistlerin bilimsel-politik yürekleri ile sürekli sergilenen tüm küçümseyici huylar, saçma ve tuhaf teori karışımları, bilim ve parti pratiklerinden kaynaklanır. Marksizm hükmetmek isteyen profesördür; bu cihetle Karl Marx’ın meşru çocuğudur. Marksizm, babasına benzeyen bir uydurmasyondur ve Marksistler kendi doktrinlerine benzerler. Tek fark şu ki gerçek Profesör Karl Marx’ın entelektüel zekâsı, eksiksiz bilgisi ve çoğunlukla takdire şayan mantıksal birleştirimi ve birlik hediyesi şimdilerde genellikle broşür yazarlarının ilmi, parti-okul bilgeliği ve alt tabakanın papağan gibi tekrarı ile yer değişmiştir. En azından Karl Marx ekonomik yaşamın gerçeklerini, yararlanılan-kaynaklara ilişkin belgeleri ve – çoğu kez oldukça küstahça da olsa – büyük içgüdüsel dehaların keşiflerini çalışmıştı. Onun halefleri ise genellikle Berlin’deki Eğitim Bakanlığı’nın onayı ile derlenmiş ders kitapları ve özetleri ile yetinmektedir. Ve bizler burada proleteryanın aptal ve hayâsız dalkavukluğuna uymak zorunda olmadığımız için sosyalizm proleteryanın ortadan kalkmasını amaçladığı ve bu sebeple de onu ilgili tüm tarafların yüreğine ve aklına bilhassa faydalı bir kurum olarak görmediği için (büyük ve talihli şahıslar açısından, elbette, tıpkı her zorluk ve engelde olduğu gibi beraberinde pek çok avantajı getirecektir. Bir tür hazır oluş veya açık icra ihtimali ve gerilimi oluşturduğu ölçüde yoksunluğun ve içsel boşluğun bir gün, o büyük anda, birdenbire tüm kitleleri dayanışma ve deha ile hareket etmek üzere zorlayacağına dair her zaman bir umut vardır) burada bir kez daha şu söylenebilir: doğrudur, bir mucize, yani ruhun mucizesi, bir gün proletaryanın başına gelebilir, diğer tüm insanların başına gelebildiği gibi. Fakat Marksizm bu tür bir Pentekostal mucize değildi ve lisana bir hediye getirmedi. Daha çok Babilli bir kafa karışıklığı ve yüksekten atış idi. Proleter Profesör, proleter avukat ve parti lideri, bilim olma iddiasındaki sosyalizm türü olan ve adına Marksizm denilen o karikatürlerin karikatürüdür.
Bu Marksizm bu bilimi ne öğretir? Ne iddia eder? Geleceği bildiğini iddia eder. Sonsuz gelişim yasası ve insanlık tarihinin belirleyici faktörlerine ilişkin derin bir iç görüye sahip olduğunu; neyin gelmekte olduğunu, tarihin nasıl devam edeceğini ve koşullarımızdan ve üretim ve örgüt biçimlerimizden ne çıkacağını bildiğini zanneder.
Bilimin değeri ve anlamı hiç bu kadar saçma bir şekilde yanlış anlaşılmamıştı. İnsanlıkla, özellikle insanlığın en çok ezilen, entelektüel olarak mahrum edilmiş ve geri kalmış kısmı ile çarpık ayna görüntüsü kullanılarak hiç bu kadar alay edilmemişti.
Biz burada henüz bu bilimin içeriğini, Marksistlerin keşfettiklerini iddia ettikleri insanlığın varsayılan gidişatını hesaba katmadık. Bu noktada mesele sadece geçmişin verilerinden ve bilgilerinden ve günümüzün olguları ve koşullarından kesin bir bilgiyle geleceği haber veren, hesaplayan ve belirleyen bir bilimin var olduğuna dair ölçüsüzce aptal varsayımı ortaya çıkarıp, onunla alay etmek ve bu varsayımı reddetmektir.
Bu cihetle tarih ve politik ekonomi, bilim değildir. Tarihteki etkin güçler bilimsel olarak formülleştirilemezler; bunların hükümleri her zaman, içerdiği veya yaydığı insan doğasına bağlı olarak daha yüksek veya daha alçak bir isimle tarif edilebilir bir tahmin – kehanet ya da profesöre ait saçmalık – olacaktır.
Buraya kadar inandığım gibi – bildiğim gibi demeye de cüret edebilirim zira ahmaklar tarafından yanlış anlaşılmaktan korkmuyorum, aslında öyle olmasını ümit ediyorum – nereden geldiğimizi, nereye gittiğimizi – en derin inancım ve hissimle – nereye gitmemiz gerektiğini ve nereye gitmek istememiz gerektiğini konuşmaya da çalıştım. Fakat bu ihtiyaç bize doğal hukuk şeklinde değil ne olması gerektiği ile dayatılır. Desem ki bir şeyler biliyorum, bu bilme matematikteki bilinmeyen bir miktarın bilinenlerden hesaplanması anlamına mı gelir? Ya da bir geometri sorusunun çözülebilmesinde olduğu gibi midir? Ya da yerçekimi ve eylemsizlik yasası yahut enerji sakınımı kanunu her zaman geçerli midir? Veyahut formül için gereken verileri biliyorsam düşen bir nesnenin veya merminin yolunu hesaplayabilmem gibi midir? Veya H2O’nun su olduğunu bilmem gibi midir? Veya pek çok yıldızın hareketlerini hesaplayıp ay ve güneş tutulmalarını öngörebilmem gibi midir? Hayır! Tüm bunlar bilimsel eylemler ve sonuçlardır. Bunlar tabii yasalardır çünkü aklımızın yasalarıdır. Fakat yaşamımızdan ve bedenimizden ne anlam çıkaracağımızı, önceki yaşamımızın devamının, önümüzdeki yolun, sıkışmanın salınmasının, eğilim etkinleşmesinin – tüm bunlara “gelecek” denmektedir – ne olacağını söyleyen bir doğal yasa, aklımızın yasası, büyük enerji sakınımı yasasının bir alt-yasası daha vardır. Bunlar bilim şeklinde sunulamazlar, diğer bir deyişle sadece sınıflandırmaya tabi emrivakiler şeklinde değil bir eğilime eşlik eden his, dışarıdan gelene tamamen münasip arzu ve çabanın iç baskısı, dengenin değişen durumu şeklinde sunulabilirler. Bu; iradeye, göreve, kehanete varan tüm bildirimlere, vizyona ve sanatsal yaratıma işaret eder. Üzerinde durduğumuz yolun hedefi bir matematik sorun ya da olgusal bir rapor, hatta bir gelişim yasası ile benzer değildir. Bu, enerji sakınım yasası ile alay etmek olurdu. Bu yol cesur yürekliliğe tekabül eder. Bilginin anlamı: yaşamış olmak, olan şeylere sahip olmaktır. Yaşamın anlamı: yaşamak, gelecek olanı yaratmak ve bunun acısını çekmektir.
Bu sadece geleceğin bilimi olmadığı anlamına gelmez; yalnızca halen yaşayan geçmişin yaşayan bilgisinin olduğunu, orada yatan ve ölü olan bir şeylerin etkisiz bilimi olmadığını da ima eder. Marksistler ve onlar gibi tüm ahlakçılar ve gelişim politikacıları, ister Darwin-öncesi Marksistler gibi katastrofik ve çapsal gelişim teorisine bağlı olsunlar, isterse Darwinci revizyonistler gibi yavaş, tedrici çok küçük değişimlerin toplamı yolu ile eşit gelişen ilerlemeyi yerleştirmeyi dilesinler, bunlar ve gelişim biliminin tüm temsilcileri, mutlaka bilimsel faaliyetten vazgeçemiyor iseler, müteakip, görkemli, ilgili kelime gruplarının yani Ben Biliyorum, Ben yapabilirim (buradaki –ebilmek eki yetiyi ima eder. ç.n.), Ben yapabilirim ( buradaki –ebilmek eki olasılığı ifade eder. ç.n.), O yapmalı (buradaki -malı zorunluluk ifade eder. ç.n.), Ben yapmalıyım (buradaki –malı tavsiyeyi imler. ç.n.) ifadelerinin gerçek anlamlarına dair, doğa ve ruhun gerçekliğine ilişkin ne ifade ettikleri ile ilgili bilimsel bir araştırma yürütmelidirler. Bu onları daha mütevazı ve bilimsel, daha insani ve anlayışlı ve daha girişken ve mert yapacaktır.
Bu cihetle tarih ve politik ekonomi, bilim değildir. Tarihteki etkin güçler bilimsel olarak formülleştirilemezler; bunların hükümleri her zaman, içerdiği veya yaydığı insan doğasına bağlı olarak daha yüksek veya daha alçak bir isimle tarif edilebilir bir tahmin – kehanet ya da profesöre ait saçmalık – olacaktır. Bunlar her zaman doğamıza, karakterimize, yaşamımıza ve çıkarlarımıza bağlı bir değerlendirme olacaktır. Ayrıca söz konusu güçler şekilsiz, kararsız, belirsiz ve değişken olarak bizce kesinkes biliniyor olsa dahi bu tür ilkelerin uygulanması için gerekli olan olgular çok az bilinmektedir. Zaten insanın kelimenin tam anlamıyla sonsuz olan geçmişiyle ve dünya ile ilgili bilimsel bir değerlendirme yapmak için elimizde hangi dış bulgular vardır ki? Elbette, her tür şey, fazlasıyla çok, bu sözde bilimin arabalarına taşınmış ve bu arabalardan indirilmiştir. Maalesef bunlar sözde insan ve dünya tarihinin bir saniyesinden palas pandıras atılmış, karışmış, harap olmuş, parçalanmış yıkıntılardır. Hiçbir örnek ne kadar az bildiğimizi açıklığa kavuşturmaya yetecek kadar kaba değildir. Elbette bir örnek, tıpkı muhteşem Goethe’nin dediği gibi, sezgisel deha için genellikle bin kelimeye değerdir ve onları bünyesinde barındırır. Bununla birlikte bu biyolojik oluş ve insanlık tarihinin tüm alanları için güçlerle ve yasalarla ilgili örnek olaylar bulunmaktadır fakat yine Goethe’nin dilini kullanacak olursak, bunlar düpedüz veri-toplayıcılarının, Darwincilerin ve revizyonistlerin deneysel gübrelerine ve Marksistlerin diyalektik gübresine dönüşürler. Ve bu cihetle dahi – ki kendisi için insanların bir arada yaşamış olmaları ile ilgili meselelerde bir olay genellikle bin kelimeye bedeldir- bir bilim dehası değildir; yaratım ve eylem dehasıdır. Yaşamın bilgisi dâhil edilmiştir fakat ne kadar hakiki, büyük bilime dayandırılabilse de bu, bilim değildir.
Ve tanrıya ve dünyaya şükür olsun ki bu böyle! Gelecek olan her şeyi biliyor, gerçekten biliyor olsaydık niçin yaşardık? Yaşamanın anlamı yeni bir şeye dönüşmek değil midir? Yaşamanın anlamı eski, kendine güvenen ve bağımsız birer varlık olarak bizlerin, müstakil bir dünya ve sonsuz oluş olarak, içinde olmadığımız yeni, belirsiz bir başka dünyaya eşit derecede sonsuz, geçitten geçide ve çokluktan çokluğa girmemiz değil midir?
Kendimize canlı dediğimiz zaman, biz okuyucular ya da gözlemleyiciler ya da varlıklar çok iyi bilinen güçler tarafından eskiden eski olana, eşit derecede iyi bilinen bir yere doğru sürüklenenler değil miyiz? Ya da bizler eylem nesneleri olmaktan çok yürüyen ayak ve çalışan el değil miyiz? Ve dünya bize, her sabah kalktığımızda, meçhul, bilinmez ve amorf, kendi doğal kabiliyetlerimizin bir aracı ile oluşturup özümsediğimiz yeni ve sunulan bir şey gibi görünmez mi? Ah siz Marksistler, keşke özel yaşamınızda bereket ve neşenin bolluğuna sahip olsaydınız, o zaman yaşamı bilime döndürmek istemez ve döndüremezdiniz! Ve nasıl yapardınız ki, sosyalist olarak görevinizin, neşe dolu iş biçimleri ve topluluklar ve neşe içinde yaşayan toplum olma durumunu edinmeleri için insanlara yardım etmek olduğunu bilseydiniz.
Bıkmış, şüpheci veya dertli olarak değil, neşe ile kabullenerek insanların ve ulusların çok çeşitli ve anlaşılmaz geçmiş ve gelecek yaşam biçimlerine dair hiçbir şey bilmediğimizi belirtiyorum; binyılın kaderini bilmek, hissetmek ve içeriden yaşamak için yeterince, pek çok insana göre daha fazla, gururlu ve cesurum. Ne olduğuna ve neyin olmakta olduğuna dair bir fikrim var. Kaderimizin gidişatına ilişkin benim de bir hissiyatım var. Nereye gitmek ve nerede başkalarına tavsiyede bulunmak ve onları yönlendirmek istediğimi biliyorum. Ve pek çok kişiye, hem şahıslara hem kitlelere, iç görümü, coşkun hissimi, güçlü irademi aktarmak istiyorum. Fakat bir formülle mi konuşuyorum? Aldatıcı bir biçimde bir matematikçi gibi gizlenen bir gazeteci miyim? Bilim flütüyle toy çocukları saçmalık ve sahtekârlık dağına yönlendiren Fareli Köyün Kavalcısı mıyım? Ben bir Marksist miyim?
Hayır, fakat ne olduğumu söyleyeceğim. Konuştuğum başkaları – Marksistler – bana anlatana kadar beklemek zorunda değilim. Herkes kadar çalıştım, araştırdım ve bilgi topladım ve eğer tarih ve ekonomi diye bir bilim varsa ben kesinlikle onu öğrenecek yeterli beyne sahibim. Gerçekten de sizler, siz Marksistler tuhaf insanlarsınız ve kendinizi merak etmemeniz hayret verici. Mütevazı bir zekâya sahip insanların dahi bilimin sonuçlarını, bu sonuçlar ortada varken öğrenebileceği eski ve kesin bir konu değil midir? O halde tüm tartışmalarınızın, polemiklerinizin ve ajitasyonlarınızın, tüm talepleriniz ve müzakerelerinizin, tüm retoriğinizin ve münakaşalarınızın maksadı nedir? Bir biliminiz varsa eğer, bu yersiz didişmelerinize son verin. Okul müdürünün sopasını elinize alın ve bizi bilgilendirin, bize öğretin, yöntemleri, işleyişleri, yapıları öğrenmemizi ve bunları cansiperane uygulamamızı sağlayın ve tecrübeli, kandırılmamış ve kesin bilenler olarak Bebel’inizin dürüst bir amatör olarak denediğini yapın: nihayet gelecek tarihin kesin verilerini bize anlatın!
Çünkü sosyalizmi gasp eden ve Marks’ın Kapitali’ni, Nibelungen hazinesini koruyan cüceler gibi bekleyen Niselheim’ın soğukkanlı insanları küçümsenmeli ve dağıtılmalıdır. Sosyalizm meşru varislerine devredilmeli ki böylece neyse ona, – neşe ve coşkuya, inşa ve yapıma, tüm duyular için ve tüm ilksel yaşamlar için ve şimdilerde eylem halinde bir icraya dönüşmek üzere olan sonuna kadar görülen bir rüyaya – dönüşebilsin
Bu yüzden ben de çalıştım, sizin gibi değil ama sizden daha iyi çalıştım ve yine de şunu söylüyorum: öğrettiğim kesinlikle bilim değildir. Her kişinin kendi doğasını, kendi gerçek yaşamının kendisini aynı yola yöneltip yöneltmediğini incelemesine izin verin ve ancak o zaman onun benimle gelmesine müsaade edin ama müsaade edin. Sizden daha iyi çalıştım çünkü bende sizde bulunmayan bir şey var. Elbette, kibrim, ya da yaygın olarak adına ne deniyorsa, sizinkinden daha fazla değil. Kendime dair mütevazı yani münasip görüşümü kendime saklarım, gayet tabii akranlarım arasında, kimin sosyalist kimin sosyalist olmadığını söyleme zorunluluğu hariç! Çünkü sosyalizmi gasp eden ve Marks’ın Kapitali’ni, Nibelungen hazinesini koruyan cüceler gibi bekleyen Niselheim’ın soğukkanlı insanları küçümsenmeli ve dağıtılmalıdır. Sosyalizm meşru varislerine devredilmeli ki böylece neyse ona, – neşe ve coşkuya, inşa ve yapıma, tüm duyular için ve tüm ilksel yaşamlar için ve şimdilerde eylem halinde bir icraya dönüşmek üzere olan sonuna kadar görülen bir rüyaya – dönüşebilsin. Ve varisler hala uyuduğu ve rüya ve şekilciliğin uzak diyarlarında kaldıkları için ve birilerinin mirasa nihayetinde el koyması gerektiği için bu varisleri bir araya toplamalı ve kendimi de onlardan biri olarak meşrulaştırmalıyım.
O zaman bu Marksistler tüm bu bilimsel hurafelerini nereden edinmektedir? Marksistler, geleneğin ve koşulların çeşitlenmiş, parçalanmış, çetrefil ve karışık detaylarını tek bir düzen ve birlik hattına indirgemek istiyorlar. Onlar dahi basitleştirme, birlik ve evrensellik ihtiyacını hissediyorlar.
Gene sana mı ulaştık, oh sen muhteşem kurtarıcı Bir ve Evrensel Fikir, sen ki gerçek yaşama olduğu kadar gerçek düşünceye de gerekli olan, bir arada varolmayı ve toplumu, anlaşmayı ve içselliği yaratan, düşünürlerin zihninde ve doğa sözleşmesinde yer alan fikir? Sen, ruh ismiyle adlandırılan!
Ama sana sahip değiller ve bu yüzden senin yerine koyuyorlar. Bu yüzden kendi yanıltıcı taklitlerini, kendi tarihsel yamalarının ve kendi bilimsel yasalarının ikame ürünlerini uyduruyorlar: onlar sadece detayları oluşturan, ilişkilendiren ve düzenleyen ve dağınık olguları yani bilimi bağlayan tek bir ikna edici genel ilkeyi tanırlar. Aslında bilim ruhtur, düzendir, birlik ve dayanışmadır; bilimse… Fakat o, dolap ve dalavere olduğunda, sözde bilim adamı sırf kılık değiştirmiş bir gazeteci ve kötü kamufle olmuş başyazar olduğunda, istatistiklere göre formüle edilmiş pek çok olgu ve diyalektikle maskelenmiş basmakalıp sözler, tarihin bir çeşit yüksek matematiği ve gelecek yaşam için şaşmaz bir el kitabı olduğunu iddia ettiğinde bu sözde bilim ruhsuzdur, idrak kabiliyetine engeldir. Argümanlar ve kahkahayla, sinirden kudurarak yok edilmesi gereken bir engeldir.
Ruhun diğer biçimlerini bilmiyorsunuz ve bu yüzden peygamberlik oynamak isteyen gerçek profesörler olduğunuz zamanlar hariç, tıpkı ut çalmak isteyen ama çalamayan diğer profesörünüz, koruyucu aziziniz gibi avukat yüzlerinize profesörlük maskesini giydiniz.
Fakat bizler ruhun ne olduğunu biliyoruz ve bunu burada sık sık söyledik. İnsanlığın akışında tür ve kaynak açısından sizinkinden farklı evrensel bir uyumumuz var. Bilgimiz, büyük asli hislerimizle ve güçlü, geniş kapsamlı irademiz ile doludur: bizler – fakat önce siz zavallı Marksistler, bir sandalye çekin ve oturun ve sıkı durun, zira berbat, küstah bir iddia birazdan öne sürülecek, ki bu eş anlı olarak bana karşı küçültücü bir tonda ileri sürmek isteyeceğiniz suçlamanın önüne geçecektir – bizler şairleriz; ve bilimsel dolandırıcıları, Marksistleri, soğuk, boş, ruhsuzları yok etmek istiyoruz böylelikle şiirsel vizyon, sanatkârane yoğunlaşmış yaratıcılık, heves ve kehanet şu andan itibaren harekete geçmek, çalışmak ve inşa etmek için kendi yerini bulacaktır; yaşamda, insan bedenleriyle birlikte, insicamlı bir hayat, iş ve grupların, toplulukların ve ulusların dayanışması için.
Evet, gerçekten de öyle. Yeterince uzun süredir şiirsel bir rüya ve melodi olan, büyüleyici bir çevre ve parlak bir renk cümbüşü tümüyle hayata geçecek ve gerçek olacaktır. Biz şairler, yaşayan ortamda yaratmak ve kimin daha büyük ve daha güçlü uygulayıcılar olduğunu görmek istiyoruz. Bildiğini iddia eden ve hiçbir şey yapmayan sizler mi, yoksa şu anda içinde canlı bir imge, kesin bir his ve enerjik iradeye sahip bizler mi? Ne yapılabilecekse onu yapmak isteyen biziz, şimdi ve sonsuza kadar. Biziz bıkıp usanmadan sizin yanınızdan kahkaha, sebepler ve öfke ile geçip saldırılarla ve savaşlarla daha yoğun parçaların üstesinden gelen, biteviye ileriye güdümlü, sürekli eylem, inşa ve yıkım bulunan harekette bizlerle birlikte olan insanları örgütlemek isteyen. Bilim de, parti de temin etmiyoruz. Sizin anladığınız şekliyle daha az entelektüel ittifak sunuyoruz, zira siz bu tür bir şeyden bahsettiğinizde kafanızda aydınlanma diye adlandırdığınız ve bizim ise yarı-eğitim ve broşür-yemi dediğimiz şey beliriveriyor. Bizi harekete geçiren ruh yaşamın özüdür ve etkin gerçekliği yaratır. Bu ruhun bir diğer adı daha vardır: dayanışma [Bund]; ve bizlerin güzel bir sunumla şiirselleştirmek istediğimiz şey eylemdir, sosyalizmdir, bir işçi sınıfı cemiyetidir[Bund].
İşte burada Marksistlerin neden ruhu materyalist diye adlandırdıkları ünlü tarih mefhumundan dışladıklarını gözlerimizin önünde net bir şekilde görüyoruz ve ona ellerimizle dokunabiliyoruz. Bizler, bu noktada, diğer mükemmel Marksist muhaliflerin yaparken başardıklarına kıyasla daha iyi bir açıklama sunabiliriz. Marksistler, beyannamelerinde ve görüşlerinde ruhu çok doğal, aslında neredeyse mükemmel bir maddi neden ile dışarıda bırakmıştır, yani çünkü ruhları yoktur.
Fakat bu, onların tarihi tanımlama tavırları, hakkıyla “materyalist” olarak adlandırılabildiğinde doğru olabilirdi sadece. Bu da temsilcilerinin kendilerine ait bir ruhla elde edemeyeceği bir girişim olsa da takdire şayan, hatta devasa bir teşebbüs – tüm insanlık tarihini sırf fiziki olaylar, somut gerçek işlemler, dünyanın geri kalanındaki maddi olaylar arasındaki sonu gelmez etkileşim ve insan bedenlerinin psikolojik süreçleri biçiminde tanımlama girişimi – olurdu. Ancak hâlihazırda belirtmiş olduğum sebeplerden ötürü bu, kati surette yasalara dayanan bir bilim olamaz ancak böyle bir bilimin hayali, neredeyse fantastik bir ön taslağa dönüşebilir. Belki bir gün birileri, bu işi, sırf doğru temeli ve dil olanağını bulmak için bile olsa, bu katı yapıyı eritmek ve onu tamamen bir imgeye indirgemek ve bu büyük ters yöne çevirimi üstlenmek, yani insanlık tarihinin tamamını – tüm maddeselliği hariç tutarak- topyekün ruhsal bir oluşum, akli akımların mübadelesi olarak betimlemek için – üstlenecektir. Materyalizmi nihai sonuçları üzerinden düşünebilen herhangi biri bunun idealizmin diğer yüzü olduğunu bilir. Böylesi hakiki bir materyalist her kim ise O, ancak Spinoza okulundan geliyor olabilir. Ama bu kadarı yeter! Marksistler bundan ne anlamaktadır? Marksistler, Spinoza adını duyduklarında muhtemelen broşürcülerinin ve Darwinci tekçi yazarların Spinoza’dan çıkarttıkları pelüş oyuncağı düşünmektedir.
Yeter artık: burada sadece, Marksistlerin tarihin materyalist anlayışı dedikleri şeyin rasyonel anlaşılan herhangi bir materyalizm ile hiçbir ilgisi olmadığını söylemek gerekiyor: sonunda Marksistler, materyalizmi rasyonel bir biçimde anlamanın dahi bir çelişki olduğunu düşündüler ve hatta bunda yanılmış bile olmazlardı. Her halükarda öğrettikleri tarihsel anlayış “ekonomik” olmalıdır. Yukarıda da söylendiği üzere onun gerçek adı, ruhsuz tarih anlayışıdır.
Sözcüklerin çelişik yanlış kullanımı Marksistleri, sığ adamları ne kadar rahatsız edilebiliyorsa ancak o kadar rahatsız etmiştir. Bazıları söz konusu çelişkiye absürt bir yarım gerçekle, diğerleri farklı, çarpık bir gerçek dışılıkla uyum göstermiş ve bu şekilde aralarında farklı ekoller ve her türden gerilim ve ayrılık çıkmıştır.
Marksistler, tüm politik koşulların, dinlerin, entelektüel hareketlerin hepsinin sadece ekonomik koşulların ve toplumsal kurumların ve işleyişlerin bir tür yan tesiri, ideolojik bir üst yapısı olduğunu keşfettiğini iddia etmektedir. Elbette kendi doktrinlerini ve tüm ajitasyonlarını ve politik eylemlerini bundan hariç tutmazlar. Onların süfli akılları, kendilerinin ekonomik ve toplumsal gerçeklik olarak adlandırdığı şeyle, akli ve ruhi eylemin ayrılmaz bir biçimde birbiriyle ne denli iç içe geçtiği, ekonomik yaşamın toplumsal yaşamın sadece çok küçük bir parçası olduğu, bu toplumsal yaşamın, insanın bir arada yaşama hareketlerinden, büyük ve küçük ruhsal yapılardan tümüyle ayrılamaz olduğu gerçeğinden sadece biraz rahatsız olur? Onlar, umumiyetle tüm beyanlarında kendi sözcüklerini idrak etme ihtiyacını hiç hissetmemiş ağzı laf yapan konuşmacılardır ve laf ebesidirler. Bir an bunu idrak etselerdi derin sessiz adamlar olurlardı. Zira kendi tüm çelişkilerinde ve tutarsızlıklarında boğulurlardı.
Sözcüklerin çelişik yanlış kullanımı Marksistleri, sığ adamları ne kadar rahatsız edilebiliyorsa ancak o kadar rahatsız etmiştir. Bazıları söz konusu çelişkiye absürt bir yarım gerçekle, diğerleri farklı, çarpık bir gerçek dışılıkla uyum göstermiş ve bu şekilde aralarında farklı ekoller ve her türden gerilim ve ayrılık çıkmıştır. Bu doktrinden yola çıkarak bazıları politikayı ekonominin neredeyse alakasız bir yansımasına indirgediği için Marksizm’in apolitik ve handiyse anti-politik bir tavır beyan ettiği sonucuna varmıştır. [Buna göre] politika, yasama ve hükümet biçimleri önemli değildir; sadece ekonomik biçimler ve ekonomik mücadeleler önemlidir (fakat elbette bu mücadeleler de saf doktrine kaçak sokulmuştur zira bir mücadele, hatta ekonomik bir mücadele dahi tümüyle ruhsal bir meseledir, ruhun yaşamıyla güçlü bir biçimde iç içe geçmiştir – bu kadarı yeter, çünkü, yukarıda da söylendiği üzere, Marksizm’in herhangi bir nokta-i nazarını inceleyen biri her zaman imkânsızlık, taviz ve kaçak keşfeder.) Her şeye rağmen diğerleri, politikanın yardımıyla ekonomik meseleleri etkilemek isterler ve kendilerinin profesörlüğe ait mürekkep lekelerinden oldukça farklı görünen tavizlere, bahanelere ve bıktırıcı gerçeklik düzeltmelerine ekleme yaparlar. Kendilerinin tamamının da uygulaması gerektiği bu geçici çarelere ekleme yaparlar. Mesele bu değil ve biz de bu ihtilaflı meselelerle daha fazla uğraşmayacağız. Bunlarla politik Marksistler, kendi kardeşleriyle, sendikacılarla ve son dönemde iki asil ismin acınası bir biçimde yanlış kullanıldığı sözde anarko-anarşistlerle birlikte savaşsınlar.
Tüm doktrin yanlış olduğu ve bu doktrinin iler tutar bir tarafı olmadığı için, geride doğru ve değerli kalan tek şey İngiltere’de ve başka yerlerde Karl Marx’tan çok uzun zaman önce fark edilmiş olan bir gerçektir: insan olayları üzerinde düşünürken ekonomik ve toplumsal koşulların ve değişimlerinin yüksek önemi göz ardı edilmemelidir. Bu husus, özgürlüğe, kültüre, dayanışmaya, halka ve sosyalizme doğru atılmış en erken ve en önemli adımlardan biri olan, devletten ayrı olarak toplumun keşfi şeklinde adlandırılması gereken büyük harekete sebep olmuştur. Pek çok faydalı ve ufuk açıcı fikirler on sekizinci yüzyılın parlak gazetecilerinin ve politik ekonomistlerinin muazzam yazılarında ve on dokuzuncu yüzyılın ilk sosyalistlerinde bulunmaktadır. Ancak Marksizm tüm bunları bir karikatüre, sahteliğe ve yozlaşmaya indirgemiştir. Marksistlerin kavradığı sözde bilim gerçek etkisi bakımından acınası ve feci bir girişimdir (zira hiçbir sözde bilim, demagojik, hatta sadece popüler bir damgaya sahip olsa dahi, eğitimli ve eğitimsiz kitleleri ve de üniversite profesörlerini kendisine çekmeyecek kadar aptal değildir). Dolayısıyla Marksizm devletten uzaklaştıran bu akımı – diğer bir deyişle ortak bir ruh ile kültürsüzlükten birleşmiş gönüllü teşekküllere yönelen, kendisiyle birlikte toplumların toplumunu taşıyan akımı – gerisin geri devlete ve tüm toplumsal kurumlarımızın ruhsuzluğuna doğru, tersine çevirmeye çalışmaktadır ve dahası bu akım hırslı politikacıların çarklarını döndürmek için koşmaktadır.
Buna daha yakından bakmalıyız. Acı Marksist soğanının sadece iki kabuğunu soyduğumuz için gözlerimizi yaşartsa da bu soğanı daha derinden, merkezine doğru kesmeliyiz. Daha sonra bu ucubeyi kesip parçalara ayırmalıyız ve söz veriyorum buna devam ettikçe her zaman biraz burun çekme ve aksırma ve kahkaha olacaktır. Şimdiden bilim ve Marksistlerin materyalizmi açısından durumu gördük. Fakat bunlar geçmiş, günümüz ve geleceğe ilişkin ne tür bir tarihsel gidişat keşfetti? Bunun, maddi gerçeklikten kendi ruhsal üstyapılarına doğru büyüyen bir gidişat olmadığı kesin, bu muhtemelen Kartezyen pineal bezlerinde büyüyen bir tür.
Şimdi, profesörün yaşamı yanlış bilime, insan vücutlarını kâğıda indirgediği noktaya ulaştık. Kendisi de oldukça farklı bir tür profesöre, dönüşüm için başka pek çok yetenekle beraber dönüştü. Ne de olsa profesörler genellikle kendilerine dönüşüm sanatçıları, sihirbazlar, kasaba fuarlarında el çabukluğu marifetiyle ve geveze çeneleri ile üreten hokkabazlar derler. Karl Marx’ın en ünlü ve belirleyici bölümleri bana hep bu tür profesörleri hatırlatmıştır. “Bir, iki, üç. Gördüğünüze inanmayın”.
Şimdi zamanı geldi: “kapitalist üretim, doğal bir süreçle birlikte kendi değillemesini (negation) üretmektedir:” Sosyalizm. “İşbirliği” ve “yeryüzünün ortak mülkiyeti” için Karl Marx, hâlihazırda “kapitalist çağın bir başarısıdır” diyor. Büyük, muazzam, neredeyse sonsuz proleterleşmiş insan kitleleri aslında sosyalizme neredeyse hiçbir katkıda bulunmamıştır. Onlar sadece vaktin gelmesini beklemelidirler.
Sonuç olarak, Karl Marx’a göre uluslarımızın Orta Çağlar’dan günümüz kanalıyla geleceğe doğru ilerlemeci kariyeri “doğal bir sürecin gereksinimi ile” (İngilizce metne göre ki hala daha en net olandır: doğal bir yasanın zorunluluğu ile), üstelik de artan bir hızla gerçekleşen bir seyirdir. İlk aşamada küçük esnaf olarak sadece ortalama, sıradan insanlar, küçük burjuvalar vb. acınası kişiler vardı ve pek çok insan kendilerine ait küçük mülklere halen de sahipti. Ondan sonra kapitalizm, ikinci aşama, ilerlemeye doğru yükseliş, gelişimin ve sosyalizme giden yolun birinci aşaması geldi ve dünya tümden farklı bir çehreye büründü. Çok az kişi, her biri çok geniş olan mülklere sahipti, kitlenin hiçbir şeyi yoktu. Bu aşamaya geçiş zordu ve şiddet ve çirkin fiiller olmaksızın gerçekleşemezdi. Ancak bu aşamada vaat edilen toprağa doğru ilerleme çok daha hızlı ve gelişmenin sorunsuz işleyen raylarında kolaylıkla gerçekleşti. Tanrı’ya şükür gitgide daha fazla kitle proleterleşti; Tanrı’ya şükür artık daha az kapitalist bulunuyordu; en son proleter kitleler, deniz kıyısındaki kum gibi yalıtılmış devasa müteşebbislerle yüzleşene kadar bu az sayıdaki kapitalist, birbirinin malına el koydu ve şimdilerde de üçüncü aşamaya, gelişmenin ikinci sürecine sıçradılar; sosyalizme doğru son adım ise sadece bir çocuk oyuncağı: “Kapitalist özel mülkiyetin ölüm çanları çalıyor”. “Üretimin araçlarının merkezileşmesi” ve “emeğin toplumsallaşması” diyor, Karl Marx, kapitalizm ile başarıldı. O, buna “kapital tekeli altında gelişen” üretim biçimi diyor, zira kapitalizmin sosyalizme dönüşmeden hemen önceki son güzelliklerini överken her zamanki gibi kolaylıkla şiirsel bir esrikliğe bürünüyor. Şimdi zamanı geldi: “kapitalist üretim, doğal bir süreçle birlikte kendi değillemesini (negation) üretmektedir:” Sosyalizm. “İşbirliği” ve “yeryüzünün ortak mülkiyeti” için Karl Marx, hâlihazırda “kapitalist çağın bir başarısıdır” diyor. Büyük, muazzam, neredeyse sonsuz proleterleşmiş insan kitleleri aslında sosyalizme neredeyse hiçbir katkıda bulunmamıştır. Onlar sadece vaktin gelmesini beklemelidirler.
Yine de doğru değil mi? Kapitalizmin bize işbirliği ve yeryüzünün ortak mülkiyeti ve üretim araçlarını getirmiş olduğu söylenebilirken, siz bilimin beyefendileri, o noktaya ulaşmaktan uzak mıyız? Ortak mülkiyet her ne anlama gelirse gelsin, en azından bu kadarı nettir, gerçi pek çok farklı ortak mülkiyet biçimleri olabilir, fakat gasptan, imtiyazdan, özel mülkten gayri bir şey olsa gerektir. Sözde şimdiden sosyalizme benzeyen bu ortak mülkiyete dair herhangi bir iz şu anda görülebilir mi? Evet mi, hayır mı? Zira bu doğal sürecin daha ne kadar süreceğini bilmeyi çok isteriz. Biliminizi bize gösterin, lütfen!
Fakat kim bilir, kim bilir! Belki de Karl Marx, yeryüzünün ortak mülkiyetinin gözle görünür başlangıçlarını ya da izlerini ve hâlihazırda on dokuzuncu yüzyıl ortalarında tekelci kapitalizmden doğmuş üretim araçlarını gördü. İşbirliğine gelince konu daha yakından inceleme altındadır, şimdiden oldukça nettir. Ancak bana göre işbirliği, birlikte hareket ve ortak çalışma demektir ve bir ineğin ve atın saban önüne müştereken çekilmesine veya pamuk tarlasında veya şeker kamışı tarlasında Zenci (Negro) kölelerin, ortak iş bölümü ile ortak bir mekândaki çalışmasına “işbirliği” ya da “birlikte çalışmak” diyen kişi budala değilse nedir – fakat ne söylüyorum ben? Karl Marx tam da böyle bir budalaya benziyor! Ne geleceği! Kapitalizmin daha fazla gelişmesi de ne! Zeki âlim günümüze sıkışıp kalmıştır. Karl Marx’ın işbirliği dediği şey ki sosyalizmin bir unsuru olması gerekir, kendi zamanındaki kapitalist teşebbüste gördüğü çalışma biçimi, binlerce kişinin bir odada çalıştığı fabrika sistemi, işçinin makinelere adaptasyonu ve kapitalist dünya pazarı için malların üretiminde sonuç olarak ortaya çıkan yaygın iş bölümüdür. Kaldı ki kendisi de sorgulamaksızın kapitalizmin “şimdiden aslında toplumsal üretim teşebbüsüne dayandığını” söylemektedir.
Marksizm’in temelinin, bu tür bir sosyalizm İncili’nin adına Kapital denmesi sembolik olarak önemli değil midir? Sosyalizm, kültür ve dayanışma, yalnızca takas ve neşeli iş, toplumların toplumu, ancak bir ruh uyandığında, örneğin Hristiyan ve Hristiyan-öncesi çağların Cermen uluslarının bildiği gibi gelebilir diyerek, kapitalist sosyalizme kendi sosyalizmimizle karşı çıkıyoruz.
Evet gerçekten de bu tür emsalsiz saçmalıklar eşyanın tabiatına aykırıdır, fakat kapitalizmin sosyalizmi tümüyle kendinden geliştirdiği ve sosyalist üretim biçiminin kapitalizm altında “serpildiğini” söyleyen Karl Marx’ın görüşü kesinlikle doğrudur. Şimdiden işbirliğine sahibiz, şimdiden, en azından yeryüzünün ortak mülkiyetine ve üretim araçlarına giden yol üzerindeyiz. Sonunda geriye kalan çok az mülk sahibini de kovalamaktan başka yapılacak bir şey kalmayacak. Gayri her şey kapitalizmden gelişmiştir. Zira kapitalizm ilerleme, toplum ve hatta sosyalizmle eşitlenmiştir. Gerçek düşman “orta sınıf, küçük sanayici, küçük tüccar, zanaatkâr, çiftçi”dir. Çünkü onlar kendileri çalışırlar ve en fazla birkaç yardımcıya ve çırağa sahiptirler. İşte bu beceriksiz, cüce teşebbüstür, oysa kapitalizm tekbiçimlidir (uniformity), binlerce kişinin tek bir yerde çalışmasıdır, dünya pazarı için çalışmaktır; işte bu toplumsal üretim ve sosyalizmdir.
Karl Marx’ın gerçek doktrini budur: kapitalizm Orta Çağlar’ın kalıntıları üzerinde tam bir zafer kazandığı zaman ilerleme damgasını vurur ve sosyalizm resmen oradadır.
Marksizm’in temelinin, bu tür bir sosyalizm İncili’nin adına Kapital denmesi sembolik olarak önemli değil midir? Sosyalizm, kültür ve dayanışma, yalnızca takas ve neşeli iş, toplumların toplumu, ancak bir ruh uyandığında, örneğin Hristiyan ve Hristiyan-öncesi çağların Cermen uluslarının bildiği gibi gelebilir diyerek, kapitalist sosyalizme kendi sosyalizmimizle karşı çıkıyoruz.
Dolayısıyla iki karşıt, keskin bir zıtlık teşkil etmektedir.
Burada Marksizm – orada sosyalizm!
Marksizm – ruhsuz, sevgili kapitalizm dikeni üzerindeki kâğıt çiçek.
Sosyalizm – çürümeye karşı yeni güç; ruh-suzluk, zorluk ve şiddetin bileşimine karşı, modern devlet ve modern kapitalizme karşı yükselen kültür.
Ve şimdi biri, bu noksansız modern şeye karşı yüzüne ne söylemek istediğimi anlayabilir –Marksizm: zamanımızın vebası ve sosyalist hareketin lanetidir. Şimdi daha da net olarak, bunun böyle olduğu, neden böyle olduğu ve neden sosyalizmin sadece Marksizm’e yönelik ölümcül bir düşmanlık ile ortaya çıkabileceği söylenecektir.
Çünkü Marksizm, her şeyden öte, geçmiş olan her şeye yukarıdan bakan ve onları hakir gören kültürsüz, işine geldiği gibi günümüz veya geleceğin başlangıcı diyen, ilerlemeye inanan, 1908 yılını 1907 yılından daha çok seven, 1909 yılından oldukça özel bir şeyler uman ve 1920 yılı gibi çok uzakta gerçekleşecek bazı şeylerden neredeyse nihai bir eskatolojik mucize bekleyen kimsedir.
Çev: Nesrin Aytekin
https://itaatsiz.org/?p=5516
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.05.28 06:56 bipobat Hazır erken seçim polemikleri varken; oldu da iktidar değişti, ekonomi kurtulur mu?

Yazdığım ilk iki yazının ardından biraz zaman geçti farkındayım ama gündemin durulmaması ve inanılmaz iş yoğunluğum nedenleriyle elim bir türlü gitmedi. Umarım özellikle bu konuları merak eden arkadaşlar bu yazıya erişim sağlayabilir, arada kaybolup gitmez. Birazdan yazacaklarımı yazarken kişisel siyasi görüşümü çok karıştırmadan, olmuşları ve olabilecekleri, akademik eğilim olarak post-modern bir akış açısı ile ele almaya çalışacağım. Tamamiyle sizin fikirlerinizi yansıtmayabileceği gibi, ben ne dersem doğrudur gibi bir tripte de olmadığımı bilin. Bunu tamamiyle kafa boşaltmak ve bu konulara ilgi duyanları teşvik etmek adına yazıyorum.
İlk yazıda bir erken seçim ihtimaline değinmiştim. Son dönemde bunu desteklediğini düşündüğümüz bir eylem gerçekleşti ve Erdoğan yeni bir "gönül seferberliği" başlatılmasını istedi (Link: https://www.hurriyet.com.tgundem/cumhurbaskani-erdogan-duyurdu-yarindan-tezi-yok-yeni-bir-gonul-seferberligi-baslatiyoruz-41524421 ). Bu her ne kadar erken seçim kapılarını aralıyor gibi görünse de henüz bunu söylemek için erken. Son yıllarda, başkanının bir siyasi partiye aşırı yakınlığını tasvip etmesem de, güvendiğim birkaç araştırma firmasından biri olan Avrasya Araştırma da Erdoğan'ın şu anki oy oranı ile baskın bir seçimde dahi kazanamayacağını tahmin ediyor (Twitterları: https://twitter.com/avrasyaanket ). Virüsü de dikkate alınca 2020 yılında bir erken seçim pek mümkün değil. Ben de Erdoğan'ın bu isteğini erken seçim olarak değil, küsen seçmenle barışmak ve bir nabız yoklamak olarak değerlendiriyorum
Ama... Bir ihtimal daha var; o da swap bulmak. Bildiğiniz üzere yakın dönemde bir dolar şoku yaşadık ve piyasayı izlediğim kadarıyla, birkaç haftadır süren sabit düşüşe rağmen ikinci yolda. Eğer Türkiye yakın bir zaman içinde, Katar'la olan fiyasko gibi değil, gerçek bir swap anlaşması bulursa, işte o zaman oy vermeye hazır olun. Peki swap bulunursa ne olur? (1) Hükümet, yıllardır sürdürdüğü dolar baskılama politikasına devam eder ve doları psikolojik sınırlarda tutmak için swapten elde ettiği parayı piyasaya yavaş yavaş salarak kısa vadeli bir rahatlama yaratır. (2) Borç vadelerindeki kaynak rahatlaması sayesinde, virüs sürecinde basılan paralar sosyal yardım olarak orta-alt gelirli AKP'lilere akar. Ancak ne rahatlama ne de yardımlar 2021'in 3. ayından sonrasını (ilk çeyrek) çıkaramayacağından, iktidar o aralıkta bir baskın erken seçim yapabilir. Çünkü swap olsun ya da olmasın -olmayacak gibi duruyor şu an- genel eğilime bakıldığında 2021 yılından sonra legal yollarla yapılacak herhangi bir seçimde Cumhur İttifakının iktidar olma şansı yok. Çünkü sosyo-ekonomik olarak bizim AKP seçmen kitlesini oluşturan muhafazakar halkımız, ekonomiye önem verse de görmediği paranın etkisini dikkate almıyor. Yani erişemediği ya da kullanmadığı teknolojik ürüne yapılan vergi zammı onu ilgilendirmiyor ya da girmediği sınavın ücretinin artmasını umursamıyor. Ama İstanbul seçimleri gösterdi ki artık ekonomik sıkıntılar onlar tarafından da hissedilmeye başlandı ve tepki gelişiyor. Muhafazakar liberal seçmen gözünde yeni kurulan DEVA ve GP de bu açıdan önemli bir görev üstlenebilir gibi duruyor. Ama dilerseniz bunu da ilerleyen bir gün konuşalım bu yazı daha da uzamasın çünkü zaten uzun olacak.
Erken ya da tam zamanında bir seçim oldu ve hükümet değişti diyelim; ekonomide bunu hemen olumlu şekilde hisseder miyiz? Bunun net bir evet-hayır cevabı yok ancak yüzdesel olarak konuşursak %20 evet, %80 hayır derim. Bunun nedenlerini de 4 başlıkta ele alalım; 1- Zayıf iç üretim 2- Uzun vadeli yap-işlet-devretler ve devredecek borçlar 3- Şu anki iktidarın ekonomi politikası 4- Yeni iktidardan beklenen devletçilik adımları. Zayıf yerel ve iç üretim ve ödeme garantili y-i-d'ler ile borçlara uzun uzun değinmenin pek lüzumu yok. Daha önce konuştuk. İç üretim için üretici desteklenmeli, ödeme garantili y-i-d'ler için usulsüzlük göstergeleri toplanarak iptal yolları aranmalı ve borçlar yeniden yapılandırılmalı. Bunlar için izlenecek yollar çok çeşitli ama hepimizin tahmin ettiği şeyler. Yeni ya da eski her iktidar zaten buna bir plan yapar. Tutar, tutmaz o ayrı. Asıl önemli olanlar 3 ve 4.
Şu anki iktidarın ekonomi politikası tamamen doları baskılamaya ve sermaye kontrolüne yönelik. Ne demek bu? Doların belirli dönemlerde fırlamalar yaşadığını biliyoruz. Hükümet 2007-08 dönemindeki ekonomik krizden bu yana piyasaya Merkez Bankasından ara ara dolar salarak zaten ani yükselişleri engellemeye çalışıyordu ancak bu en son başvurulan yöntemdi. 2010 referandumu sonrası atılan adımları takip eden yabancı sıcak ve uzun vadeli sermaye, otoriter bir yapının gelişiminden korkup parasını Türkiye dışına taşımaya başlayınca ise bu bir alışkanlık haline geldi. Hükümet belli bir süre doları baskılıyor mermisi bitince dolar fırlıyor, ardından yeni bulunan kaynak ile dolar küçük küçük yeniden baskılanıyor, o kaynak da suyunu çekince yine bir şok, Merkez Bankası net rezervlerine başvuruluyor, küçük küçük geri çekilmeler yaşanıyor ve yeniden patlıyor... Bu artık Türkiye'deki dolar hareketinin genel profili haline gelmiş durumda (Bu linkten ya da herhangi başka bir siteden inceleyebilirsiniz: https://tr.tradingview.com/chart/?symbol=FX%3AUSDTRY ). Son dönemde de insanların aldığı dövizlerdeki kambiyo vergisinin arttırılması, yüksek yurt dışına döviz çıkışlı hareketlerin sorgulanması ve ithalat sınırları literatürde sermaye kontrolü dediğimiz şeyler zaten. Yani devlet içerideki döviz bazlı paranın hareketini kısıtlayarak yurt dışına çıkmasını engelleme niyetinde. Peki işe yarar mı? Hayır. Yatırımlar yastık altı olur, yabancı firmanın parasını yurt dışına çıkarması zaten suç değildir, başımız davalarla belaya girer ve üretmediğin ürünün ithalatını kısıtlamak ham madde ve ürün kıtlığına dayalı bir devalüasyona neden olur. Önünü alamazsınız. E koca iktidar bunu bilmiyor mu? Elbette biliyor ama kısa vadeli dolar düşüşleri ile swap umudunu diri tutup erken seçim patlatma hevesindeler. Her neyse, peki yeni hükümet ne yapacak? Bu konuda iç açıcı olamayacağım. Eğer 6 tl civarındaki dolar patlıyor, 7.27'yi görüyor ve ardından yeni direncini 6.75 civarlarında buluyorsa, zaten o doların reel değeri 7 liradır. Tüm baskılamalara rağmen 7.27'yi gören Türkiye örneğinde ise o doların değeri 8 belki de 9 lira civarındadır. Hatta bazı firmaların maliyet forecastlerini, maliyet forecasti gelecek dönemdeki üretimin toplam maliyetine dair tahminlemeler yapmak demek, 10 lira üzerinden yaptığı bile söyleniyor. Bu biraz kişisel kaynaklardan gelen bir bilgi olduğu için bunu pek açmayacağım. Yani eğer yeni gelen potansiyel bir iktidar bu ülkeyi gerçekten kurtarma hevesindeyse doların üzerindeki zoraki baskılamayı kaldırmak zorunda. Çünkü dolar baskılamaya harcanan para, doların yükselmesinden görülecek zarardan çok daha büyük, bunda hepimiz hemfikirizdir sanırım artık. Bu durumda da potansiyel yeni iktidarın ilk yılında doların muhtemelen hak ettiği değerlere 8, 9 belki -eğer hakikaten kasada bir şey kalmadıysa- 10 liralara çıktığını görebiliriz. Peki hiç mi düşmeyecek? Elbette düşecek, yeni gelen hükümetler her zaman yabancı yatırımcının hoşuna gider; hele bir de bu yeni iktidar hukuk, temel insan hakları gibi değerleri Türkiye için yeniden anlamlı hale getirebilir, insanları ülke içi para harcama konusunda cesaretlendirebilirse tadından yenmez. Yarın bir gün parasının içeride kalmayacağına güvenen, bu ülkede yaptığı anlaşmanın hukuksal bir karşılığı olduğunu düşünen ve hevesli bir iş gücü ve tüketici potansiyeli bulan her firma bu ülkeye yatırım yapmak ister. Hatta dolardaki yükseliş böyle bir tabloda fırsat bile olur. Buna hazırlıklı olun, ulan hükümeti değiştirdik dolar yükseldi diyip karamsarlığa düşmeyin.
Peki yeni gelen hükümetin ekonomik tutumu ne olmalı? Şimdi Türkiye'de yıllardır süregelen bir tartışma var; AKP liberal mi, değil mi? AKP'nin 2002-2006 yıları arasındaki eğilimi neo-liberaldir ve ekonomi açısından desteklenecek yönleri vardır. Ancak liberallik, sadece ekonomiyi özel sektöre devretmek demek değildir. Liberal tutumu olan bir devlet, bireyin özgürlüklerini de garanti altına almalıdır. Liberal ülkeler dediğimiz ülkelerde ön plana her şeyden önce rahat yaşam tarzı, insan hakları ve kişisel hürriyetler çıkar. Şu an ben komünistim, sosyalistim ya da şeriatçıyım, muhafazakarım diyen vatandaşlar fırsatları olsa Çin'e, Kore'ye ya da Suudi Arabistan'a İran'a değil Finlandiya, Norveç, Danimarka'ya gider. Ekonomiyi özel sektöre devreder ancak bireyi kısıtlarsanız, o birey tüketmez ve üretmez. Son 10 yıldır uygulanan sermaye kontrolleri ve yandaş ihaleleri de liberal değil, otoriter bir yönetim göstergesidir. Yandaşa verileceği kesin olan bir ihaleye kimse katılmaz, çünkü kime gideceği bellidir, görünürde liberal, uygulamada nepotik (kayırmacı) devletçiliktir. Öyleyse insanların tivit atmaya korktukları ve özellikle dini konularda baskı hissettikleri şu tabloda AKP'ye sadece özelleştirmeler üzerinden liberal demek mümkün değil. Fakat bizim ülkemizde özellikle solcu ve kısmen de milliyetçi dediğimiz iki kesim liberalliği ve kapitalizmi, sömürülme ya da özü kaybetme ile eş anlamlı gördüğünden liberalliği istememektedir. Bu nedenle liberalliği AKP'ye mal etmektedir, halbuki kendini gerçekten liberal olarak gören Cem Toker gibi insanlar AKP'lileri liberal değil argo "liboş" olarak tanımlamaktadır. Neyse... Olası bir seçimde benim gözümde en mantıklı aday halen Ekrem İmamoğlu -bu sizin için Mansur Yavaş ya da bir başkası olabilir, bu konuyu tartışmanın gereği yok-, ancak bir başkası olsa bile özellikle CHP'li ve İYİP'li seçmenin beklentisi daha devletçi bir ekonomik anlayış. Lakin bu anlayış ülkeyi daha içe kapanık, dış sermayenin yatırım yapacak alan bulamadığı ve şu anki torpil cennetinden daha kötü bir hale getirebilir. Salt devletçi, sosyalist ya da komünist bir ekonomi isterken şu örnekleri göz önüne alın;
- Muhalif görüşe sahip olduğu için devlette kadro bulamayan bir öğretmen özel okulda iş bulabilir. Sosyalist bir rejimde muhalif olma şansınız dahi elinizden alınır (Lenin ve gulagları vb.).
- Fiyat tekelinin devlette olmadığı, adil verginin uygulandığı bir sektörde fiyatlar rekabetten dolayı düşer, kampanyalara sık rastlanır.
- Devletin zorla vergi alınan televizyonu sadece iktidarı överken, Fox gibi kapitalist sermayeye bağlı kanallar tarafsız-muhalif yayın yapabilir.
- Sadece devletin iş imkanı sunduğu sektörlerde işçi hakları ve istihdam sayısı oldukça kötü durumdadır. Tekel'in özelleştirme öncesi halini hatırlayanlar olacaktır. Şu an ise mezun olan ve devlet tarafından istihdam edilen birey yüzdelerine göz atabilirsiniz.
- Devlet kadrolarına alımlarda mimleme ve nepotizm yaygındır. Türkiye canlı bir örnek.
- Devlet kaynaklarını her alana ayıramaz. Literatürde buna "fıstık ezmesini ekmeğe çok ince sürmek" deniyor, mantığını soran olursa anlatırım ( https://www.wsj.com/articles/SB116379821933826657 ). Kaynak kısıtlı, her alana yaymaya çalışınca hiçbirini düzgün yapamıyorsun, tadı olmuyor.
- Devlet keyfi yatırımlar yapabiliyor. Devlet başkanına saray, belli kurumlara ve derneklere hazineden bağışlar, örtülü ödenekler verilebiliyor. Denetleyebilecek pek organ kalmıyor.
- Üretim belirli ürünler çevresinde toplanıyor, bu da tüketime yansıyor. Sovyetler'deki patates muhabbeti de buradan geliyor.
- Türkiye gibi borcu olan ülkeler kaynağı yabancı yatırımcıdan buluyor. İhracattan ve turizmden gelen para olması için de en kötü ihtimalle özel sektörden iç yatırımcı gerekiyor. Sadece devletin otel açtığı bir ülkedeki yatak sayısı ile özel iç ve dış sermayenin maddi gücünü ve yatak sayısını bir hayal etmeyi deneyin ve karşılaştırın.
Aslında şu örneklere bakınca Türkiye'nin hali hazırda otoriter bir nepotik devletçi anlayışa sahip olduğunu görüyoruz. Ancak bazı muhalifler nedense al işte liberal ekonomi diyor. Ona bakarsanız Kuzey Kore de kendini demokratik bir cumhuriyet olarak tanımlıyor. Buralar biraz yerseniz söylemi ile açıklanacak cinsten. İyi de salt kapitalist-liberal bir ekonomi mükemmel midir de böyle konuşuyorum? Kat'iyetle değildir. Şu örneklere de bakalım;
- ABD'de sağlık hizmetleri sektörü tamamı ile özel. Parası olmayan tedavi şansı bulamıyor. Yardımlar herkese zamanında ulaşamayabiliyor.
-Özel sektör tamamen yandaşlardan oluşuyorsa, işe alımda ve fiyatta devletten farkı kalmıyor. Türkiye'deki bir şehirdeki elektrik hizmetlerinin genelde tek firmaya özelleştirilmesi bunu bir örneği, rekabet olmayınca fiyat keyfileşiyor.
- Bazı özel okullar öğrenciyi ve veliyi düdüklüyor.
- Devlet stratejik alanlardaki üretimlerini özel sektöre devrederek riske giriyor.
- Bizim gibi liberalliği maske olarak kullanan nepotik devletçi ülkelerde özel sektöre rant için doğaya ve insanlara zarar veriliyor.
Bu örnekler iki uç yaklaşım için de çoğaltılabilir. Öyleyse nispeten ekonomiden anlayan bir vatandaşın beklentisi PRAGMATİK bir devlet yönetimi olmalı. Devlet planlama teşkilatı yeniden kurularak yatırım kararları seçim yarışlarından ve iktidar değişikliklerinden bağımsız tutulmalı. Yabancı sermayeyi küstürmeyecek kadar özel sektörün hakkını koruyan, çalışan haklarını ve fiyatları denetleyebilecek kadar devletçi ve ülkenin doğal ve beşeri kaynaklarına zarar gelmeyecek şekilde özel sektör ile samimiyetini koparmış, profesyonel davranan bir anlayış olmadan bu bataktan çıkmamız mümkün görünmüyor. Seçmeninin istediğini değil, halkın çoğunluğunun yararına olanı yapabilen bir ekonomi yaklaşımından söz ediyorum. Burada kastım şu; bazı arkadaşlar oy verdikleri kişinin ya da partinin onun bütün fikirlerini tek kalemde kapsamasını ve şartlara göre asla değişmemesini bekliyor. Kişi kendisi bile devamlı aynı kişi olarak kalamazken bu beklenti çok absürt. Sağlam adımlar atacak şekilde planlı ancak duruma göre hareket edebilecek kadar esnek bir ekonomi olmadan şu anki konuştuklarımızı 10 yıl sonra yine konuşuruz. Beklentilerinizi ve aşırı radikal olduğunuz görüşlerinizi biraz kırpmanız bu ülkenin tahmin etmeyeceğiniz kadar hayrına olacaktır.
Sonuç olarak nedir peki? Biraz uzun olsa da ben önümüzdeki birkaç yılı teorik alana hakim bir ekonomi araştırmacısı bakış açısıyla böyle görüyorum. Yeni gelen bir iktidarın, -dövizi ekonominin temeline koyan ve bir ideoloji ışığında ekonomi yönetmeye çalışan anlayış değişebilirse- birinci dönemindeki ilk iki yılda kötüye giden bir grafik çizeceği ancak kalan yıllarında en azından şu anki ekonomik hasarı hafifletebileceği inancındayım. Ancak tam anlamı ile ekonomisi minimum çalkantıya sahip bir devlet halini almak için, doğru adımların atıldığı en az üç, belki beş dönem gerekecektir. Garantili özelleştirmeler ise ne yazık ki belki 10 hükümet görecek cinsten. Bunlar bize çok uzun zamanlar gibi gelse de tarih sahnesinde birkaç kısa andan ibaret olduğunu da unutmamak lazım. Yazıda bazı vurgulanan noktalar sizin görüşlerinizi yansıtmıyor olabilir. Ancak dediğim gibi radikal yönlerinizi baskılayarak bir de bu gözle bakmayı deneyin. Söz gelimi ben pragmatik liberal görüşe sahip bir insanım. Devletin insan için olduğuna ve özelleştirme yapılsa bile hayat başarısı anlamında dezavantajlı olan bir bireyin, ırkı, dini fark etmeksizin açıkta bırakılmaması gerektiğine inanıyorum. Bence devlet, sağlık dahil her alanda denetleyici kurum olarak kalmalı ve yatırım ve işletme haklarını özel sektöre vermeli. Sosyal güvenlik özelleşmeli, emekli maaşlarını devlet değil, bireyin hür iradesi ile seçtiği şirket ödemeli, devlet emeklilik yaşını net şekilde belirleyen ve ödemeleri denetleyen taraftan öteye geçmemeli. Tüm maaşlar brüt ödenmeli ve vatandaş vergisini kendisi, özel vergi dairelerinde, sistem gitti diyen ve 5'i bekleyen memura takılmadan yatırmalı. Bence işte o zaman vatandaş vergiyi denetlemek neymiş öğrenir, cebinden çıkan parayı görünce şimdiki gibi itibar diye gezmez ortalıkta. Bu örnekler benim ideallerim. Ancak devlet iyi denetleyemez de o karlar yurt dışına kaçırılır, özel sektör çalışanına hayvan gibi davranır, ülke isteyenin oteli için arazi yakabileceği bir alana dönerse diye bir korku da duymuyor değilim. Demek ki benim ideallerim Türkiye için en doğrusu olmayabilir ve muhtemelen sizinki de değil. Yine de benim belirttiğim kadar katı olmayan ve en azından sağlığı bile özelleştirme arayışına girmeyen, pragmatik bir sosyal liberalizm bu ülkenin ilacı olur diye düşünüyorum. Uzun bir yazı olduğu için özür dilerim. Katılmadığınız noktaları lütfen anlaşılır şekilde ve gerekçelendirerek yazın. Farazi söylemlerden kaçının. Kafanıza takılan açılmasını istediğiniz şeyler varsa belirtin. Görüşürüz.
submitted by bipobat to KGBTR [link] [comments]


2020.04.21 20:06 VirreyDeColombia Turkishmusic.orgdaki efsane sezen aksu tartışması part 1

Forum Konusu : SEZEN AKSU
Ağustos 24, 2000'den Kasım 14, 2000'e kadar sürmüş...
Turkish Music Discussion Board: Sanatcilar Icin Yazilar - Turkish Singers Corner: SEZEN AKSU
By Jst4u2c on Thursday, August 24, 2000 - 12:27 am:
Sezen Aksunun hakkinda dusunceleriniz?
By BERK on Friday, August 25, 2000 - 01:29 pm:
Bence tek kelimeyle müthiş ve eşsiz bir sanatçı! Duygularını bu denli güzel bir biçimde söze ve müziğe dökebilen çok çok ender sanatçılardan.Özellikle eski şarkılarına bayılıyorum.Ayrı yeten çok cana yakın ve sıcak bir insan.Onu her zaman çok seviyorum!
BerkBy Mahmut on Sunday, August 27, 2000 - 04:01 am:
Haklisin Berk cok haklisin Sezen hakkindaki yorumlarinda sana katiliyorum. Unuttugun tek sey onun cok tatli bir orospu oldugu. Ama bu kadina da orospuluk yakisiyor dogrusu. Orospu lafini kötü anlamda almayin lütfen. Kadinlarin cogunun iclerinde gizli veya acik bir orospu ruhu vardir. Ama ondaki orospuluk muhtesem ve ben onu bu orospu haliyle cok seviyorum. Sezencigim seni binlerce kere öpmek arzusuyla...
MahmutBy Hulusi on Sunday, August 27, 2000 - 07:47 pm:
Mahmut
Senin ananda varmi bu gizli veya acik orospu ruhu?
HulusiBy Mahmut on Monday, August 28, 2000 - 05:59 pm:
Hulusi Ibnesi
Sende ibnelik ruhu degil, ibnelik halet-i ruhiyesi var orospu cocugu. Senin anani, varsa karini sikeyim pust, sana mi kaldi benim anami oraya katmak essogluessek. Sen orada yazdigim orospu ruhu ifadesindeki inceligi anlayamacak bir götverensin. Analar üzerinde sakin ola bir daha laf etmeye kalkma, seni ciktigin delige sokarim Hulusi ibnesi.
mahmutBy Hulusi on Tuesday, August 29, 2000 - 05:35 am:
Yukarida Mahmut denen pice
Ulan dagdan inme ayisi, sende insanlik ve kibarlik olsa, bastan orospu kelimesini kullanmassin be anani avradini siktigmin pici. Sen ancak bir kaba, argo laflar kullanan bir pezevenksin ve anani bacini karisini satan bir pic. Burda sinirlerimi bozdun ve sana yakisani yaptim, oda senin gibi bir piskopata yakisan laflari, pardon, yakisan degil anladigin laflari soyledim ve sana soylediklerimi kullagina kupe et tahtani siktigimin cakali. Hadi simdi buraya bir daha gelme yoksa yine anani sikerim senin.
By Hulusi on Tuesday, August 29, 2000 - 05:44 am:
Mahmut denen pice
Ulan dagdan inme ayi, sen kibar ve efendi birisi olsaydin, bastan birkere orospu lafini kullanmazdin amina caktigmin cakali. Sen bir picsin ve anani bacini karisini satan bir pic. Sana verirm bir milyon lira ve hepsini sikerim ama ben oyle yapmak istemiyorum cunku onlarda hastalik var, senin gibi. Beni aksam aksam sinir ettin tahtani siktigimin gotvereni ve bir daha da buraya gelme yoksa bir milyonu verip anani bacini ve karini bir esek bulup siktiririm tamammi pezevenk. Simdi sen git ve o gevsek gotunu siktir ve bir daha da buraya gelme tamammi, seni ibne seni.
By Mahmut on Tuesday, August 29, 2000 - 06:31 pm:
Götveren Hulusi,
Oglum sen kendini ve karini anani siktirtmek icin neden bu kadar cok ugrasiyorsun yavsak ibne. Senin kibarligini gördük iste anasini siktigim ibne evladi. O bir milyonu ben senin o boklu götüne sokarim kerhane caycisi ibne. Herkes orospu olamaz, seninkiler bence tam bir fahise orospu cocugu, Sözünü ettigin essek seni, karini, bacini, anani siken essektir mutlaka amcik agizli ibne. Sen kasindin ve ben seni kasiyacagim hep bundan sonra adi ibne. O boklu götünde bayram edecek sikilmekten. Ben buraya da gelirim, senin evine de gelir tüm sülaleni amindan götünden sikerim götveren Hulusi, hem hepinizin gözleri önünde bagirta bagirta sikerim götveren Hulusi.
By Hulusi on Tuesday, August 29, 2000 - 09:04 pm:
Ahlaksiz ve sorumsuz orospu cocugu Mahmut..
Sen oncelikle bana oglum diyemssin cunku bir cocuk
dogurtmak icin once sikin sonra sperim olmasi
sartdir. Sende bunlarin hicbiri yok siksiz ibne. Ulan
hangi amdan ciktin sen be?Bana oyle geliyor ki sen
bir devenin amindan ciktin cunku beginin deve kadar
buyuk. Niye kassiniyorsun sen ha sen kimsin de bana
kufur ediyorsun ulan. Sana bir boru sokarim be bor
ayni anda gotunden cikip anana girer sonra bacina
sonra avradina seni ibne seni. Senin aslinda anan
avradin ve bacin sirpinti dir, sillikdir, ve kose
orospularidir. Onlardaki am o kadar buyuk ki,
amlarina 4 veya 5 sik rahat girer tabi ki ayni anda.
Lastik gibi amlari var ve icinde sik yoksa, ozaman
muhakkak eroin kokayin gibi uyusturuculari
kaciriyorlar amlarinin icinde. Daha baska olarak,
Mahmut denen pic bu amlari kendi de sikiyor cunku o
oyle bir piskopat dir. Ayrica bu amlarin daha baska
da bir gorevleri var. Ornegin, icine cop koymak icin
ve sidik bosaltmak
By Mahmut on Wednesday, August 30, 2000 - 11:35 am:
Hulusi Kizim
Senin gibi amcik agiza aslinda oglum degil kizim veya orospum diye hitap etmeliydim. Ilk Sen bana sürtünüp kasindigin icin o amcik agzini kapayana kadar seni kasiyacagim götveren. Bende yarrak da var, sperm de var, hem de yedi sülalene yetecek kadar ibnenin evladi. Sen bunlari hakkediyorsun, cünkü bile bile geldin ilk götünü bana sürttün, yani orospu cocugu ruhunu bana gösterdin. Ben de seni istedigin gibi anan, bacin, karin, kizin hepsini siradan düzecegim götveren, taa ki sen o amcik agzini kapatana kadar, agzina da verecegim koca sikimi, icine bosalacagim icirtecegim sana spermlerimi götveren Hulusi...
By Hulusi on Wednesday, August 30, 2000 - 05:31 pm:
Mahmure pici
Siktir git lan anasini satan pezevenk. Sen Tarkan
sayfasinda kizlara kendini asaglikca satmaya
kalkisinca, sacma sapan yorumlar yamaya kalkisinca ve
o kadar bos seyler konusunca, sen ilk kasindin ve
bende seni kasiyorm iste. Bunu sen hak ediyorsun pic,
cunku sen rezil bir insansin, sen doktor musun lan,
veya sen arastirma mi yaptin kadinlarin ruhuna pic
kurusu. Nerden bu yorumu yapabilirsin, neymis cogu
kadinin ruhunda acik veya gizli orospu ruhu varmis.
Atalarimizin bir lafi vardir, Yarasi olan gocunur.
Senin belli oluyor ki yaran var va kapanmayan yara,
sende rahatlik bulmak icin baska hanimlari da isin
icine koyyorsun. Senin anan, karin bacin orospu ise,
bizim ne sucumuz var gotunu siktiren es cinsel. Sen
bana bos kufur edecegine, sen herkesten adam gibi
ozur dile. O kizlara, okuyanlara ve sanatcilara dan
ozur dile ki, o zaman insan ve adam oldugun belli
olsun. Ama sen bunu yapacak bir insan degilsin cunku
sen insan degil, bir canavarsin.
By FILIZ on Thursday, August 31, 2000 - 02:17 pm:
Hulusi ve Mahmut bey/bayan - Ben Amerikada dogan 15 yasinda bir gencim. Bu siteye Turkcemi ilerletmeye giriyorum. Dogrusu hic duymadigim sozler yazmissiniz ve ne yazdiginizi cozebilmek icin lugattan veya annemden/babamdan soruyorum. Heralde bana boyle zengin kufurler ogrettiginiz icin borclu sayilirim.
Tesekkurler!!!
:)By Tallrock on Friday, September 1, 2000 - 11:58 pm:
ya sezenin sarkici olmasaydi bi oruspu olacagi kesindi,ama kendisi yeteneklidir,iste o kadar gercek bu
filizcim herhalde bunu anlarsin artik!!turkcende bayagi iyiye benziyo filiz
By Mahmut on Tuesday, September 5, 2000 - 05:38 pm:
Filiz Kardesim
Kusura bakma adina Hulusi denen gay yüzünden duymaman gereken ifadeleri okumussun. Hulusi denen sapik gelip bana arkasini sürttügü icin ben de ona gereken muameleyi yaptim ve agzini kapatana kadar da yapacagim. Cünkü bu onun özel zevki ve meraki. Sen oralari okuma ve pass gec istersen. Ama Hulusi gibi manyaklari tanimak istersen oku da böyle sapiklardan uzak dur kardesim. Sana iyi günler dilerim kardesim.
By Mahmut on Tuesday, September 5, 2000 - 05:42 pm:
Hulusi denen orospu cocugu
sen tam ve kasarlanmis bir ibnesin. Ben senin doktorun olur sike sike seni iyi ederim amcik agiz. Sen baskalarinin yazilarina karismamasini ögrenene kadar agzina sicacagim, seni, karini, kizkardeslerini bagirta bagirta sikecegim orspu cocugu götveren Hulusi. Hala sikilmek istiyorsan bana yine yaz. Ben seni kanirta kanirta sikmekten yorulmam sen bu ibneligine devam ettikce götveren Hulusi
By FILIZ on Wednesday, September 6, 2000 - 12:01 pm:
Mahmut Bey - Hulusi'ye karsilik yazmasaniz bu olay devam etmezdi ama galiba sizinde hosunuza gidiyor onun icin geri yaziyorsunuz. En iyisi onu IGNORE yapin.
NOT: Ben Turkleri daha ozel, terbiyeli ve namuslu saniyordum fakat cok yanlismisim ve sizler beni hayal kirigligina ugrattiniz. Demekki kibarliginiz yalniz gosteris icinmis.
By Mahmut on Wednesday, September 6, 2000 - 06:59 pm:
Sayin Filiz Hanim
nazik uyariniz icin size tesekkür ederim. dediginiz gibi o salak yaratigi hic adam yerine koymamak gerekirdi. Ancak dikkat ettinizse benim Sezen Aksu ile ilgili yazmis oldugum bir yoruma müdahale etti ve ise Annemi karistirip ona hakaret etti. O yüzden o namussuz yaratik agzini kapatana kadar istemeyerek de olsa onun agzini kapatacagim ve layik oldugu sifatlarini siralayacagim taa ki o pis agzini kapatana kadar. Inanin ben de bu ifadeleri isteyerek ve hoslanarak kullanmiyorum, ama o bunlari hakketti.
Yoksa gündelik is ve aile hayatimizda bu laflarin hicbirini benden veya cevremden duyamazsiniz.
Istemeyerek de olsa sizi hayal kirikligina ugrattigim icin sizden özür dilerim. Ancak bu cok istisnai bir durum. Adina Hulusi denen bir pislik yüzünden gözlerinizi ve kulaklarinizi istemeyerek kirlettigimiz icin sizden tekrar özür dilerim. Aslinda cok seviyeli ve edepli birisi olarak bu münferit olayin sizde iz birakmamasini özellikle rica ederim.
Saygilarimla
MahmutBy Hulusi on Wednesday, September 6, 2000 - 07:06 pm:
Mahmure denen firlamaya.
Ulan donme herif, hem suclusun hem guclusun gotveren.
Donme oldugun tam belli, once kizlara yalakalik yapip, onlara hakaret edersin, sonra da kendini iyiye cikartmak icin, Filiz le arkadas olup, beni karalamaya kalkarsin. Bu oynadigin tiyatroyu yemezler cahil herif. Herkese soyluyorum, lutfen Tarkan in, Ercan Saatici mi tam emin degilim ama Tolga Sagin altinda ki sayfaya da girin ve bu syafayi iyi okuyun, okuyun ki bu anasini satan pezevenkin nasil bir orospu cocugu oldu belli olacak. Kizlara hic yokken satasiyor ve hakaret ediyor, sonra sacma sapan yorumlar yapiyor. Oyle sacmaliklar yaziyor ki ben buna tahammul edemedim cunku boyle kopekleri ben yerine getiririm. O soyledigim sayfalara girip kendiniz gorun, ben hic bir kiza hakaret etmedim ve sacma sapan laflar da soylemedim.Ama bu Mahmure pici bu pislikleri yapiyor sonra donup beni sucluyor. Ha siktir kertenkele donmesi sen. Bana bak lan amina koydugmun cocugu, buralara gelme ke
By Hulusi on Wednesday, September 6, 2000 - 07:16 pm:
Filiz Bak Filiz, sana yuzde yuz katiliyorum. Senin bahsettigin o namuslu, serefli, haysiyetli, gururlu ve ahlakli erkeklerden hic ama hic kalmadi. Kaldiysada cok az bulunur ve o da ne yazik sana ras gelmez belkide. Gelelim bu Mahmure denen yarrak kafaya. Bilmiyorum onda yanamisin degilmisin, beni ilgilendirmez, ama Mahmure denen yarrak kafa tam bir orospu cocugu ve demin soyledigim gibi, Tarkan sayfasina gir ve orda kizlara nasil pis pis konusuyor ve ahlaksizlik yapiyor. Sundan eminim, beni kizlara karsi hic kufur etmedigimi goreceksin ve bu Mahmure picinin ne kadar igrenc mikrop oldugunu goreceksin. Takilma ona, ben onu hal ederim. Bu gorev kizlara dusmez, onu ben yerine oturtup anasindan emdigi sutu gotunden cikartacagim. Sana iyi gunler.
By Hulusi on Wednesday, September 6, 2000 - 07:26 pm:
Mahmure denen gerzek kafaya Lan aferim lan, sen adam olacaksin vallah. Ozur diledin herkesden ve bu bana hic olmasa az cok beynin oldugunu gosteriyor. Bu kitap burda benim icin kapanir ve sana bir daha da yazmam, ama eger kizlara igrenc seyler yazip ve onlara hakaret edersen, seni yine ben adam yerine koymam lazim olur. Bakiyorumda herkesden ozur dileyip benden ozur dilememissin. Luzumu yok, senin ozurune ihtiyacim yok, yeter ki adam ol ve kizlari rahat birak. Ayrica sacma sapan yorumlarda yapma cunku buralarda mantikl yorumlar okumak isteriz ve sende mantikli yaz ki hepimiz okuyalim ve firimizi ortaya koyalim. Yok cog kadinin gizli veya acik orosp ruhu vardir diye sacmaliklar soyleme. Yine senide tebrik ederim herkesten ozur diledigin icin ve sana eyvallah.
By Mahmut on Thursday, September 7, 2000 - 05:41 pm:
Ruh hastasi götveren Hulusi
Sen okudugunu anlamayan süzme bir ibnesin. Kizlari senin pis götünün boklu ortamina cekmeye ugrasma sahsiyetsiz pic. Onlarin senin ibnelikleriyle hic ilgisi yok. Ben sadece Filiz adli bayana istemeyerek de olsa o senin boklu götünle ilgili haberleri okumak zorunda kaldigi icin üzüntülerimi belirttim. Sen tam bir ibne ve götverensin. Onlar buralara gelince benim seni nasil heryerde siktigimi istemeselerde görüyorlar. Buna benim yapacak bir seyim yok. Sen o amcik agzini ve boklu götünü kapatirsan onlar da senin devamli tarafimdan sikildigini görmekten kurtulurlar beyinsiz hayvan.
Sen kim oluyorsun da benim Sezen Aksu hakkinda yazdigim yaziya müdahele edip anami isin icine katiyorsun gecmisini siktigim orospu cocugu. Benim kizlarla sorunum yok, senin olabilir o da beni ilgilendirmez iktidarsiz ibne. haddini bil ve o dilini amcik agzina sok, arkani dön ve sikilmis köpek gibi yakinimdan uzaklas. Durdugun sürece seni devamli sikecek ve sana hakaret edecegim - layik oldugun sekilde - müptezel gerzek ibne. Sende gizli degil acik ibnelik ruhu varmis, sen onu gösterden kendini aptalca ortaya atarak ibne oglu ibne. Anca gidersin götveren Hulusi
By Hulusi on Thursday, September 7, 2000 - 06:05 pm:
Benim kopek gibi havlayan Mahmure denen it. Iyi dinle gavat oglu gavat. Senin tam adam oldugunu sanmisken, ne yazik ki yanilmisim.Sen yine ayni o agzi bozuk, kizlara karsi hakaret eden, ahlaksiz, sorumsuz, pic, tahtasini siktigim, anasini satan pezevenk, dagdan inme ayi ve inanilmaz bir sekilde cahil olan bir yaratiksin. Bunu okuyanlar. Lutfen Tarkanin, Meltem Cumbulun, Erdal Erzincan ve bu sayfayi iyi okuyun ve goreceksiniz ki, bu dangalak kizlari sex e davet eden bir piskopat dir. Lan bana kalirsa sen bir mazojist sin. Sen gitte Mazojist in ne oldugunu ogren ve senin sulalen mazojist dir sapik adam. Sana mi kaldi lan cogu kadinlarin acik veya gizli orospu ruhu vardir diye demek serseri. Sen kimsin lan?Bunu okuyan bayanlar, acaba sizede mi gecerli bu Mahmure nin dedigi?yani sizdede mi var bu gizli veya acik orospu ruhu. Ben oyle dusunmuyorum. Benim herkese saygim vardir ama bu ite yoktur. Siz hic kafaya takmayin ben bu ayiyi yola getiririm. Ben sinirlenm
By Mahmut on Friday, September 8, 2000 - 07:33 pm:
Sende kafa mi var ki düsünesin orospu cocugu götveren Hulusi. Cahil köpek sen anlamadigin seylere burnunu sokma, sokarlar böyle senin o boklu götüne. Evet bazi kadinlarda gizli veya acik orospu ruhu vardir. ister kocasina, ister erkek arkadasina gösterir veya göstermez amcik agizli Hulusi. Sen bu islerden anlamazsin. sen ibnelikten anlarsin. Senin 830 tane ibne arkadasin dün Istanbula geldi, belki sen de aralarindaydin, karini sikmekten o ara senin gibi pic ibneyi göremedim. sana bir gecirecegim, bagirsaklarin amcik agizindan disari firlayacak götveren Hulusi. Sen ibne ruhunu aciga vuranlardansin. Kancik köpek gibi gelip bana sürtünüyor, kendini siktirip duruyorsun devamli orospu cocugu götveren Hulusi. Ayilar senin sülaleni siksinler cingene ibne...
By Hulusi on Monday, September 11, 2000 - 08:08 pm:
Butun bunu okuyanlaFiliz ve Mahmure pici.
Mahmut denen yarrak kafa kendisini burda herkesin
onunde yanilti ve bunu ispatlayan sey budur.
Ykarlarda, bu sayfanin bas taraflarinda, COGU kadinin
gizli veya acik bir orospu ruhu vardir dedi. Simdi
ise BAZI diyor. Neden oglm be donme?Tabiiiii hatani
biliyorsun esogulesek. Simdi hemen butun herkesden
ozur dile bilhassa hanimlardan ve yine yazma buralara
gotu gevsek. Kendin biliyorsun hatani ibne ve bunu
ben ispatladim iste. Simdi yurude boyunu gorigim pust.
hhahahahahahahahahaaha.
By Mahmut on Tuesday, September 12, 2000 - 07:27 am:
Götveren Hulusi
Kuruttun beni be oglan Hulusi. Heryerde seni sikmekten baska is yapamiyorum. Ne de cok seviyormussun kendini siktirmeyi, okudugunu anlamaktan aciz götveren Hulusi. Amcik agizin da yalama olmus. Senin agzina verip agzini da düzeltecegim götveren Hulusi. Eksik yazmisim aslinda senin gibi götverenlerde de ibne ruhu var aslinda. simdi biraz isim var seni biraz sonra becerecegim ibne ruhlu, amcik agizli götveren Hulusi...
By Hulusi on Tuesday, September 12, 2000 - 05:04 pm:
Mahmure
Hadi sana iyi gunler evladim. Bye bye hahahah
By Mahmut on Wednesday, October 4, 2000 - 01:15 pm:
Aferim Hulusi
Agzini toplamasini ögrenmissin. Bir süredir seyahatteydim, döndüm ve bana sürtünmedigini gördüm, o yüzden sana sifatlarini siralamayacagim. Yolun acik olsun, bundan sonra da baskasinin isine karisma. Sonra ne olur biliyorsun...
By Kadir on Friday, October 6, 2000 - 08:12 pm:
Mahmut denen hiyara
Bu sayfada ki yazilarin hepsini okudum ve Mahmut, sen
haksizsin ibne. Seni kiniyorum, ve sana laflar
hazirladim.
O lalflari benden belledin
dedemin sikini elledin
dedem seni sikince nohut gibi terledin.
By Kadir on Friday, October 6, 2000 - 08:19 pm:
Mahmut
1.Hamam tasi gumusten
simdi geldik sikisten
bunu bana ogreten
senin ibne enisten.
2.Tavsan gider ekine
kulaklari dikine
bal mi surdun gotne
tatli geldi sikime.
3.O laflar boy boy
seni siken kadir kovboy.
4.bos konusma yalak
ne konusdugunu bilmiyorsun salak
cok cirkinsin kepce kulak
git gotunu siktir yavsak
5.Istanbulda kalkti tren
Ankarada yapti firen
bu lafima cevap veren
ya orospu cocugdur ya picdir.
By Sikici on Friday, October 13, 2000 - 05:52 am:
burdaki butun salaklari ben sikiyorum lan, var mi diyeceginiz lan bana. hepinizi sikiyorum.
adam uslu bir sey yazin lan kavatlar.
kendine guvenen bana yazar!!!!!!!!!kanciklar
By Sosyete on Wednesday, October 18, 2000 - 03:42 pm:
ulan hulusi ve mahmut açlaRI. sizin ikinizin de beynini sikiyim. Amina damina koydunuz lan sayfanin. Bu arada filiz gel de sana bi türk yarraGI veriyim bak o zaman turkceyi de sökersin bülbül gibi konusursun sen hele bi ye de benim yarragi nuhhhahahahahahahhahahahaha.
Ayrica Sezen Aksu da ufak tefek ama feci agzina veririm. Ama bu iki it arasindan kimi tutarsin derlerse direk hulusi derim. Mahmutun amina koyiim götveren mahmut.
Senin mezarda yatanlarinda orospu heralde piç çok iyi biliyosun orospulari. Annanenin amina koyiim senin.
By Sezen on Wednesday, October 18, 2000 - 05:48 pm:
Bu sayfa yi Sezen Aksu okusaydi herhalde intihar ederdi. Dogru durust konusucaginiza butun sayilabilecek ne kufur varsa saymissiniz. Tebrik ederim kufur dagarciginiz cok yuksek hayatinizda herhalde cok ise yariyordur.
Neyse konu Sezen Aksu, gercekten basarili bir sanatci ve de cogu insani turk muziginde yetistirdi.
Neyse benden bu kadar, hepinize mutlu kufurlu gunler
By Kadir on Saturday, October 21, 2000 - 12:24 am:
Sikici denen sikitiriciye
Ben varim lan sana yazan gotunu siktiren, ne yapacan
lan aptal deve. Hadi yaz bakalim sacmaliklarini
kopek. Yazda goreyim boyunu ibne. Sen kimsin lan,
profosor musun sen ger zekali. Sen butun her sayfada
her sanatciya GAY diyen kisi degilmisin?evet o
sensin. Sen GAY sin ve sen bizler gibi gay olmayan
insanlarla konusma ve cevap verme cunku ben burda
Avustralyada GAY lari doven, ustlerine tukuren ve
hastaneye dayaktan dolayi sokan bir kisiyim. Kendine
guveniyorsan gel lan ibne seninda agzina sicayim.
KadirBy Sevim on Saturday, October 21, 2000 - 03:32 pm:
Sezen Aksu
Tek kelimeyle MUHTESEM
By Kadiridiken fenasi on Sunday, October 22, 2000 - 03:31 pm:
Kadir
nanoş yerim seni len yumuşak
By Kadir on Tuesday, October 24, 2000 - 07:06 pm:
hadi gelde ye ibne
By Tolga on Wednesday, October 25, 2000 - 03:23 pm:
geldim ya yarrak kafalı
niye yoksun
By Kadiridiken on Friday, October 27, 2000 - 11:57 am:
kadiridikenebesini siken den Kadire sen bir ibnesin .dün bana vermedinmi
By Deli dumrul on Saturday, October 28, 2000 - 02:46 pm:
lan sikici siktirtme gotunu
By Kadir on Sunday, October 29, 2000 - 05:51 pm:
Kadiridiken
Ulan mazojist ne yazdigin bellidegil ibne, dogru
duzgn yazda hepimiz anlayalim gotveren pust. bana
ibne demen icin on tekne ekmek o zaman gel gotu boklu
kici kirik. Hadi simdi siktir git orospu cocugu.
Kadir
By Kadiridiken on Wednesday, November 1, 2000 - 04:29 am:
sevgili orospu arkadaş kadire,lan yavsak senin götveren oldugunu herkes biliyor.o ekmek dolu ON tekneyi senin götübe sokayım, be pezevenk evladı orospu cocugu seni hadi de siktir git basımı agrıtma deyyusun torunu seni
By Deli dumrul on Wednesday, November 1, 2000 - 04:30 am:
lan kadir seni sikmeyen mi kaldı dünyada ne ugrasıyorsun elalemle ,gel bemle ugras.benimki sana tam gelir
By Kadiridiken on Sunday, November 5, 2000 - 05:21 am:
ne oldu lan yavşagın torunu yoksun piyasada
By Kadir on Wednesday, November 8, 2000 - 10:03 pm:
Yukarida kendisine Kadiridiken ismini veren orospu
cocuguna.
Senin anani avradini yedi sualeni sikim ahlaksiz
sunepe. Ben hala piyasadayim ama ben senin gibi her
dakika basi cevap verdim mi vermedimi diye
beklemiyorum gotu boklu. Senin benden alip
veremedigin ne dir lan?Sen sulalendeki karilari
sattigin icin beni yeme pezevenk. Agzini lutfen kapat
yoksa Avustralyadan senin oldugun yere boru uzatip
gotune sokarim. Simdi bu sana son uyarim, bana bir
daha pis seyler yazma yoksa senin sulalendeki butun
orospulari siktirmek icin adam degil, gergedan
getririm siktirmeye.Ona gore ayagina denk al.
Deli dumrul denen meymenetsiz ite. Bu soylediklerim
sana da gecerli orospu cocugu. Hadi simdi ikiniz
birbirinizin gotunu yalayin.
By Kadiribnesine on Friday, November 10, 2000 - 01:38 pm:
1.Hamam tasi gumusten
simdi geldik sikisten
bunu bana ogreten
senin ibne enisten.
2.Tavsan gider ekine
kulaklari dikine
bal mi surdun gotne
tatli geldi sikime.
3.O laflar boy boy
seni siken kadir kovboy.
4.bos konusma yalak
ne konusdugunu bilmiyorsun salak
cok cirkinsin kepce kulak
git gotunu siktir yavsak
5.Istanbulda kalkti tren
Ankarada yapti firen
bu lafima cevap veren
ya orospu cocugdur ya picdir.
By Hulusi on Friday, November 10, 2000 - 01:41 pm:
kadir ne ugraşıyon elalemle .yine geldim senin için it
mahmutçuk nerde lan
By Hulusi on Saturday, November 11, 2000 - 07:17 pm:
Yukarida sahte Hulusi pezevengine.
Ulan got herif, benim adimi niye kullanip milleti
kizisdiriyorsun orospu cocugu. Kendi adini kullan
kazma.
Gercek Hulusi.
By Kadir on Saturday, November 11, 2000 - 07:23 pm:
Benim laflarimi kopye eden cahil rezalet.
Kendi laflarin yokmu benim laflarimi kullaniyorsun
onun bunun cocugu. Tabi,sen fazla bilgili bir yaratik
degilsin cunku sen okulu kaytarip hep gotunu
satmissin yollarda para yapmak icin ibne. Oku da
bilgin artsin biraz pezevenk. Simdi ilk is bu
yazdigima cevap vermek degil, kitap alip okumak dir,
ve kendini egit mektir. Hadi cocugum, hadi yavrum,
okda bilgin artsin.
Kadir.
By Ciguli on Sunday, November 12, 2000 - 11:10 pm:
Sevgili Hulusi ve Mahmut abilerim ve ablalarim,
Sayenizde cok guldum, mutesekkerim. Ayrica da cok sekerim. Hepinizin cocukluktan kaynaklanan psikolojik sorunlariniz olduguna kanaat getirmish bulunmaktayim. Ayrica Filiz hanim biz de amerika dayiz ama bu kufurlerin hepsini biliyoruz... bu Turk olmanin dogushtan getirdigi bir ozellikltir.. sen Turk degilsin.. yok ol! Acinacak derecede Amerikalisin sen! Neyse Mahmut ve Hulusi Ablalarima geri doneyim.. siz de cok arizzali ve de pisiko insanlarsiniz... idollerim oldunuz.. ben de sizin gibi kufurbaz ve de ibne olmak icin calisacagim... basaracagim... basaracagim.. basaracagim...
Mahmut ve Hulusi Ablalarinin BIRICIK Cigulisi...
By Perihan uzumyemezoglu on Monday, November 13, 2000 - 06:49 am:
deminden beri aranizda gecen diyalogu okuyorum valla cok korkunc seyler yazmissiniz okurken hicab duydum.
ama gerceklerle yuzlestim bence mahmut bey sezen hakkinda dogru saptamalari var sezenin "orospu ruhu" tasidigini biliyoruz.simdiye kadar kac kisiye kuyruk salladi gazetelerden okuyoruz dimi kac kalp kirdi inanmayan biraz gazete okusun."minik orospucuk" elinden gecenlerle tesbih orer...
By FILIZ on Monday, November 13, 2000 - 10:25 am:
Ciguli bey, siz kufurleri bilmeniz sebebi oradan gelmenizdir. Ben ise Amerikada dogdum ve annem babam bana kufurler ogretmedi. Cevremdeki arkadaslarda ayni. Yani Turk sayilmak icin kufurmu bilmem gerek?
By Superman on Monday, November 13, 2000 - 11:26 am:
Supersiniz,
Sezen Aksu da super
ben de superim
By Anarchist on Monday, November 13, 2000 - 02:46 pm:
oolum sizin isiniz gucunuz yok mu be amina kodumun ogullari burda geyigin amina koymussunuz lan vatana millete hayirli bi evlat olmak icin ugrassaniza orospu evlatlari
sezenin ta amina koyyim bu arada sezen dedim de aslinda iyi kari muthis sevisirim ben o kariyla
herturlu ters pozisyonu denerim
hadi eyvallah biraz daha kaybedecek vaktim yok bu siktimin sanal ortaminda tamam mi lan
SANAL ORTAMIN BANAL AYILARI!!!
By Memoli on Monday, November 13, 2000 - 04:11 pm:
bunları yazan tüm godoşların amına koyayım + yürü be kızım endamını göreyim seninle geçen günlerin ejdatını sikeyim seni de ananıda taaaa götünden sikeyim bu siteyi bulduğum iyi oldu amına koduğumun bebeleri artık maça gitmeme gerek kalmadı sizin gibi götlere msj.yazmak daha zevkli götler sizi ananızın kılıtırısınde kı problemlerden banane hepinizeeee koduuuuuum da bıtmedı o da yazacak len olum sızın ısız gucız bıttı anaaazın amı mı kaldı yarroşlar sizi ama suc babanızda ananızla avradınızı karıstırmasaydı bole olmazdı bunu okuyanınada okumayanınada koyayım taaaa amına bunu yazan tosun okudun kocum artık sanada kosun
By At Yarrak on Monday, November 13, 2000 - 04:16 pm:
anasını sktimin orospu çocukları, anasını sikmediğiniz bi internet kalmıştı onun da amına koydunuz. götveren evlatları gidip ananızı siksenize internete gireceğinize. bu arada filiz, sen orda kendini amerikalı erkeklere siktirip burda bize terbiye dersi verme, oralara kadar gelip ağzına verir, suratına patlatırım. şimdi siktirin gidin lan hepiniz burdan, orospu çocukları, kefereler.
By At Yarrak on Monday, November 13, 2000 - 04:18 pm:
bu arada sezen aksu kokocunun, orospunun allahıdır.
By Kunteper on Monday, November 13, 2000 - 04:32 pm:
bende bu lafı üstüne alınanı sikeyim
By Jester on Monday, November 13, 2000 - 04:54 pm:
Eşcinsel Kasapların göğüs kıllarını cımbızla alacak erzurumlu tüysüz eşcinsel çobanlar aranıyor. Müracaatların Mahmut ve Hulusi kardeşlere yapılması önemle rica olunur. Sevgiler.
By Hulusi on Monday, November 13, 2000 - 05:40 pm:
Once Ciguli denen tipsize.
Sen git kendini muane ettir orospu cocugu. Lan got
herif, sen kendin bana piskolog hastasi diyorsun,
ulan gavatin dolu, madem oyle ve sen b isten
anliyorsun, neden bize bir care gostermiyorsun ibne.
gosteremessin cunku sende de var piskolog hastaligi.
Bunu ben nasil ispatladim?Boyle. Sende bize uydugun
icin, kendin kufurbaz olmak istedigin icin ve kendini
ortaya koyup siktirmek icin sende de piskolog
problemleri var gotveren. Kanini siktigimin kansizi.
Sen basimiza hoca mi kesildin cahil yaratik. Sana ne
lan bizim derdimizden, her boka maydonoz olma yoksa
sokarlar gotune boruyu, gevsek gotveren. Simdi
tukurdugunu yala ve bir daha da anlmadigin ilsere
yamuk burnunu sokma.
By Ben on Monday, November 13, 2000 - 06:14 pm:
bravo
bu arada hulusi haklı
submitted by VirreyDeColombia to kopyamakarna2 [link] [comments]


2020.04.16 09:32 emrecann150 Kesinlikle Uygulamanız Gereken SEO Önerileri

Uygulanabilir SEO önerileri ipuçlarına yazdığım kapsamlı içerikte, sizin için yararlı olacak birçok bilgi bulacaksınız. Bildiğiniz gibi, web sitenizin arama motorunda ilk olmak için yapacağınız iş çok önemlidir. SEO önerilerine ihtiyacınız varsa, doğru yere geldiniz. En iyi [SEO önerileri ](http://%3Ca%20title%3D%22seo%22%20href%3D%22https/tarzinburda.com/kesinlikle-uygulamaniz-gereken-seo-onerileri/%22%3eSEO%3c/a%3e) ipuçlarını içeren bu listeyi takip ederek web siteniz için en doğru ve güvenilir adımı atabilirsiniz. Arama motoru etkinliklerinden anahtar kelime araştırma bağlantıları oluşturmaya kadar en derin ayrıntılara erişebilirsiniz.
Seo Önerileri Ayrıntılı anahtar kelime araması
Doğru anahtar kelimeyi seçmelisiniz
Kullanıcıların genellikle anahtar kelime ararken Yaptıkları birkaç hata var. Birçok insanın anahtarları var kelimeleri yerleştiremez ve optimize edemez. Çok fazla anahtar kelime için çalışmaya çalışıyorsunuz. Ayrıca, yanlış anahtar kelime seçimi olabilir.
Bu tür bir hatanın oluşmasını istiyorsanız, genellikle her sayfa için yalnızca bir anahtar kelime kullanmaya çalışmalısınız. Geçerli anahtar kelimeyi bir sayfada bulmak istiyorsanız, sayfayı düşünün ve uygun şekilde seçin.
Google'ın sunduğu anahtar kelimeleri kullanmak her zaman daha iyidir. Belirli bir anahtar kelime için sonuç almak istiyorsanız, Google'ın istediği anahtar kelimeyi kullanmanız gerekir.
Arama amacı içermelidir
Bazen anahtar kelimeleri araştırdığınızda, bulacağınız çok çekici bir anahtar kelimeyle karşılaşırsınız. Bir anahtar kelimenin yüksek arama kalitesine sahip olması, hedef olarak kullanılabilecek bir anahtar kelime olduğu anlamına gelmez. Çünkü her zaman kasıtlı aramanın ne olduğunun farkında olarak hareket etmelisiniz.
Olası SEO önerileri için en büyük tavsiyem Google Analytics. Örneğin, Google Analytics'i aradığınızda, bunun harika bir anahtar kelime olduğunu düşünebilirsiniz.
Google Analytics'i kullanmaya odaklanırsanız, izlenecek anahtar kelimeyi bulabilmeniz için çok daha azının arandığını görürsünüz.
Her zaman az rekabet içeren anahtar kelimeler kullanmalısınız
Yeniden tasarlanmış ve izinleri düşük bir web siteniz varsa, rekabet gücü yüksek anahtar kelimeleri hedeflemek doğru değildir. Tabii ki, bu kelimeleri kovalayabilirsiniz, ancak başarı kolay değildir.
İlk önce daha az rekabetle kelimelerden geçmek her zaman daha iyidir. Bir anahtar kelimeyle zorluk seviyesini öğrenmek istiyorsanız, Ahrefs gibi çeşitli araçları kullanabilirsiniz. Örneğin, "arama motoru optimizasyonu" için bir analiz çalıştırabilirsiniz.
Rakiplerinizde bulunan anahtar kelimeleri kullanmalısınız
Rekabet ettiğiniz bir web sitesi varsa, web sitelerinizdeki anahtar kelimelere göz atarak ve bunları kendi web sitenizde kullanarak bir adım ileri gideceksiniz.
Ahrefs'i aradıktan sonra, organik anahtar kelime raporuna bir göz atın. Oraya ulaşmak için Site Gezgini> Rakip alanı adı> Organik Arama> Organik Anahtar Kelimeler'e gitmeniz gerekir. Burada rakibin ulaştığı tüm anahtar kelimeleri kolayca bulabilirsiniz.
[Rakiplerinize bakmalısınız](http://%3Ca%20title%3D%22rakip%20analizi%22%20href%3D%22%20%20https/tarzinburda.com/rakip-site-analizi-nasil-yapili%22%3erakip%20analizi/%3c/a%3e)
Rakiplerinizin anahtar kelimelerini sürekli olarak araştırarak ve inceleyerek her zaman rekabet avantajı elde edersiniz. Ahrefs veya Google tarafından sağlanan bildirim işlevini kullanmak yeterlidir.
Ahrefs'de Uyarılar> Yeni Anahtar Kelimeler> Uyarı Ekle> Rakip Alan Adı> Raporlama Sıklığını Ayarla> Ekle'ye giderek bir uyarı oluşturabilirsiniz.
Gerçek anahtar kelime trafiğini incelemelisiniz.
Anahtar kelimelerin her biri genellikle uzun bir sürümdür. Örneğin, "Anahtar kelime ara" uzun sürüm sorgusu kullanılarak "anahtar kelime araştırması" için bir sayfa da çağrılabilir. Buna dayanarak, bir anahtar kelimenin gerçek trafik potansiyelini göz önünde bulundurmanız gerekir.
Bir analiz aracı kullanarak anahtar kelime araştırması yaparken, bir anahtar kelimenin toplam arama hacmini göz önünde bulundurmalısınız. Örneğin, bu cildin 100.000 olduğunu düşünebilirsiniz. Ardından, söz konusu anahtar kelime için önce gelen anahtar kelime trafiğine bakmalısınız. Burada sayı 100.000'den fazla olacak. Çünkü söz konusu URL farklı anahtar kelimeleri içerecek şekilde yapılandırılmıştır.
Web sitenizdeki içerik hatalarını düzeltmeniz gerekiyor
Web sitenizdeki içerik boşluklarını tanımlar ve değerlendirirseniz, hangi anahtar kelimeleri vurabileceğinizi görürsünüz. Bunu yapmak için Ahrefs'in sunduğu "içerik boşlukları" işlevini kullanabilirsiniz.
Site Explorer> Alan Adı> Arama> Organik Arama> İçerik Boşlukları> Rakip Alan Adı> Anahtar Kelimeleri Göster'i izleyerek içerik eksikliklerinizi anında belirleyebilirsiniz.
Cevaplanacak soruları görmelisin
Soru ve cevaplardan oluşan web siteleri, içerik için yeni fikirler edinmek için her zaman çok ideal adreslerdir.
Bu anahtar kelimeleri bulmak için kapsamlı araştırmalar yapmanız gerekir. Bu amaçla, kendiniz için iyi bir şablon oluşturmalı ve araştırmaya başlamadan önce bulunan tüm anahtar kelimeleri kaydetmelisiniz.
Kullanıcıya hitap eden bir giriş yazmalısınız
Kullanıcı web sitenizin sonuçlarını tıkladıktan sonra, bunları her zaman web sitenizde tutmaya çalışmalısınız. Bunu yapmak için iyi yazılmış bir giriş bölümüne ihtiyacınız vardır. Okuyucuya makale hakkında bilgi vermek ve dikkatinizi odaklamak için girişinizi kesinlikle kısa tutmalısınız.
Bu kısım basit olmasına rağmen, şimdi açıklayacağım kısım biraz zor. Etkinleştirilen mesajlar buraya girilmelidir. Kullanıcı bu siteyi hareket ettiren bölümü aktif olarak okuyabilir ve bu sitede gezinebilir.
Web sitesinin içeriğinin, bir anahtar kelime etrafında gruplanan diğer anahtar kelimeler için çekici olduğundan emin olmalısınız. İçerik olarak, kullanıcının zihnindeki tüm sorulara cevap bulabilmelisiniz. Bunu yapmak için, siteye trafik oluşturan tüm anahtar kelimeleri tanımlamanız gerektiğini unutmayın.
İçeriğin kolay anlaşıldığından emin olmalısınız.
Kullanıcılar içeriğe eriştikten sonra büyük makale gruplarıyla yüzleşmek çok sıkıcıdır. Bu nedenle, kullanıcılara kolayca anlaşılabilir içerik sağlamanız gerekir.
Sitede SEO
Harika içerikler oluşturmak yeterli değildir. Google ve diğerleri için içeriği düzenlemeniz gerekir. Optimize edilmiş web siteniz düzgün çalışmıyorsa, en iyi içeriği kendiniz bulmakta zorlanırsınız. Bunun için WordPress kullanıyorsanız Yoast SEO eklentisini kullanmalısınız.
Başlıklarda anahtar kelimeler kullanmalısınız
Bu mümkün olduğunca SEO önerileri verebilir en değerli bilgilerden biridir. Başlıklarda anahtar kelime bulunmaması, sıralama şansınızın çok düşük olduğu anlamına gelir. Başlıklar ve sıralamalardaki anahtar kelimeler arasında ciddi bir bağlantı vardır. Bu nedenle, her web sitesinin içeriğindeki anahtar kelime başlığına özellikle dikkat etmelisiniz.
Meta açıklamadaki, H1 etiketindeki ve varsa H2 etiketindeki anahtar kelimeleri kullanmalısınız. Daha fazlasını yapmak, içeriği daha da optimize etmek anlamına gelir. Örneğin, bir blog yazısı hazırlarken, H1 etiketi genellikle başlığın kendisidir. Burada başka bir anahtar kelime kullanmaya çalışmamalısınız. Arama motorlarının çekebileceği başlıkları seçmelisiniz
Örneğin, üçüncü sıradaysanız ve tıklama almak istiyorsanız, arama motorlarını etkileyen başlıklar oluşturmanız gerekir. Başlıklarda sınırlı sayıda karakter olabilir, ancak yaratıcı olmaya ve etkileyici işler yapmaya çalışabilirsiniz.
Satın alma işlemine yaklaşmak için anahtar kelimeler kullanmalısınız
Bir e-ticaret web siteniz varsa, arama kullanıcılarının satın alma işlemini bilmesi çok önemlidir. Aynı zamanda, bu kısım en çok istediğiniz kısımdır. Kullanıcılar bir ürün aradığında, önce yorumları ve ürün bilgilerini gözden geçirmek isterler.
Ancak, bir ürün adıyla "Satın Al" anahtar kelimesini kullanan ziyaretçiler ürünü satın almak niyetindedir. Bu nedenle, başlıklarda "Satın Al" anahtar kelimesini kullanarak kullanıcıların satın alma işlemine dikkatini çekebilirsiniz.
Meta etiketleri doğru ve sitede kullanmalısınız
Meta etiketler, anahtar kelimelerin parçalarıdır. Arama motoru sonuç alanında belirli bir yeri vardır. Arama motoru sonuç sayfasında meta açıklamalar eksikse, tıklama oranı azalıyor demektir. Bu nedenle, meta açıklamaların yeterince uzun olmasına dikkat etmelisiniz.
Meta açıklamada içerik satmalısınız
Meta açıklamalar, arama motorunun arama sonuçları sayfasındaki en önemli yerlerden biridir. Çünkü burada web sitesinin içeriğini pazarlama şansınız var. Doğru ve etkileşimli bir meta açıklama yazdığınız sürece, arama motorunun arama sonuçları sayfasındaki tüm web sitelerinden öne çıkabilirsiniz.
İçerik önceliğine sahip olmalısınız
Web sitenizi ziyaret etmenizin ana nedeni ve nedeni içeriktir. Bu nedenle, içeriği her zaman ön planda olmalıdır. Bunu yapmanın birkaç yolunu bulmalısınız.
Çok fazla reklam eklememelisiniz. Reklamlar can sıkıcı. Web sitesinin içeriğinin, onu kullanarak kolayca tüketilebildiğinden emin olmalısınız. Sinir bozucu reklam pencerelerinden uzak durmalısınız. Dönüştürmek için ideal olmalarına rağmen ziyaretçileri rahatsız ediyorlar. Pop-up reklam pencerelerini mümkün olduğunca az kullanmalısınız. Mümkün olduğunca az sayfa düzeyinde reklam kullanmalısınız. Google bu tür reklamları beğenmez. Web sitenizde bu tür reklamlar varsa, bunları kullanırken çok dikkatli olmalısınız. Sitenizin tüm cihazlarda düzgün görünmesini sağlamalıdır
Siteniz tüm cihazlarda görünür olmalıdır. Bunu yapmak için web sitenizdeki mobil cihazlar için optimum optimizasyon çalışması yapmış olmanız gerekir. Web sitenizi Google'ın mobil uyumluluk araçlarıyla test etmeyi denemelisiniz..
Google Görseller'den trafik almanız gerekiyor
Gerçek SEO önerileri olarak, size görüntüyü asla hafife almadığını söyleyeceğim. Google Görseller bölümünde web siteniz için, özellikle e-Ticaret web siteleri için, düşündüğünüzden çok fazla trafik alabilirsiniz, çünkü insanlar bir şey ararken bu siteyi görmek isterler.
Web sitenizdeki tüm görüntülerin optimize edildiğinden emin olmanız gerekir. Kullanıcıların yüklenmesini beklediği resimlerden uzak durmalısınız. Bunlar web sitenize herhangi bir değer katmaz. Bunun yerine, web sitenizin kullanılabilirliği üzerinde olumsuz bir etkisi vardır.
Her zaman kısa URL'ler kullanmalısınız
İçerik yönetim sisteminiz buna izin veriyorsa, içeriğiniz için kısa, açıklayıcı URL'ler kullanmalısınız. Çünkü iyi görünüyorlar
oldukça iyi görünüyorlar, anahtar kelimelerle değer katıyorlar ve linkleri almak için faydalılar.
Tekrarlanan içeriğin mümkün olduğunca az olduğundan emin olmalısınız
Tekrarlanan içerik, her sayfada bulunan bir öğedir ve web sitesinde kullanılır. Genellikle e-ticaret sitelerinde kullanılırlar. Ürün envanter bilgileri ve ürün teslimat bilgileri gibi alanlar, bu tür öğeleri tanımlamak için ideal örneklerdir.
Google'ın bu konudaki konumu çok açık. Bir sayfada en az% 10 orijinal içerik bulunmalıdır. Bu oranda orijinal içeriğe sahip değilseniz, Panda'yı güncellemek web sitenizi bulmayı kolaylaştıracaktır.
Yerel trafik için adres bilgilerini kullanmalısınız.
Kendi site adres bilgilerinize kolayca erişilebilir olmalıdır. Bu aslında tüm siteler için geçerlidir, siz değil. Yerel trafiğe ihtiyacınız varsa, duyduğunuz adres bilgileri sizin için son derece önemlidir. Her sayfanın altında adres ve telefon numarası bilgilerini belirtmelisiniz. Kendinizi tanımayı kolaylaştırabilirsiniz.
Ticari marka olabilecek alanları seçmelisiniz
Alan adında anahtar kelime kullanmak çok güzel ve kullanışlıdır. Ancak, abartmak istediğiniz bir şey değildir. Optimizasyon çalışmalarının zemindeki etkisini görmek istiyorsanız, markalı bir alan adı kullanmayı denemelisiniz.
Örneğin, bu makalenin başlığının bir alan adı olmasını istiyorsanız
Seoonerler.com gibi bir şey oluşur. Bu son derece gereksiz. Çünkü kimse bu isimle siteye giriş yapmak istemiyor. Bunun yerine, seoonerileri.com gibi bir adres seçmek çok daha kesin olur.
Düşük tıklama oranına sahip anahtar kelimeler bulmalısınız
Arama analizi raporu, Google Arama Konsolu'nda sık kullanılan bir rapordur. Burada birkaç hızlı galibiyet bulabilirsiniz. Sıralamaya rağmen, düşük tıklama sonuçlarını kontrol ederek başlık ve meta açıklamalarda çeşitli değişiklikler yaparak tıklama oranlarını artırmayı düşünmelisiniz.
İçeriği düzenli olarak güncellemelisiniz
Eski içeriği güncellerken, her zaman yeni kalır. Bilgi olarak aktardığınız bilgilere kıyasla yeni bir konu hakkında konuşmaya devam ederseniz, bu konu hakkındaki görüşünüzü gösterir ve kullanıcı üzerinde olumlu bir izlenim bırakır, böylece içerik arama sonuçlarında daha sık görüntülenir. . Eski içeriği yeni bilgilerle güncel tutmaya istekli olmak, trafiğinizi önemli ölçüde artırabilir.
Bağlantı oluşturma
SEO söz konusu olduğunda, zamanınızın çoğunu bağlantılar oluşturmak için harcarsınız. Korkma, ben de geçerli SEO önerileri olarak size vereceğim önerilerinden bahsedeceğim. SEO alanındaki sıralama faktörlerini incelerseniz, bağlantıların önemini göreceksiniz.
Bozuk bağlantıları yapılandırmanız gerekiyor
Elinizde Ahrefs varsa, bunu yapmak kolaydır. Ahrefs Site Explorer aracını açmalı ve link review menüsünü kullanmalısınız. "Site Gezgini"> "Etki Alanı Adı"> "Sayfalar"> "Arama Bağlantıları"> "404 Bulunamadı" filtre yolunu izleyerek, sitenizdeki kopuk bağlantıları kolayca tanımlayabilir ve düzeltebilirsiniz.
Rakiplerinizin kırık bağlantılarını yakalamanız ve onları kar haline getirmeniz gerekiyor
Bu bölüm size garip gelebilir, ancak bu bölümde rakiplerinizin kırık bağlantılarını alabilir ve kendinize bir alternatif oluşturabilir ve bundan yararlanabilirsiniz.
Ahrefs sayesinde bunu kolayca yapabilirsiniz. Site Gezgini> rakibinizin alan adını> Keşfet> Bağlantılar> Bozuk'u takip etmeniz yeterlidir.
Trafiği çekebilecek bağlantılara odaklanmalısınız
Web sitenizden yararlanabileceğiniz en iyi bağlantılar, trafiği çekebilecek bağlantılardır. Web sitenize trafik çekebilir en iyi bağlantılar trafik oluşturan bağlantılar vardır. Bu tür bağlantılar sizi her zaman Google güncellemelerinden korur. Bunu yapmak için kapsamlı araştırmalar yapmanız gerekir. tabii ki
Ahrefs aracında, Site Explorer> Doğrulamak için İstenen URL> Genel Bakış'a gidin.
Bağlantı seviyesini değerlendirmelisiniz
"Takip et" bağlantıları web siteniz için çok daha iyi olsa da, Nofollow bağlantılarının genel web sitenize de katkıda bulunabileceğini lütfen unutmayın. SEO İpuçları ilgili bölümünde, sizin için işe yaramayacak bir şey söylemeyeceğim lütfen unutmayın. Buradaki tüm bilgiler sizin için tek bir harfle yararlıdır. Bağlantı profiliniz her iki türde de bağlantı içermelidir. Aldığınız bağlantıların kalitesine dikkat etmek yeterlidir.
Sahip olduğunuz bağlantı metni bağlantısı
Bağlantı metni bağlantıları arama sırası üzerindeki en büyük etkilerden biridir. Bir anahtar kelimedeki bağlantılar büyük bir etkiye sahiptir. Sahip olduğunuz bağlantıların neredeyse 1 / 3'ü bağlantı metni biçiminde olmalıdır. Düşünürseniz, Google Penguin güncellemesiyle karşılaşabilirsiniz.
Size zarar verecek bağlantıları kaldırmalısınız
SEO çalışmalarından en iyi şekilde yararlanmak istiyorsanız, kesinlikle kötü amaçlı bağlantıları kaldırmayı denemelisiniz. Bu bağlantılar hiçbir koşulda çalışmaz. Bu nedenle, bağlantı profilinizi kontrol etmeli ve size zarar veren bağlantıları kaldırmalısınız.
.Ahrefs'deki bağlantı profilinizi kontrol ederek hangi bağlantıların düşük kalitede olduğunu kolayca öğrenebilirsiniz. Tüm bağlantılarınızı Site Gezgini> Etki Alanı Adı> Backlink Profili> Geri Bağlantılar'da görüntüleyebilir ve dışa aktarabilirsiniz. Burada tüm düşük kaliteli bağlantıların bağlantısını kesmelisiniz.
Her zaman rakiplerinizin bağlantılarını kontrol etmelisiniz
Bir site sizinle rekabet ederse, bir bağlantı almak en iyisidir.
Ahrefs Site Explorer aracı size çok yardımcı olur. Site Gezgini> Rakibinizin etki alanı adı> Backlink Profili> Geri Bağlantılar aracılığıyla rakibinizin bağlantılarını görüntüleyebilir ve inceleyebilirsiniz.
İsterseniz, rakibinizin yeni bağlantılarını takip etmek için bir alarm ayarlayabilirsiniz. Uyarılar> Geri Bağlantılar> Uyarı Ekle> Frekans Ayarla> Günlük / Haftalık / Aylık aracılığıyla kolayca alarm oluşturabilirsiniz. Rakibiniz yeni bir bağlantı aldığında bunu hemen fark edebilirsiniz.
Ahrefs Link Kesişim aracı bu konuda size yardımcı olacaktır. Araçlar> Bağlantı Kavşağı> Alan Adlarını Rekabet> Bağlantı Seçeneklerini Göster altında yeni bağlantı seçenekleri bulmayı deneyebilirsiniz.
Rakiplerinize bağlantı kaynakları sunan web siteleri bulmanız gerekir.
Bazı web siteleri neredeyse tüm rakiplerinize bağlanıyorsa, onlara göz atmalı ve kendiniz için faydalı bağlantılar bulmalısınız.
Her zaman rekabete bağlı yerler bulmanız gerekir.
Bir rakip sürekli olarak aynı yerden bağlantılar alırsa, bunu bir fırsata dönüştürebilirsiniz. Bu şekilde, rekabetinizin reklam kampanyalarını da öğrenebilirsiniz. Bu bağlantıları takip ederek benzer bir stratejiyle sürekli bağlantılar elde edebilirsiniz.
Bağlantınızdan paylaşılan bağlantıların çoğunu bulmalısınız
Rakibinizin web sitesinde çoğu bağlantıyı bulmak size birkaç bağlantı seçeneği sunar. Tek yapmanız gereken Ahrefs'in Site Explorer aracında siteyi kontrol etmek ve en çok bağlantı içeren sayfaları bulmaktır. Site Gezgini> Alan adı> Keşfet> Sayfalar> Bağlantılara göre en iyileri izleyerek bunu kolayca yapabilirsiniz.
Rakibinizin daha hassas ancak daha iyi içeriğinin bir kopyasını oluşturarak yeni bağlantı fırsatlarını başarıyla arayabilirsiniz. Hatta çeşitli bağlantıların boşa gittiğinden emin olabilirsiniz.
İlgi çekici bağlantı içeriği oluşturmalısınız
Önceki noktalarda, sürekli bir kaynak olarak aldığımız içerikten bahsetmiştik. Ancak, şimdi konuşacağımız faktör, etrafınızdaki bağlantıları çeken içerik bulmak yerine bu bağlantıyı çeken içerik oluşturabilmenizdir. Bu tür içerik yalnızca bu amaç için oluşturulur.
Infographics, verilerle oluşturulan haritalar, veri görselleştirmeleri, sektöre yönelik bir kaynak sayfası ve etkileşimli araçlar en ideal örneklerdir.
İnsanlar ilgilerini çeken konulardan her zaman memnun olur ve asla paylaşmayı bırakmaz. Bu nedenle, güzel içerik oluşturursanız, el ele gittiği konusunda en ufak bir şüpheniz olmamalıdır.
E-posta kampanyasına dikkat etmelisiniz.
Bağlantı almak istiyorsanız, e-posta kampanyaları en önemli fırsattır. İçerik yeni oluşturulduğunda, blog sahipleri muhtemelen içeriğe bağlanır. Anahtar kelimeniz için yeni içerik seçenekleri bulmak istiyorsanız, Ahrefs alarm işlevini kullanabilirsiniz.
Ahrefs> Mansiyonlar> Uyarı Ekle ile bir anahtar kelime uyarısı oluşturabilirsiniz. Dolayısıyla, bu anahtar kelimede içerik oluşturduğunuzda, hemen yeni içerik öğreneceksiniz.
Daha fazla kişiye ulaşmak istiyorsanız, kesinlikle e-posta pazarlama kampanyasını özelleştirmeyi seçmelisiniz. Bu, insanların e-postalarını açma olasılığını artırabilir.
BuzzStream'i kullanabilirsiniz
Normal bir e-posta hizmeti aracılığıyla küçük e-posta pazarlama kampanyaları yayınlayabilirsiniz. Ancak, daha büyük e-posta pazarlama kampanyaları için süreci biraz hızlandırmalısınız.
BuzzStream size yardımcı olacak en iyi yerlerden biridir. Bu araç ile sizi e-posta ile takip edecek insanlarla iletişim kurabilirsiniz. Bu araçla, e-postaların kullanıcılara çok daha hızlı ulaşmasını sağlayabilirsiniz.
En iyi içeriğinizi tekrar tekrar kullanmaktan çekinmeyin.
Her zaman en iyi içeriğinizi kullanabilirsiniz. Her zaman bir artı ekleyen bir infografiktir. Ancak, en iyi içeriğinizi farklı onay platformlarında görüntülemek size her zaman aynı avantajı sağlar. Kendi sitenize bağlantı verdiğiniz sürece, içerik kopyalama konusunda endişelenmenize gerek yoktur.
Wikipedia bağlantısı almanız gerekiyor
İnternet dünyasındaki herkes Wikipedia'nın ortamına bir bağlantı ekleme seçeneğine sahiptir. Buradan web sitenize bir bağlantı koyarak istediğiniz zaman ileri adım atabilirsiniz. Bir konuya içerik ekleyebilir ve bir konunun bağlantısı için web sitenize bir bağlantı alabilirsiniz. Bir kaynak olarak düşünceler sağlayabilir ve sonuç olarak sayfanıza olumlu bir puan verebilirsiniz.
.Soru-Cevap sitelerinde her zaman etkin olmalıdır
Farklı soru ve cevap sayfalarındaki soruları yanıtlayarak kendi siteniz için bir bağlantı alabilirsiniz. Soruyu cevaplayabilir ve aynı anda bir bağlantı alabilirsiniz, ancak sitenize trafik de çekebilirsiniz.
Fırsatları değerlendirmeden
Hakkınızda bir bölümden bahsedilirse, bu bölümleri bir bağlantıya dönüştürerek pozitif verimlilik elde edebilirsiniz. Bir bölümden bahsederseniz, söz konusu kişiyle hemen iletişime geçebilir ve bölüme bağlantı atayabilirsiniz. Sitenize trafik oluşturmak için bağlantıyı kullanabilirsiniz.
Bunun için Ahrefs alarm fonksiyonunu kullanabilirsiniz.
Uyarılar> Mansiyonlar> Uyarı Ekle> Marka Adı'na giderek basit bir alarm oluşturabilirsiniz. O zaman Ahreflerin isminizi verdiklerinde sizi bilgilendirmelerini sağlayabilirsiniz.
Konuk yazar olmalısınız
SEO önerileri ile ilgili makaleyi yazıp ziyaretçilerin yazarlarıyla ilgili bölümden bahsedersek değil. Konuk yazar durumunda, bu her zaman en yetkili web siteleri arasındaki en doğal yaklaşımlardan biridir. Ziyaretçi yazma fırsatlarından yararlanmaya çalışırken, önceliğiniz her zaman kaliteli olmalıdır. Web sitenize bağlantı oluşturmaya çalışırken bağlantı metnini fazla kullanmamaya dikkat etmelisiniz.
Telif hakkı fırsatlarını bağlantılara dönüştürmelisiniz
Tamamen sahip olduğunuz içeriği izniniz olmadan veya kendi bağlantınız olmadan kullanıyorsanız, bir fırsata dönüştürebilirsiniz. Bu tür içeriklerden bağlantılar almaya çalışmak kesinlikle iyi bir fikirdir. Bu işe yaramazsa, içeriğin kaldırılmasını isteyebilirsiniz. kabul etmeli
Dahili bağlantıları kullanmakta tereddüt etmemelisiniz. Web sitenizde oluşturduğunuz en iyi içeriğin öne çıkmasını istiyorsanız, web sitenizin farklı sayfalarında bu içeriğe bir bağlantı atayabilirsiniz. Bazen bunun tersini yaparak farklı sitelerin popülerliğini artırabilirsiniz. Bunu Google Search Console aracını kullanarak yapabilirsiniz.
Arama Trafiği> Arama Analizi bölümünde sayfaları arama durumuna ve konuma göre görüntüleyebilirsiniz. İlk sayfaya gitmek için onuncu satırın yakınındaki sayfalara birden fazla dahili bağlantı ekleyebilirsiniz.
Teknik SEO
İçerik, yerinde düzenleme stüdyoları ve tam bağlantı atamaları ile artık teknik tarafa göz atabilirsiniz. Bu teknik ayrıntılar, sitenizi tam olarak hazırlamak için kullanacağınız son bölümdür. Sitenizin performansını etkileyebilecek şeyleri her zaman kaldırmalısınız.
Bir içerik derecelendirmesi oluşturmalısınız
Sitenizin PageRank değerinin site genelinde dağıtıldığından emin olmalısınız. İdeal olarak, her sayfa web sitenizin ana sayfasının birkaç tıklaması içinde olmalıdır. Bu nedenle, tüm sayfalarınıza belirli bir noktadan erişilebilmeniz gerekir.
WWW değil WWW arasından seçim yapmalısınız
Birçok web sitesi bu konuda basit hatalar yapabilir. Google, web sitenizi anlamada çok fazla hata yapmaz, ancak yalnızca bir sürüm olduğundan emin olmanız gerekir. Örneğin, www.example.com ve example.com arasında seçim yapmanız gerekir. Her ikisini de kullanırsanız, içerik kopyalama sorunu yaşarsınız.
Her ikisi de sitenizde etkinse, birbirinize yönlendirmeyi düşünmelisiniz. WWW ve WWW olmayanlar arasında doğru seçimi yaptıktan sonra, kendi siteniz için standart belirledikten sonra daha fazla teknik çalışma yapabilirsiniz.
Kopyanın içeriğini savunmalısınız
Farklı sayfalardaki standart etiketleri kullanarak yinelenen içeriği kolayca kaldırabilirsiniz. Örneğin, bir e-ticaret siteniz var. Bu durumda, kanonik etiketler sizin için çok yararlıdır. Aynı içeriğe sahip birden fazla sayfanız varsa, birini varsayılan olarak ayarlamalı ve diğeri için standart etiketi kullanmalısınız.
Özel içeriği gizlemelisin
Googlebot ve diğer tarayıcılar, web sitenizdeki tüm içeriği ve bilgileri tarar. Gizli tutmak istediğiniz bilgileri arama motoru tarayıcılarından gizlemek için robots.txt dosyasını kullanabilirsiniz. Bunu yapmak için, önce robots.txt dosyasının nasıl kullanılacağını öğrenmeniz gerektiğini hatırlamanız gerekir.
Silinmiş içerik için 301 yönlendirmesi kullanılmalıdır
301 deyimini kullanarak kaldırılan eski içeriği yeni adresinize taşımalısınız. 301 deyimi, tüm bağlantı değerlerinin eskiden yeniye değiştirilmesini sağlar. WordPress kullanarak, eklenti yeniden yönlendirmesi ile çalışmanızı basitleştirebilirsiniz.
İçerik sunmak için CDN kullanmalısınız.
Birçok site bulunduğunuz yerdeki yerel sunucularda depolanır. Örneğin, Türkiye'de bir web sitesi oluşturulur, ancak web sitenizin açılış zamanı ABD kullanıcıları içindir. UU. ABD'deyseniz UU., Çok yavaş olacak. Bu sorunu çözmek için kesinlikle bir CDN kullanmalısınız.
Sitenize bir SSL sertifikası eklemeniz gerekiyor
Web sitenizi tamamen SSL olarak değiştirmelisiniz. Google, HTTPS'si olanlardan daha iyimserdir. Bu nedenle, bu her zaman bir sıralama faktörü olarak görülebilir. SSL eklemek istiyorsanız, ücretsiz alternatifler kullanabilirsiniz. Let's Encrypt gibi hizmetler size bu konuda yardımcı olabilir.
Olası dizin sorunları giderilmelidir
Google'ın web sitenizi dizine eklediğini doğrulamanız gerekir. Bunu Google gibi bir site olarak yapabilirsiniz: example.com. Buradaki sayı beklenenden fazla veya azsa, web sitenizde bir dizin sorunu olduğunu hemen anlayabilirsiniz.
Google'ın önerilerini dinlemelisiniz
Google, web sitesindeki sorunlar hakkında size bilgi sağlayabilir. Google Arama Konsolu'na giriş yapın ve web sitenizi buraya ekleyin.
Burada, sitenizi incelerken Tara> İzleme Hataları'na göz atarak sitenizde hangi hataların olduğunu görebilirsiniz.
Burada 404 hataları görürseniz, bunları 301 yönlendirmesi ile uygun yerlere yönlendirmiş olmanız gerekir.Burada ortaya çıkan hataları en iyi şekilde düzeltmeye çalışmalısınız. Ancak, Google'dan çeşitli HTML önerileri alabilirsiniz.
Google'ın web siteniz için önerilerini Arama Görünümü> HTML Geliştirmeleri'nde inceleyebilirsiniz. Tüm bu önerileri dikkate almalı ve uygun iyileştirmeleri yapmalısınız.
Bir site haritası göndermelisiniz
Tüm web sitenizin doğru bir şekilde Google'ın tarandığından emin olmak için bir site haritası göndermeniz gerekir. Tara> Site Haritaları'nı tıklayarak bu işi kolayca yapabilirsiniz. Google, Google'a sağladığı tüm bilgilerden memnun.
Bazen sitenizin tekrar taranması gerekir. Özellikle, içeriği güncellerseniz, Google tarafından sağlanan "Google Olarak Al" işlevini kullanmalı ve içeriğin tekrar tarandığından emin olmalısınız.
Bazı öneriler
SEO çalışmaları sadece onlar için değil. Öncekiler kadar önemli olan birkaç durum vardır. Onlar için önerileri istediğiniz zaman inceleyebilir ve ek verimlilik elde edebilirsiniz. Zayıf içeriklerden kurtulmalısınız
Google Panda algoritması, zayıf, düşük içerikli web sitelerini anında yakalama ve engelleme potansiyeline sahiptir. Sizin için daha kolay olanı yapmalısınız.
Bağlantıları görmek için web sitenizi kontrol etmelisiniz
Web sitenizi başkası devralırsa, çeşitli içeriğe otomatik bağlantılar eklenebilir. Bu bağlantılar her zaman arama motorunda düzgün çalışmanızı engeller. Sucuri'nin ücretsiz izleme aracını kullanarak sitenizi bu gibi durumlar için kontrol edebilirsiniz.
Her zaman arama trafiğini araştırmalısınız
Arama trafiği durumlarında trafik normal görünmüyorsa dikkatli olmalısınız. Böyle bir düşüş bulursanız, web siteniz algoritma güncellemesinden etkilenebilir. .
Daha sonra Baracuda Digital'in ücretsiz panguin aracını kullanarak algoritma güncellemelerini web sitelerinde kontrol edebilirsiniz. Siteniz algoritmalardan herhangi bir şekilde etkileniyorsa, bu araç size bunu gösterebilir.
Google bildirimlerini görmeniz ve incelemeniz gerekiyor
Trafik önemli ölçüde azalıyorsa Google'ın bildirimlerini kontrol edin. Google bunu herhangi bir şekilde yapmaya zorlarsa, Google Arama Konsolu aracılığıyla bilgilendirilirsiniz.
Derecelendirme sonrasında Google'ı cezalandıran ana faktörler şunlardır:
Son derece agresif link oluşturma politikaları Düşük kaliteli içerik Şüpheli bağlantılar Ziyaretçiler tarafından oluşturulan içerik Şema ayarlarının kötüye kullanılması
Derecelendirme sırasında Google tarafından verilen cezalar size bildirilecektir. Cezaya neden olan sorunu çözdükten sonra Google'ın web sitenizi tekrar incelemesini isteyebilirsiniz.
GSC ve GA bağlantısı kurulmalıdır
Metnimde verdiğim bilgiler çok değerli. Biraz dikkatle buraya konsantre olun. Google Analytics, piyasa değerlerini analiz ederken endüstri standartlarını karşılayabilen bir araçtır. Bu araçtan en iyi şekilde nasıl yararlanabileceğinizi öğrendikten sonra, site trafiğini artırmak için tüm seçenekleri görebileceksiniz.
Google Analytics genellikle "sağlanmadı" olarak tanımlanacak anahtar kelimeler sunar. Bu, sitenize hangi çağrıların geldiğini öğrenmenizi zorlaştırır. Bunun üstesinden gelmek için Google Search Console ve Google Analytics'in özelliklerini bağlamanız gerekir. Google Search Console arama sorgusu raporuna nasıl gideceğiniz aşağıda açıklanmıştır.
Garip yönlendirmeleri tanımlamalı ve bunlardan kurtulmalısınız Bahsettiğimiz bu garip yönlendirmeler, tam olarak garip adlara sahip web sitelerinden gelen ve genellikle herhangi bir anlam ifade etmeyen yönlendirmelerdir.
Bu tür web siteleri Google Analytics raporlarının yanlış olmasına neden olabilir. Bu verileri incelemeniz ve Google Analytics raporundan kaldırmanın yollarını aramanız yeterlidir. Etkinlik izlemeyi aktif olarak kullanmanız gerekir
Kullanıcıların web sitenizle nasıl etkileşime girdiğini kontrol etmek her zaman iyi bir fikirdir.
Bu amaçla Google Analytics'teki etkinlik izleme işlevini kullanabilirsiniz. Bu şekilde, kullanıcıların web sitenizle nasıl etkileşime girdiğini kolayca görebilirsiniz.
İçeriğin paylaşılmasını ve dağıtılmasını kolaylaştırmalıdır
Sosyal ağlar kesinlikle sıralamayı etkileyen bir platform değildir. Ancak, web sitenizin içeriğinin sosyal medya platformları aracılığıyla hızlı bir şekilde yayıldığından emin olmak için kullanabileceğiniz bir bölüm vardır. Bu hızlı yayılan içerik web sitesi trafiğini etkileyebilir.
Oluşturduğunuz içeriği her zaman sosyal medyada paylaşmalı ve içerikle etkileşimleri gözden geçirmelisiniz. Sosyal ağlarda ve web sitesindeki benzer öğelerde paylaşım için düğmelerden en iyi şekilde yararlanmalısınız. Açık Grafik meta verilerini kullanmaya çalışmalısınız. (Bu özellik, hepsi bir arada SEO paketi eklentisinde sosyal bir hedef olarak bulunur.) Tüm öğeleriniz için özel resimler oluşturmalısınız. Daha fazlasını keşfetmeye çalışmalısın
Bildiğiniz gibi, bu makale, olası SEO önerileri ve önerileri söz konusu olduğunda, SEO hakkında en önemli şeyin bilgi olduğunu söylemek zorunda olduğum anlamına gelir. SEO varsa, her zaman yeni bilgileri öğrenebileceğiniz birçok farklı şaşırtıcı kaynak vardır. Bu blog bunlardan sadece biri. Yeni SEO taktiklerini gözden geçirmeli veya oluşturmalısınız.
Algoritma güncellemelerini kontrol etmelisiniz
SEO alanında sürekli algoritma güncellemeleri olabilir. Bu algoritma güncellemelerini yakından izlemeli ve sitenizi etkileyebilecek güncellemeler üzerinde çalışmalısınız.
Kötü taktiklerden kaçınmalısınız
Uygulanabilir SEO ipuçları olarak konuşacağım başka bir bölüm, kötü taktiklerin her zaman sahtekarlıklarla dolu olmasına yol açmasıdır. SEO ciddi iş ve ciddiyet gerektiren bir parçadır. Her zaman web sitenize zarar verebilecek kötü taktiklerden uzak durmalısınız. Bir taktiğin hızlı sonuçlar üretmesi, bunun yararlı ve iyi olduğunu göstermez. Google öncekinden daha akıllı. Kötü taktikler kullanmak web sitenizin cezalandırılmasına yol açabilir.
Kırık bağlantı seçeneklerini kaçırmayın
Geçmişte çok değerli bir alan adının kullanılmadığını ve bu alan adının çok büyük kaynaklardan gelen yönlendirme bağlantıları içerdiğini düşünün. Bu kaynak, rakiplerinin web sitelerinden de bağlanabilir. Bu fırsatı kaçıracak mısınız?
Uygulanabilir SEO önerileri olarak size vereceğim tavsiye günceldir. Her gün sizin için en yararlı olabilecek içeriği oluşturuyorum. SEO ile ilgili sorularınız veya aklınızda bir şey varsa, SEO ile ilgili en yararlı bilgiler
submitted by emrecann150 to u/emrecann150 [link] [comments]


2020.04.16 09:31 emrecann150 Kesinlikle Uygulamanız Gereken SEO Önerileri

Uygulanabilir SEO önerileri ipuçlarına yazdığım kapsamlı içerikte, sizin için yararlı olacak birçok bilgi bulacaksınız. Bildiğiniz gibi, web sitenizin arama motorunda ilk olmak için yapacağınız iş çok önemlidir. SEO önerilerine ihtiyacınız varsa, doğru yere geldiniz. En iyi [SEO önerileri ](http://%3Ca%20title%3D%22seo%22%20href%3D%22https/tarzinburda.com/kesinlikle-uygulamaniz-gereken-seo-onerileri/%22%3eSEO%3c/a%3e) ipuçlarını içeren bu listeyi takip ederek web siteniz için en doğru ve güvenilir adımı atabilirsiniz. Arama motoru etkinliklerinden anahtar kelime araştırma bağlantıları oluşturmaya kadar en derin ayrıntılara erişebilirsiniz.
Seo Önerileri Ayrıntılı anahtar kelime araması
Doğru anahtar kelimeyi seçmelisiniz
Kullanıcıların genellikle anahtar kelime ararken Yaptıkları birkaç hata var. Birçok insanın anahtarları var kelimeleri yerleştiremez ve optimize edemez. Çok fazla anahtar kelime için çalışmaya çalışıyorsunuz. Ayrıca, yanlış anahtar kelime seçimi olabilir.
Bu tür bir hatanın oluşmasını istiyorsanız, genellikle her sayfa için yalnızca bir anahtar kelime kullanmaya çalışmalısınız. Geçerli anahtar kelimeyi bir sayfada bulmak istiyorsanız, sayfayı düşünün ve uygun şekilde seçin.
Google'ın sunduğu anahtar kelimeleri kullanmak her zaman daha iyidir. Belirli bir anahtar kelime için sonuç almak istiyorsanız, Google'ın istediği anahtar kelimeyi kullanmanız gerekir.
Arama amacı içermelidir
Bazen anahtar kelimeleri araştırdığınızda, bulacağınız çok çekici bir anahtar kelimeyle karşılaşırsınız. Bir anahtar kelimenin yüksek arama kalitesine sahip olması, hedef olarak kullanılabilecek bir anahtar kelime olduğu anlamına gelmez. Çünkü her zaman kasıtlı aramanın ne olduğunun farkında olarak hareket etmelisiniz.
Olası SEO önerileri için en büyük tavsiyem Google Analytics. Örneğin, Google Analytics'i aradığınızda, bunun harika bir anahtar kelime olduğunu düşünebilirsiniz.
Google Analytics'i kullanmaya odaklanırsanız, izlenecek anahtar kelimeyi bulabilmeniz için çok daha azının arandığını görürsünüz.
Her zaman az rekabet içeren anahtar kelimeler kullanmalısınız
Yeniden tasarlanmış ve izinleri düşük bir web siteniz varsa, rekabet gücü yüksek anahtar kelimeleri hedeflemek doğru değildir. Tabii ki, bu kelimeleri kovalayabilirsiniz, ancak başarı kolay değildir.
İlk önce daha az rekabetle kelimelerden geçmek her zaman daha iyidir. Bir anahtar kelimeyle zorluk seviyesini öğrenmek istiyorsanız, Ahrefs gibi çeşitli araçları kullanabilirsiniz. Örneğin, "arama motoru optimizasyonu" için bir analiz çalıştırabilirsiniz.
Rakiplerinizde bulunan anahtar kelimeleri kullanmalısınız
Rekabet ettiğiniz bir web sitesi varsa, web sitelerinizdeki anahtar kelimelere göz atarak ve bunları kendi web sitenizde kullanarak bir adım ileri gideceksiniz.
Ahrefs'i aradıktan sonra, organik anahtar kelime raporuna bir göz atın. Oraya ulaşmak için Site Gezgini> Rakip alanı adı> Organik Arama> Organik Anahtar Kelimeler'e gitmeniz gerekir. Burada rakibin ulaştığı tüm anahtar kelimeleri kolayca bulabilirsiniz.
[Rakiplerinize bakmalısınız](http://%3Ca%20title%3D%22rakip%20analizi%22%20href%3D%22%20%20https/tarzinburda.com/rakip-site-analizi-nasil-yapili%22%3erakip%20analizi/%3c/a%3e)
Rakiplerinizin anahtar kelimelerini sürekli olarak araştırarak ve inceleyerek her zaman rekabet avantajı elde edersiniz. Ahrefs veya Google tarafından sağlanan bildirim işlevini kullanmak yeterlidir.
Ahrefs'de Uyarılar> Yeni Anahtar Kelimeler> Uyarı Ekle> Rakip Alan Adı> Raporlama Sıklığını Ayarla> Ekle'ye giderek bir uyarı oluşturabilirsiniz.
Gerçek anahtar kelime trafiğini incelemelisiniz.
Anahtar kelimelerin her biri genellikle uzun bir sürümdür. Örneğin, "Anahtar kelime ara" uzun sürüm sorgusu kullanılarak "anahtar kelime araştırması" için bir sayfa da çağrılabilir. Buna dayanarak, bir anahtar kelimenin gerçek trafik potansiyelini göz önünde bulundurmanız gerekir.
Bir analiz aracı kullanarak anahtar kelime araştırması yaparken, bir anahtar kelimenin toplam arama hacmini göz önünde bulundurmalısınız. Örneğin, bu cildin 100.000 olduğunu düşünebilirsiniz. Ardından, söz konusu anahtar kelime için önce gelen anahtar kelime trafiğine bakmalısınız. Burada sayı 100.000'den fazla olacak. Çünkü söz konusu URL farklı anahtar kelimeleri içerecek şekilde yapılandırılmıştır.
Web sitenizdeki içerik hatalarını düzeltmeniz gerekiyor
Web sitenizdeki içerik boşluklarını tanımlar ve değerlendirirseniz, hangi anahtar kelimeleri vurabileceğinizi görürsünüz. Bunu yapmak için Ahrefs'in sunduğu "içerik boşlukları" işlevini kullanabilirsiniz.
Site Explorer> Alan Adı> Arama> Organik Arama> İçerik Boşlukları> Rakip Alan Adı> Anahtar Kelimeleri Göster'i izleyerek içerik eksikliklerinizi anında belirleyebilirsiniz.
Cevaplanacak soruları görmelisin
Soru ve cevaplardan oluşan web siteleri, içerik için yeni fikirler edinmek için her zaman çok ideal adreslerdir.
Bu anahtar kelimeleri bulmak için kapsamlı araştırmalar yapmanız gerekir. Bu amaçla, kendiniz için iyi bir şablon oluşturmalı ve araştırmaya başlamadan önce bulunan tüm anahtar kelimeleri kaydetmelisiniz.
Kullanıcıya hitap eden bir giriş yazmalısınız
Kullanıcı web sitenizin sonuçlarını tıkladıktan sonra, bunları her zaman web sitenizde tutmaya çalışmalısınız. Bunu yapmak için iyi yazılmış bir giriş bölümüne ihtiyacınız vardır. Okuyucuya makale hakkında bilgi vermek ve dikkatinizi odaklamak için girişinizi kesinlikle kısa tutmalısınız.
Bu kısım basit olmasına rağmen, şimdi açıklayacağım kısım biraz zor. Etkinleştirilen mesajlar buraya girilmelidir. Kullanıcı bu siteyi hareket ettiren bölümü aktif olarak okuyabilir ve bu sitede gezinebilir.
Web sitesinin içeriğinin, bir anahtar kelime etrafında gruplanan diğer anahtar kelimeler için çekici olduğundan emin olmalısınız. İçerik olarak, kullanıcının zihnindeki tüm sorulara cevap bulabilmelisiniz. Bunu yapmak için, siteye trafik oluşturan tüm anahtar kelimeleri tanımlamanız gerektiğini unutmayın.
İçeriğin kolay anlaşıldığından emin olmalısınız.
Kullanıcılar içeriğe eriştikten sonra büyük makale gruplarıyla yüzleşmek çok sıkıcıdır. Bu nedenle, kullanıcılara kolayca anlaşılabilir içerik sağlamanız gerekir.
Sitede SEO
Harika içerikler oluşturmak yeterli değildir. Google ve diğerleri için içeriği düzenlemeniz gerekir. Optimize edilmiş web siteniz düzgün çalışmıyorsa, en iyi içeriği kendiniz bulmakta zorlanırsınız. Bunun için WordPress kullanıyorsanız Yoast SEO eklentisini kullanmalısınız.
Başlıklarda anahtar kelimeler kullanmalısınız
Bu mümkün olduğunca SEO önerileri verebilir en değerli bilgilerden biridir. Başlıklarda anahtar kelime bulunmaması, sıralama şansınızın çok düşük olduğu anlamına gelir. Başlıklar ve sıralamalardaki anahtar kelimeler arasında ciddi bir bağlantı vardır. Bu nedenle, her web sitesinin içeriğindeki anahtar kelime başlığına özellikle dikkat etmelisiniz.
Meta açıklamadaki, H1 etiketindeki ve varsa H2 etiketindeki anahtar kelimeleri kullanmalısınız. Daha fazlasını yapmak, içeriği daha da optimize etmek anlamına gelir. Örneğin, bir blog yazısı hazırlarken, H1 etiketi genellikle başlığın kendisidir. Burada başka bir anahtar kelime kullanmaya çalışmamalısınız. Arama motorlarının çekebileceği başlıkları seçmelisiniz
Örneğin, üçüncü sıradaysanız ve tıklama almak istiyorsanız, arama motorlarını etkileyen başlıklar oluşturmanız gerekir. Başlıklarda sınırlı sayıda karakter olabilir, ancak yaratıcı olmaya ve etkileyici işler yapmaya çalışabilirsiniz.
Satın alma işlemine yaklaşmak için anahtar kelimeler kullanmalısınız
Bir e-ticaret web siteniz varsa, arama kullanıcılarının satın alma işlemini bilmesi çok önemlidir. Aynı zamanda, bu kısım en çok istediğiniz kısımdır. Kullanıcılar bir ürün aradığında, önce yorumları ve ürün bilgilerini gözden geçirmek isterler.
Ancak, bir ürün adıyla "Satın Al" anahtar kelimesini kullanan ziyaretçiler ürünü satın almak niyetindedir. Bu nedenle, başlıklarda "Satın Al" anahtar kelimesini kullanarak kullanıcıların satın alma işlemine dikkatini çekebilirsiniz.
Meta etiketleri doğru ve sitede kullanmalısınız
Meta etiketler, anahtar kelimelerin parçalarıdır. Arama motoru sonuç alanında belirli bir yeri vardır. Arama motoru sonuç sayfasında meta açıklamalar eksikse, tıklama oranı azalıyor demektir. Bu nedenle, meta açıklamaların yeterince uzun olmasına dikkat etmelisiniz.
Meta açıklamada içerik satmalısınız
Meta açıklamalar, arama motorunun arama sonuçları sayfasındaki en önemli yerlerden biridir. Çünkü burada web sitesinin içeriğini pazarlama şansınız var. Doğru ve etkileşimli bir meta açıklama yazdığınız sürece, arama motorunun arama sonuçları sayfasındaki tüm web sitelerinden öne çıkabilirsiniz.
İçerik önceliğine sahip olmalısınız
Web sitenizi ziyaret etmenizin ana nedeni ve nedeni içeriktir. Bu nedenle, içeriği her zaman ön planda olmalıdır. Bunu yapmanın birkaç yolunu bulmalısınız.
Çok fazla reklam eklememelisiniz. Reklamlar can sıkıcı. Web sitesinin içeriğinin, onu kullanarak kolayca tüketilebildiğinden emin olmalısınız. Sinir bozucu reklam pencerelerinden uzak durmalısınız. Dönüştürmek için ideal olmalarına rağmen ziyaretçileri rahatsız ediyorlar. Pop-up reklam pencerelerini mümkün olduğunca az kullanmalısınız. Mümkün olduğunca az sayfa düzeyinde reklam kullanmalısınız. Google bu tür reklamları beğenmez. Web sitenizde bu tür reklamlar varsa, bunları kullanırken çok dikkatli olmalısınız. Sitenizin tüm cihazlarda düzgün görünmesini sağlamalıdır
Siteniz tüm cihazlarda görünür olmalıdır. Bunu yapmak için web sitenizdeki mobil cihazlar için optimum optimizasyon çalışması yapmış olmanız gerekir. Web sitenizi Google'ın mobil uyumluluk araçlarıyla test etmeyi denemelisiniz..
Google Görseller'den trafik almanız gerekiyor
Gerçek SEO önerileri olarak, size görüntüyü asla hafife almadığını söyleyeceğim. Google Görseller bölümünde web siteniz için, özellikle e-Ticaret web siteleri için, düşündüğünüzden çok fazla trafik alabilirsiniz, çünkü insanlar bir şey ararken bu siteyi görmek isterler.
Web sitenizdeki tüm görüntülerin optimize edildiğinden emin olmanız gerekir. Kullanıcıların yüklenmesini beklediği resimlerden uzak durmalısınız. Bunlar web sitenize herhangi bir değer katmaz. Bunun yerine, web sitenizin kullanılabilirliği üzerinde olumsuz bir etkisi vardır.
Her zaman kısa URL'ler kullanmalısınız
İçerik yönetim sisteminiz buna izin veriyorsa, içeriğiniz için kısa, açıklayıcı URL'ler kullanmalısınız. Çünkü iyi görünüyorlar
oldukça iyi görünüyorlar, anahtar kelimelerle değer katıyorlar ve linkleri almak için faydalılar.
Tekrarlanan içeriğin mümkün olduğunca az olduğundan emin olmalısınız
Tekrarlanan içerik, her sayfada bulunan bir öğedir ve web sitesinde kullanılır. Genellikle e-ticaret sitelerinde kullanılırlar. Ürün envanter bilgileri ve ürün teslimat bilgileri gibi alanlar, bu tür öğeleri tanımlamak için ideal örneklerdir.
Google'ın bu konudaki konumu çok açık. Bir sayfada en az% 10 orijinal içerik bulunmalıdır. Bu oranda orijinal içeriğe sahip değilseniz, Panda'yı güncellemek web sitenizi bulmayı kolaylaştıracaktır.
Yerel trafik için adres bilgilerini kullanmalısınız.
Kendi site adres bilgilerinize kolayca erişilebilir olmalıdır. Bu aslında tüm siteler için geçerlidir, siz değil. Yerel trafiğe ihtiyacınız varsa, duyduğunuz adres bilgileri sizin için son derece önemlidir. Her sayfanın altında adres ve telefon numarası bilgilerini belirtmelisiniz. Kendinizi tanımayı kolaylaştırabilirsiniz.
Ticari marka olabilecek alanları seçmelisiniz
Alan adında anahtar kelime kullanmak çok güzel ve kullanışlıdır. Ancak, abartmak istediğiniz bir şey değildir. Optimizasyon çalışmalarının zemindeki etkisini görmek istiyorsanız, markalı bir alan adı kullanmayı denemelisiniz.
Örneğin, bu makalenin başlığının bir alan adı olmasını istiyorsanız
Seoonerler.com gibi bir şey oluşur. Bu son derece gereksiz. Çünkü kimse bu isimle siteye giriş yapmak istemiyor. Bunun yerine, seoonerileri.com gibi bir adres seçmek çok daha kesin olur.
Düşük tıklama oranına sahip anahtar kelimeler bulmalısınız
Arama analizi raporu, Google Arama Konsolu'nda sık kullanılan bir rapordur. Burada birkaç hızlı galibiyet bulabilirsiniz. Sıralamaya rağmen, düşük tıklama sonuçlarını kontrol ederek başlık ve meta açıklamalarda çeşitli değişiklikler yaparak tıklama oranlarını artırmayı düşünmelisiniz.
İçeriği düzenli olarak güncellemelisiniz
Eski içeriği güncellerken, her zaman yeni kalır. Bilgi olarak aktardığınız bilgilere kıyasla yeni bir konu hakkında konuşmaya devam ederseniz, bu konu hakkındaki görüşünüzü gösterir ve kullanıcı üzerinde olumlu bir izlenim bırakır, böylece içerik arama sonuçlarında daha sık görüntülenir. . Eski içeriği yeni bilgilerle güncel tutmaya istekli olmak, trafiğinizi önemli ölçüde artırabilir.
Bağlantı oluşturma
SEO söz konusu olduğunda, zamanınızın çoğunu bağlantılar oluşturmak için harcarsınız. Korkma, ben de geçerli SEO önerileri olarak size vereceğim önerilerinden bahsedeceğim. SEO alanındaki sıralama faktörlerini incelerseniz, bağlantıların önemini göreceksiniz.
Bozuk bağlantıları yapılandırmanız gerekiyor
Elinizde Ahrefs varsa, bunu yapmak kolaydır. Ahrefs Site Explorer aracını açmalı ve link review menüsünü kullanmalısınız. "Site Gezgini"> "Etki Alanı Adı"> "Sayfalar"> "Arama Bağlantıları"> "404 Bulunamadı" filtre yolunu izleyerek, sitenizdeki kopuk bağlantıları kolayca tanımlayabilir ve düzeltebilirsiniz.
Rakiplerinizin kırık bağlantılarını yakalamanız ve onları kar haline getirmeniz gerekiyor
Bu bölüm size garip gelebilir, ancak bu bölümde rakiplerinizin kırık bağlantılarını alabilir ve kendinize bir alternatif oluşturabilir ve bundan yararlanabilirsiniz.
Ahrefs sayesinde bunu kolayca yapabilirsiniz. Site Gezgini> rakibinizin alan adını> Keşfet> Bağlantılar> Bozuk'u takip etmeniz yeterlidir.
Trafiği çekebilecek bağlantılara odaklanmalısınız
Web sitenizden yararlanabileceğiniz en iyi bağlantılar, trafiği çekebilecek bağlantılardır. Web sitenize trafik çekebilir en iyi bağlantılar trafik oluşturan bağlantılar vardır. Bu tür bağlantılar sizi her zaman Google güncellemelerinden korur. Bunu yapmak için kapsamlı araştırmalar yapmanız gerekir. tabii ki
Ahrefs aracında, Site Explorer> Doğrulamak için İstenen URL> Genel Bakış'a gidin.
Bağlantı seviyesini değerlendirmelisiniz
"Takip et" bağlantıları web siteniz için çok daha iyi olsa da, Nofollow bağlantılarının genel web sitenize de katkıda bulunabileceğini lütfen unutmayın. SEO İpuçları ilgili bölümünde, sizin için işe yaramayacak bir şey söylemeyeceğim lütfen unutmayın. Buradaki tüm bilgiler sizin için tek bir harfle yararlıdır. Bağlantı profiliniz her iki türde de bağlantı içermelidir. Aldığınız bağlantıların kalitesine dikkat etmek yeterlidir.
Sahip olduğunuz bağlantı metni bağlantısı
Bağlantı metni bağlantıları arama sırası üzerindeki en büyük etkilerden biridir. Bir anahtar kelimedeki bağlantılar büyük bir etkiye sahiptir. Sahip olduğunuz bağlantıların neredeyse 1 / 3'ü bağlantı metni biçiminde olmalıdır. Düşünürseniz, Google Penguin güncellemesiyle karşılaşabilirsiniz.
Size zarar verecek bağlantıları kaldırmalısınız
SEO çalışmalarından en iyi şekilde yararlanmak istiyorsanız, kesinlikle kötü amaçlı bağlantıları kaldırmayı denemelisiniz. Bu bağlantılar hiçbir koşulda çalışmaz. Bu nedenle, bağlantı profilinizi kontrol etmeli ve size zarar veren bağlantıları kaldırmalısınız.
.Ahrefs'deki bağlantı profilinizi kontrol ederek hangi bağlantıların düşük kalitede olduğunu kolayca öğrenebilirsiniz. Tüm bağlantılarınızı Site Gezgini> Etki Alanı Adı> Backlink Profili> Geri Bağlantılar'da görüntüleyebilir ve dışa aktarabilirsiniz. Burada tüm düşük kaliteli bağlantıların bağlantısını kesmelisiniz.
Her zaman rakiplerinizin bağlantılarını kontrol etmelisiniz
Bir site sizinle rekabet ederse, bir bağlantı almak en iyisidir.
Ahrefs Site Explorer aracı size çok yardımcı olur. Site Gezgini> Rakibinizin etki alanı adı> Backlink Profili> Geri Bağlantılar aracılığıyla rakibinizin bağlantılarını görüntüleyebilir ve inceleyebilirsiniz.
İsterseniz, rakibinizin yeni bağlantılarını takip etmek için bir alarm ayarlayabilirsiniz. Uyarılar> Geri Bağlantılar> Uyarı Ekle> Frekans Ayarla> Günlük / Haftalık / Aylık aracılığıyla kolayca alarm oluşturabilirsiniz. Rakibiniz yeni bir bağlantı aldığında bunu hemen fark edebilirsiniz.
Ahrefs Link Kesişim aracı bu konuda size yardımcı olacaktır. Araçlar> Bağlantı Kavşağı> Alan Adlarını Rekabet> Bağlantı Seçeneklerini Göster altında yeni bağlantı seçenekleri bulmayı deneyebilirsiniz.
Rakiplerinize bağlantı kaynakları sunan web siteleri bulmanız gerekir.
Bazı web siteleri neredeyse tüm rakiplerinize bağlanıyorsa, onlara göz atmalı ve kendiniz için faydalı bağlantılar bulmalısınız.
Her zaman rekabete bağlı yerler bulmanız gerekir.
Bir rakip sürekli olarak aynı yerden bağlantılar alırsa, bunu bir fırsata dönüştürebilirsiniz. Bu şekilde, rekabetinizin reklam kampanyalarını da öğrenebilirsiniz. Bu bağlantıları takip ederek benzer bir stratejiyle sürekli bağlantılar elde edebilirsiniz.
Bağlantınızdan paylaşılan bağlantıların çoğunu bulmalısınız
Rakibinizin web sitesinde çoğu bağlantıyı bulmak size birkaç bağlantı seçeneği sunar. Tek yapmanız gereken Ahrefs'in Site Explorer aracında siteyi kontrol etmek ve en çok bağlantı içeren sayfaları bulmaktır. Site Gezgini> Alan adı> Keşfet> Sayfalar> Bağlantılara göre en iyileri izleyerek bunu kolayca yapabilirsiniz.
Rakibinizin daha hassas ancak daha iyi içeriğinin bir kopyasını oluşturarak yeni bağlantı fırsatlarını başarıyla arayabilirsiniz. Hatta çeşitli bağlantıların boşa gittiğinden emin olabilirsiniz.
İlgi çekici bağlantı içeriği oluşturmalısınız
Önceki noktalarda, sürekli bir kaynak olarak aldığımız içerikten bahsetmiştik. Ancak, şimdi konuşacağımız faktör, etrafınızdaki bağlantıları çeken içerik bulmak yerine bu bağlantıyı çeken içerik oluşturabilmenizdir. Bu tür içerik yalnızca bu amaç için oluşturulur.
Infographics, verilerle oluşturulan haritalar, veri görselleştirmeleri, sektöre yönelik bir kaynak sayfası ve etkileşimli araçlar en ideal örneklerdir.
İnsanlar ilgilerini çeken konulardan her zaman memnun olur ve asla paylaşmayı bırakmaz. Bu nedenle, güzel içerik oluşturursanız, el ele gittiği konusunda en ufak bir şüpheniz olmamalıdır.
E-posta kampanyasına dikkat etmelisiniz.
Bağlantı almak istiyorsanız, e-posta kampanyaları en önemli fırsattır. İçerik yeni oluşturulduğunda, blog sahipleri muhtemelen içeriğe bağlanır. Anahtar kelimeniz için yeni içerik seçenekleri bulmak istiyorsanız, Ahrefs alarm işlevini kullanabilirsiniz.
Ahrefs> Mansiyonlar> Uyarı Ekle ile bir anahtar kelime uyarısı oluşturabilirsiniz. Dolayısıyla, bu anahtar kelimede içerik oluşturduğunuzda, hemen yeni içerik öğreneceksiniz.
Daha fazla kişiye ulaşmak istiyorsanız, kesinlikle e-posta pazarlama kampanyasını özelleştirmeyi seçmelisiniz. Bu, insanların e-postalarını açma olasılığını artırabilir.
BuzzStream'i kullanabilirsiniz
Normal bir e-posta hizmeti aracılığıyla küçük e-posta pazarlama kampanyaları yayınlayabilirsiniz. Ancak, daha büyük e-posta pazarlama kampanyaları için süreci biraz hızlandırmalısınız.
BuzzStream size yardımcı olacak en iyi yerlerden biridir. Bu araç ile sizi e-posta ile takip edecek insanlarla iletişim kurabilirsiniz. Bu araçla, e-postaların kullanıcılara çok daha hızlı ulaşmasını sağlayabilirsiniz.
En iyi içeriğinizi tekrar tekrar kullanmaktan çekinmeyin.
Her zaman en iyi içeriğinizi kullanabilirsiniz. Her zaman bir artı ekleyen bir infografiktir. Ancak, en iyi içeriğinizi farklı onay platformlarında görüntülemek size her zaman aynı avantajı sağlar. Kendi sitenize bağlantı verdiğiniz sürece, içerik kopyalama konusunda endişelenmenize gerek yoktur.
Wikipedia bağlantısı almanız gerekiyor
İnternet dünyasındaki herkes Wikipedia'nın ortamına bir bağlantı ekleme seçeneğine sahiptir. Buradan web sitenize bir bağlantı koyarak istediğiniz zaman ileri adım atabilirsiniz. Bir konuya içerik ekleyebilir ve bir konunun bağlantısı için web sitenize bir bağlantı alabilirsiniz. Bir kaynak olarak düşünceler sağlayabilir ve sonuç olarak sayfanıza olumlu bir puan verebilirsiniz.
.Soru-Cevap sitelerinde her zaman etkin olmalıdır
Farklı soru ve cevap sayfalarındaki soruları yanıtlayarak kendi siteniz için bir bağlantı alabilirsiniz. Soruyu cevaplayabilir ve aynı anda bir bağlantı alabilirsiniz, ancak sitenize trafik de çekebilirsiniz.
Fırsatları değerlendirmeden
Hakkınızda bir bölümden bahsedilirse, bu bölümleri bir bağlantıya dönüştürerek pozitif verimlilik elde edebilirsiniz. Bir bölümden bahsederseniz, söz konusu kişiyle hemen iletişime geçebilir ve bölüme bağlantı atayabilirsiniz. Sitenize trafik oluşturmak için bağlantıyı kullanabilirsiniz.
Bunun için Ahrefs alarm fonksiyonunu kullanabilirsiniz.
Uyarılar> Mansiyonlar> Uyarı Ekle> Marka Adı'na giderek basit bir alarm oluşturabilirsiniz. O zaman Ahreflerin isminizi verdiklerinde sizi bilgilendirmelerini sağlayabilirsiniz.
Konuk yazar olmalısınız
SEO önerileri ile ilgili makaleyi yazıp ziyaretçilerin yazarlarıyla ilgili bölümden bahsedersek değil. Konuk yazar durumunda, bu her zaman en yetkili web siteleri arasındaki en doğal yaklaşımlardan biridir. Ziyaretçi yazma fırsatlarından yararlanmaya çalışırken, önceliğiniz her zaman kaliteli olmalıdır. Web sitenize bağlantı oluşturmaya çalışırken bağlantı metnini fazla kullanmamaya dikkat etmelisiniz.
Telif hakkı fırsatlarını bağlantılara dönüştürmelisiniz
Tamamen sahip olduğunuz içeriği izniniz olmadan veya kendi bağlantınız olmadan kullanıyorsanız, bir fırsata dönüştürebilirsiniz. Bu tür içeriklerden bağlantılar almaya çalışmak kesinlikle iyi bir fikirdir. Bu işe yaramazsa, içeriğin kaldırılmasını isteyebilirsiniz. kabul etmeli
Dahili bağlantıları kullanmakta tereddüt etmemelisiniz. Web sitenizde oluşturduğunuz en iyi içeriğin öne çıkmasını istiyorsanız, web sitenizin farklı sayfalarında bu içeriğe bir bağlantı atayabilirsiniz. Bazen bunun tersini yaparak farklı sitelerin popülerliğini artırabilirsiniz. Bunu Google Search Console aracını kullanarak yapabilirsiniz.
Arama Trafiği> Arama Analizi bölümünde sayfaları arama durumuna ve konuma göre görüntüleyebilirsiniz. İlk sayfaya gitmek için onuncu satırın yakınındaki sayfalara birden fazla dahili bağlantı ekleyebilirsiniz.
Teknik SEO
İçerik, yerinde düzenleme stüdyoları ve tam bağlantı atamaları ile artık teknik tarafa göz atabilirsiniz. Bu teknik ayrıntılar, sitenizi tam olarak hazırlamak için kullanacağınız son bölümdür. Sitenizin performansını etkileyebilecek şeyleri her zaman kaldırmalısınız.
Bir içerik derecelendirmesi oluşturmalısınız
Sitenizin PageRank değerinin site genelinde dağıtıldığından emin olmalısınız. İdeal olarak, her sayfa web sitenizin ana sayfasının birkaç tıklaması içinde olmalıdır. Bu nedenle, tüm sayfalarınıza belirli bir noktadan erişilebilmeniz gerekir.
WWW değil WWW arasından seçim yapmalısınız
Birçok web sitesi bu konuda basit hatalar yapabilir. Google, web sitenizi anlamada çok fazla hata yapmaz, ancak yalnızca bir sürüm olduğundan emin olmanız gerekir. Örneğin, www.example.com ve example.com arasında seçim yapmanız gerekir. Her ikisini de kullanırsanız, içerik kopyalama sorunu yaşarsınız.
Her ikisi de sitenizde etkinse, birbirinize yönlendirmeyi düşünmelisiniz. WWW ve WWW olmayanlar arasında doğru seçimi yaptıktan sonra, kendi siteniz için standart belirledikten sonra daha fazla teknik çalışma yapabilirsiniz.
Kopyanın içeriğini savunmalısınız
Farklı sayfalardaki standart etiketleri kullanarak yinelenen içeriği kolayca kaldırabilirsiniz. Örneğin, bir e-ticaret siteniz var. Bu durumda, kanonik etiketler sizin için çok yararlıdır. Aynı içeriğe sahip birden fazla sayfanız varsa, birini varsayılan olarak ayarlamalı ve diğeri için standart etiketi kullanmalısınız.
Özel içeriği gizlemelisin
Googlebot ve diğer tarayıcılar, web sitenizdeki tüm içeriği ve bilgileri tarar. Gizli tutmak istediğiniz bilgileri arama motoru tarayıcılarından gizlemek için robots.txt dosyasını kullanabilirsiniz. Bunu yapmak için, önce robots.txt dosyasının nasıl kullanılacağını öğrenmeniz gerektiğini hatırlamanız gerekir.
Silinmiş içerik için 301 yönlendirmesi kullanılmalıdır
301 deyimini kullanarak kaldırılan eski içeriği yeni adresinize taşımalısınız. 301 deyimi, tüm bağlantı değerlerinin eskiden yeniye değiştirilmesini sağlar. WordPress kullanarak, eklenti yeniden yönlendirmesi ile çalışmanızı basitleştirebilirsiniz.
İçerik sunmak için CDN kullanmalısınız.
Birçok site bulunduğunuz yerdeki yerel sunucularda depolanır. Örneğin, Türkiye'de bir web sitesi oluşturulur, ancak web sitenizin açılış zamanı ABD kullanıcıları içindir. UU. ABD'deyseniz UU., Çok yavaş olacak. Bu sorunu çözmek için kesinlikle bir CDN kullanmalısınız.
Sitenize bir SSL sertifikası eklemeniz gerekiyor
Web sitenizi tamamen SSL olarak değiştirmelisiniz. Google, HTTPS'si olanlardan daha iyimserdir. Bu nedenle, bu her zaman bir sıralama faktörü olarak görülebilir. SSL eklemek istiyorsanız, ücretsiz alternatifler kullanabilirsiniz. Let's Encrypt gibi hizmetler size bu konuda yardımcı olabilir.
Olası dizin sorunları giderilmelidir
Google'ın web sitenizi dizine eklediğini doğrulamanız gerekir. Bunu Google gibi bir site olarak yapabilirsiniz: example.com. Buradaki sayı beklenenden fazla veya azsa, web sitenizde bir dizin sorunu olduğunu hemen anlayabilirsiniz.
Google'ın önerilerini dinlemelisiniz
Google, web sitesindeki sorunlar hakkında size bilgi sağlayabilir. Google Arama Konsolu'na giriş yapın ve web sitenizi buraya ekleyin.
Burada, sitenizi incelerken Tara> İzleme Hataları'na göz atarak sitenizde hangi hataların olduğunu görebilirsiniz.
Burada 404 hataları görürseniz, bunları 301 yönlendirmesi ile uygun yerlere yönlendirmiş olmanız gerekir.Burada ortaya çıkan hataları en iyi şekilde düzeltmeye çalışmalısınız. Ancak, Google'dan çeşitli HTML önerileri alabilirsiniz.
Google'ın web siteniz için önerilerini Arama Görünümü> HTML Geliştirmeleri'nde inceleyebilirsiniz. Tüm bu önerileri dikkate almalı ve uygun iyileştirmeleri yapmalısınız.
Bir site haritası göndermelisiniz
Tüm web sitenizin doğru bir şekilde Google'ın tarandığından emin olmak için bir site haritası göndermeniz gerekir. Tara> Site Haritaları'nı tıklayarak bu işi kolayca yapabilirsiniz. Google, Google'a sağladığı tüm bilgilerden memnun.
Bazen sitenizin tekrar taranması gerekir. Özellikle, içeriği güncellerseniz, Google tarafından sağlanan "Google Olarak Al" işlevini kullanmalı ve içeriğin tekrar tarandığından emin olmalısınız.
Bazı öneriler
SEO çalışmaları sadece onlar için değil. Öncekiler kadar önemli olan birkaç durum vardır. Onlar için önerileri istediğiniz zaman inceleyebilir ve ek verimlilik elde edebilirsiniz. Zayıf içeriklerden kurtulmalısınız
Google Panda algoritması, zayıf, düşük içerikli web sitelerini anında yakalama ve engelleme potansiyeline sahiptir. Sizin için daha kolay olanı yapmalısınız.
Bağlantıları görmek için web sitenizi kontrol etmelisiniz
Web sitenizi başkası devralırsa, çeşitli içeriğe otomatik bağlantılar eklenebilir. Bu bağlantılar her zaman arama motorunda düzgün çalışmanızı engeller. Sucuri'nin ücretsiz izleme aracını kullanarak sitenizi bu gibi durumlar için kontrol edebilirsiniz.
Her zaman arama trafiğini araştırmalısınız
Arama trafiği durumlarında trafik normal görünmüyorsa dikkatli olmalısınız. Böyle bir düşüş bulursanız, web siteniz algoritma güncellemesinden etkilenebilir. .
Daha sonra Baracuda Digital'in ücretsiz panguin aracını kullanarak algoritma güncellemelerini web sitelerinde kontrol edebilirsiniz. Siteniz algoritmalardan herhangi bir şekilde etkileniyorsa, bu araç size bunu gösterebilir.
Google bildirimlerini görmeniz ve incelemeniz gerekiyor
Trafik önemli ölçüde azalıyorsa Google'ın bildirimlerini kontrol edin. Google bunu herhangi bir şekilde yapmaya zorlarsa, Google Arama Konsolu aracılığıyla bilgilendirilirsiniz.
Derecelendirme sonrasında Google'ı cezalandıran ana faktörler şunlardır:
Son derece agresif link oluşturma politikaları Düşük kaliteli içerik Şüpheli bağlantılar Ziyaretçiler tarafından oluşturulan içerik Şema ayarlarının kötüye kullanılması
Derecelendirme sırasında Google tarafından verilen cezalar size bildirilecektir. Cezaya neden olan sorunu çözdükten sonra Google'ın web sitenizi tekrar incelemesini isteyebilirsiniz.
GSC ve GA bağlantısı kurulmalıdır
Metnimde verdiğim bilgiler çok değerli. Biraz dikkatle buraya konsantre olun. Google Analytics, piyasa değerlerini analiz ederken endüstri standartlarını karşılayabilen bir araçtır. Bu araçtan en iyi şekilde nasıl yararlanabileceğinizi öğrendikten sonra, site trafiğini artırmak için tüm seçenekleri görebileceksiniz.
Google Analytics genellikle "sağlanmadı" olarak tanımlanacak anahtar kelimeler sunar. Bu, sitenize hangi çağrıların geldiğini öğrenmenizi zorlaştırır. Bunun üstesinden gelmek için Google Search Console ve Google Analytics'in özelliklerini bağlamanız gerekir. Google Search Console arama sorgusu raporuna nasıl gideceğiniz aşağıda açıklanmıştır.
Garip yönlendirmeleri tanımlamalı ve bunlardan kurtulmalısınız Bahsettiğimiz bu garip yönlendirmeler, tam olarak garip adlara sahip web sitelerinden gelen ve genellikle herhangi bir anlam ifade etmeyen yönlendirmelerdir.
Bu tür web siteleri Google Analytics raporlarının yanlış olmasına neden olabilir. Bu verileri incelemeniz ve Google Analytics raporundan kaldırmanın yollarını aramanız yeterlidir. Etkinlik izlemeyi aktif olarak kullanmanız gerekir
Kullanıcıların web sitenizle nasıl etkileşime girdiğini kontrol etmek her zaman iyi bir fikirdir.
Bu amaçla Google Analytics'teki etkinlik izleme işlevini kullanabilirsiniz. Bu şekilde, kullanıcıların web sitenizle nasıl etkileşime girdiğini kolayca görebilirsiniz.
İçeriğin paylaşılmasını ve dağıtılmasını kolaylaştırmalıdır
Sosyal ağlar kesinlikle sıralamayı etkileyen bir platform değildir. Ancak, web sitenizin içeriğinin sosyal medya platformları aracılığıyla hızlı bir şekilde yayıldığından emin olmak için kullanabileceğiniz bir bölüm vardır. Bu hızlı yayılan içerik web sitesi trafiğini etkileyebilir.
Oluşturduğunuz içeriği her zaman sosyal medyada paylaşmalı ve içerikle etkileşimleri gözden geçirmelisiniz. Sosyal ağlarda ve web sitesindeki benzer öğelerde paylaşım için düğmelerden en iyi şekilde yararlanmalısınız. Açık Grafik meta verilerini kullanmaya çalışmalısınız. (Bu özellik, hepsi bir arada SEO paketi eklentisinde sosyal bir hedef olarak bulunur.) Tüm öğeleriniz için özel resimler oluşturmalısınız. Daha fazlasını keşfetmeye çalışmalısın
Bildiğiniz gibi, bu makale, olası SEO önerileri ve önerileri söz konusu olduğunda, SEO hakkında en önemli şeyin bilgi olduğunu söylemek zorunda olduğum anlamına gelir. SEO varsa, her zaman yeni bilgileri öğrenebileceğiniz birçok farklı şaşırtıcı kaynak vardır. Bu blog bunlardan sadece biri. Yeni SEO taktiklerini gözden geçirmeli veya oluşturmalısınız.
Algoritma güncellemelerini kontrol etmelisiniz
SEO alanında sürekli algoritma güncellemeleri olabilir. Bu algoritma güncellemelerini yakından izlemeli ve sitenizi etkileyebilecek güncellemeler üzerinde çalışmalısınız.
Kötü taktiklerden kaçınmalısınız
Uygulanabilir SEO ipuçları olarak konuşacağım başka bir bölüm, kötü taktiklerin her zaman sahtekarlıklarla dolu olmasına yol açmasıdır. SEO ciddi iş ve ciddiyet gerektiren bir parçadır. Her zaman web sitenize zarar verebilecek kötü taktiklerden uzak durmalısınız. Bir taktiğin hızlı sonuçlar üretmesi, bunun yararlı ve iyi olduğunu göstermez. Google öncekinden daha akıllı. Kötü taktikler kullanmak web sitenizin cezalandırılmasına yol açabilir.
Kırık bağlantı seçeneklerini kaçırmayın
Geçmişte çok değerli bir alan adının kullanılmadığını ve bu alan adının çok büyük kaynaklardan gelen yönlendirme bağlantıları içerdiğini düşünün. Bu kaynak, rakiplerinin web sitelerinden de bağlanabilir. Bu fırsatı kaçıracak mısınız?
Uygulanabilir SEO önerileri olarak size vereceğim tavsiye günceldir. Her gün sizin için en yararlı olabilecek içeriği oluşturuyorum. SEO ile ilgili sorularınız veya aklınızda bir şey varsa, SEO ile ilgili en yararlı bilgiler
submitted by emrecann150 to blogs [link] [comments]


2020.03.29 14:53 Taraftarium24hd Cold Pursuit - Soğuk İntikam Filmi Full HD Türkçe Dublaj izle

Cold Pursuit - Soğuk İntikam Filmi Full HD Türkçe Dublaj izle
Soğuk İntikam

https://preview.redd.it/8lnz0tajzlp41.jpg?width=182&format=pjpg&auto=webp&s=d164dbc39bd66416dd48c90d15efe90e0727cfb2
Soğuk İntikam Filmi ne zaman vizyona girecek vizyon tarihi : 21 Mart 2019
Soğuk İntikam Filmi Yönetmeni : Hans Petter Moland
Soğuk İntikam Filmi Oyuncu Kadrosu Oyuncuları : Liam Neeson, Tom Bateman, Tom Jackson
Soğuk İntikam Filmi Konusu : Bir uyuşturucu baronu öldürdüğü gencin onun için hayatının kabusu olacağını bilmemektedir. Biricik oğlunun intikamını almak için ant içen bir babanın hikayesini seyredeceksiniz. Nels kendi halinde tek bir oğlu olan bir babadır, kar temizleme işi yaparak ailesinin geçimini sağlamaktadır. Yaptığı iş aslında o kasaba için büyük bir işdir, Rocky Dağları’nın eteklerinde yer alan kasabanın kardan etkilenmemesini ve yolların her zaman açık vaziyette olması onun elindedir. Karısıyla beraber, turistlerin çok ziyaret ettiği bu yerde güzel bir kulübede huzurlu bir hayat sürmektedir. Nels, yaşayacağı bir olay ile sakin ve huzurlu kasaban ayrılmak zorunda kalacaktır. Tek sevdiği oğlu, bir uyuşturucu baronu tarafından öldürülmüştür. Haberi aldığında vakit kaybetmeden intikam almak için yola koyulur ve oğlunu öldüren adamı bulmak için kasabayı terk edecektir. Sakin bir hayatı varken, avcılık yetenekleri, onu çok sıradan bir insandan soğukkanlı bir katile dönüştürecektir. En büyük niyeti uyuşturucu kartelini yok etmektir. Nels'in yapacakları, acımasız bir gangster olan Viking ile onun rakip tarafta yer alan bir mafya patronu arasında bir bölge savaşı çıkaracaktır. Adaletin sağlanması için şimdi birilerinin bir bedel ödemesi gerekecektir. Filmin oyuncu kadrosunda Liam Neeson, Tom Bateman ve Tom Jackson'ın oluşturduğu, filmin yönetmenliğini ise Hans Petter Moland yapıyor.
Aksiyon Filmi izle LİNK: Cold Pursuit - Soğuk İntikam Filmi Türkçe Dublaj izle
Soğuk İntikam 2019 Filmi izle, Soğuk İntikam Tek parça izle, Soğuk İntikam Full hd izle, Soğuk İntikam Türkçe Dublaj izle, Soğuk İntikam Türkçe Altyazılı izle, Soğuk İntikam Filmi konusu, Soğuk İntikam Filmi oyuncuları, Soğuk İntikam Filmi Yönetmeni, Cold Pursuit 2019 Filmi izle, Cold Pursuit Tek parça izle, Full hd izle, Cold Pursuit Türkçe Dublaj izle, Cold Pursuit Türkçe Altyazılı izle, Cold Pursuit Filmi konusu, Cold Pursuit Filmi oyuncuları, Cold Pursuit Filmi Yönetmeni,
submitted by Taraftarium24hd to u/Taraftarium24hd [link] [comments]


2020.02.23 08:38 bariscsknr Bohem Bir İlişkinin Yıkıcı Ayrılık Parodisi - 2. Perde (TRAGEDYA)

OLAY BİR EVDE GEÇMEKTEDİR. K KADIN, B ERKEKTİR.
K - Burçlar kaymış amk, yengeç ne ya? Allahın histerik burcu. Bugün hiçbir iş doğru gitmez mi? Hay böyle işin ta içine..
B - Benim E'nin burcu da yengeçti. Belli oldu şu aralar senin de neden böyle göt olduğun. O da az göt değildi. Benzediniz birbirinize.
K - Oğlum esas sen götsün ki göt gibi ortada kalıyorsun her seferinde. Kaşınma, insanın damarına basıyorsun. Ben de acımasız olacam, salağa bak E ile kıyaslıyor beni.
B - Ne yaptığının farkında olmak da güzel bir şey tabi.
K - Ben bir şey yapmadım valla, yara kaşıyan sensin. Bırakmıyorsun kabuk bağlasın. O kadar kaşırsan, sonunda kanar böyle. Bence sen yaptığının farkına var biraz. Hala kendin yapıyorsun, sonra karşı tarafa adilik yapıyor gibi hissettirmeye çalışıyorsun. Hasta mısın lan sen, doğru söyle?
B - Yaptınız yaptınız, hepiniz yaptınız. Önce kolay olan benim yanımdı, kaldınız. Zor olsaydı başta giderdiniz. Sonra benden daha kolay olan bir yer buldunuz, oraya gittiniz. Ne de olsa artık B'ye ihtiyacınız yoktu. Yeni destekçileriniz, yeni sosyal çevreniz olacaktı. Hepiniz yolunu bulunca, göt gibi bıraktınız.
Kabul edin, böyle bir götsünüz siz işte ve hayatınızı da kendiniz gibi götlerle geçireceksiniz. Çünkü size değer verip musamma gösterenler, kalpleri kırılmış ve yorulmuş bir şekilde, sizi hayatlarından sonsuza dek siktir edip, atacak.
K - Sen mi bana değer verdin, yuh!! Sen değer veriyorsun da canım, hiç karşındakine bunu gösterme, gönlünü hoş tutma gereği duymuyorsun. Herkes senin isteğin zaman, sana istediğin gibi davranacak. Senin tavır bu yani, kusura bakma.
Ha kendini de kandırabilirsin tabi. Bu kadınlar sana ihtiyaç duydu, sonra başka birilerini buldu gitti diye.
Sosyal çevrenin desteklemesine gelince, artık sana diyecek lafımın kalmadığı son nokta. Kör müsün lan sen? Beni destekleyen bir sosyal çevrem var gibi mi görünüyor o taraftan.
Ayrıca yine diyorum, başkalarının mutsuzluklarını kendine mutluluk edinirsen, kendine başarı sayarsan esas sen mutsuz olursun. Bunu kendine yapma. Es kaza başarılı, mutlu falan olurum sonra kahredersin kendini.
B - Bana kimse ihtiyaç duymadı. Ben ihtiyaç duyulacak biri değilim. Ama benim yanımda kalmak senin kolayındı, sonra oraya gitmek daha kolay oldu. Yani buradayken de kendini düşünüyordun, giderken de kendini düşündün. Hatta benimle eve çıkarken bile, içten içe kendini düşündün. Onun için insana değer vermekten bahsetme.
Son olarak başkalarının mutluluğu veya mutsuzluğu üzerine kendimi bir duyguya sokacak değilim. Mutlu olmaktan bahsediyorsun, insanlarının mutluluk anlayışları görecelidir. Ama benim mutluluk anlayışımla zaten mutlu olsaydın bu durumda olmazdın ki senin mutluluk anlayışın beni ne kıskandırır ne de kahreder, sadece acırım.
Ben en kötü, en sefil halimde bile mutlu oldum, kimseye de ihtiyaç duymadım. Hatta en kötü, sefil ve yalnız halim mutlu olduğum yegane yerdi. ama sen her zaman mutlu olmak için bana veya bir başkasına ihtiyaç duyacaksın.
K - Ben tabiki de kendimle ilgili şeyleri her zaman düşünüyordum. Ama içimde seninle ilgili olan çelişkilerin sebebi, tamamen senin davranışlarındı.
Ben seni ailem gibi görecek bir aşkla, bir bağlılıkla sevmek istedim. Güzeli, değerlisi buydu çünkü. Ama sen buna karşılık vermedin. Üstüne basa basa söyledim, düzeltilmesi gereken şeylerin ne olduğunu biliyorsun.
Bana sevmeyi bilmeyen kadınlar tarafından terkedilmiş ıssız adam tribi yapma. Ben nasıl sevdiğimi ve nasıl sevilmek istediğimi çok net ortaya koydum ve senle ilk eve çıktığım gün de adım gibi emindim ne gibi sorunlarımız olacağından.
Yanlış anlama asla sen suçlusun demiyorum. Benim de hatalarım vardı, kimin olmaz ki. Ama bazı konular vardı ki senin içine işlemiş, ne yaparsam yapayım o konularda değişme ihtiyacı hiç hissetmedin. İçten içe sen de biliyorsun ne gibi konular olduğunu. Çok konuştuk çünkü, çok da kabul ettin bazı şeyleri, kabul etmesen de anladın, hak verdin.
Beni içten pazarlıklı olmakla suçlayamazsın. İlişkinin her köşesinde sana duygularımı, düşüncelerimi açtım. Açamadığım zamanlarda da sen aylarca sustuğun ve beni ittiğin içindi. Kendimce bi yola girmek zorunda kaldım. Kısacası senin gibi yalnız hareket ettim hayatta. Yani ben fiziken evden çıktım diye terketmiş falan değilim. Daha önce de söyledim. Sen beni baştan terkettin zaten.
"Aldattın beni kendi kendinle, mecburi hizmetteyken ben yaşam bölüğünde" ve ben hala seninleyken, bazı güzel günlerimiz hariç, sıklıkla olduğu gibi tek kişiyim.
B - Bunu söyleyin sen olması çok komik. O zaman ben de sana şöyle diyim ''zaman aralığını süpürmeyi unutma ben yokken"
K - Birbirimizin ihtiyaçları var. Sevme ve sevilme ihtiyaçlarımız, iletişim kurma ihtiyaçlarımız, kendimizle iletişim kurulması ihtiyaçlarımız ve tarzlarımız gibi. Soru şu; iki taraf da bu ihtiyaçlara ve tarzlara özverili bir şekilde karşılık vermeye razı mı? Yoksa herkes oturduğu yerden, benim istediğim olsun mu diyecek, sıkışınca da laf dalaşına mı girilecek?
Sen çocuğu bile reddediyosun. Ben bu konuda bile o kadar açıktım ki. Çok zor iş evet, hiç yapasım da yok ama yaşlanınca bir ailem olsun istiyorum kocaman ve sıcacık. Tek başıma ölmek istemiyorum. Sırf bunun için de sağlıklı büyüyebilecekleri bir ortamda, iyi niyetli, sevgi dolu bir babayla birlikte çocuklarım olsun isterim. Sen ona da "ne çocuğu" deyip, kestirip attın. Daha ne diyeyim sana. Ben keyfimden bir şey yapmıyorum.
Bir ilişkide iki tarafın da sorumlulukları, hataları vs'si vardır. Sen suçu seni terkettiğini düşündüğün kadınlara atıyorsun ve kendinde hiçbir sorumluluk hissetmiyorsun.
Herkesin iyi ve kötü olduğu alanlar vardır. İyi niyet bunları ortaklaştırıp, ortak bir hayat kurabilmekte gizlidir. Sen beni beğenirken bile kötü niyetlisin, dönüp de beni içten pazarlıklı, bencil, kendini düşünüyor diye suçlama hiç. Burada illaki kendini en çok düşünen biri arıyorsak, bir dürüst ol kendine lütfen, bir objektif bak.
B - Tamam, peki. Bitti, geçti sorun yok artık. Uzatmaya gerek yok ama madem ben böyle biriydim keşke 2 yıl kalmasaydın benle. Terkettikten sonra da hala hayatımdaki en yakın insan sensin demeseydin.
K - Hadi ya. Senin laf sokacağın kısım geçince "iyi, peki, artık geçti" Bu yüzden göt gibi ortada kalıyorsun. Çünkü götlük yapıyorsun.
B - Her ne boksa işte. Cevap versem veririm de gerek yok, boş bi tartışma. Güzel bir aile kurarsın umarım ileride, bir düzine çocuğun olur, emzirirsin onları.
K - Bir düzine olmaz, o kadar da değil. Ben seni hala öyle görmek istiyorum ama sen istemiyorsun, elinden geleni yapıyorsun yani. Arkadaşım bile olmak istemiyosun. Bir normalleştiremiyoruz ilişkimizi.
B - Evet istemiyorum. Çünkü sen benim arkadaşım değilsin.
K - İyi ama sevgilin de olmadım hiç.
B - Olmadıysan geçmiş olsun o zaman.
K - Madem öyle, hiç teklif etmeseydin. Sevgili gibi davranmıyacaksan niye teklif ettin?
B - Kusura bakma yaptım bi eşeklik, affet.
K - Madem ben 2 yıl kalmışım laf ediyorsun. Hala tek taraflı bir ağızla konuşuyorsun. Ben sana 1. yılın sonunda dedim evleri ayıralım, öyle devam edelim, böyle yıpratıyoruz. Hem biraz nefes alırız, hem ilişkiyi gözden geçiririz. Demedim mi söylesene. Boş boş, yalan yanlış konuşuyorsun. Beni sen zorladın, resmen terketmekle tehdit ettin beni. Şimdi ne oldu, ayrılmadık mı?
B - O gün yapsaydın keşke, bugünki gibi gitseydin, ne diye durdun?
K - Ben senin gibi tek başıma karalar almıyorum, seni de dinliyorum.
B - Beni dinledin de sonuç ne oldu?
K - Senin gönlün yoktu.
B - Bu gidişinde çok gönüllüydüm, değil mi? Boşversene.
K - Hayır ayrılmak zorunda değildik. Sen benimle ilişki kurmamakta ısrarcısın. Bazı isteklerimi görmezden geliyorsun, anlamak istemiyosun.
B - Neymiş isteklerin, çocuk mu?
K - He, evet. Hadi gel yapah bi tane.
B - Gel yapak tabi, baban bakar. Yapıp yapıp anana veririz.
K - İşte abi, isteklerin çok mu diyorsun. Şu tavır zaten problem olan, senin şu tavrın. Bir de neyi, ne zaman şakaya vurup, neyi ciddiye alacağını bilmiyorsun. Çığlık atsam ölüyorum diye, senin aklına yatmazsa kıçını kaldırıp gelmezsin.
Beni, ben hala yaşarken, cıvıl cıvılken sev. Ölümümün, yokluğumun üstünden siyaset yapma. Arkamdan konuşma, çünkü şu an yaptığın bu. Sanki birlikte yaşamamışız, tek ben yaşamışım gibi kendinde hiçbir açık görmeden şu anda bana saldırıyorsun. Sadece fiziki olarak yokum diye ve bunun örneklerini hayatında gördün diye karşındakini suçluyorsun. Sence de çok açık değilmi ?
Neden hep böyle oluyor. Madem hep başına geliyor, kendini sorgulaman gerekmiyor mu ? Şahsen genelde insanlar öyle yapar. Acaba aynı şeyi defalarca tekrarladığını göremiyor musun? Aptallığın açık kanıtı bu, Albert Einstein.
B - Çok klişe ve aptalca bir söz.
K - Evet çok klişe ama fazla evrensel olduğunu düşünüyorum. Sende bir götlük var. Ya seçimlerini değiştir ya da kendini. Aynı seçimlerle aynı şeyleri yaparsan sonuç farklı olmayacak gibi.
B - Evet, en iyisi köylü bir kadın bulmak.
K - Çok net yani.
B - Evet öyle. Değiştirmem lazım.
Sağol yaşam uzmanı, teşekkür ederim bu engin bilgilerin için. Ama sen de değiştir bence tercihlerini.
K - Yaşam uzmanı değilim, ben bi bok değilim. Ama sen de bi bok değilsin. Kendini gökten aşağı indirdiğinde göreceksin bir bok olmadığını. Asla anlamak istemiyeceksin değil mi?
B- İstemiyecem, anlamıyacam. Çünkü anlaşılacak bir şey yok. Gerçek çok net, ben İsa Mesihim.
K - İsa Mesih olabilirsin ama beni mutlu etmek istemedin. Hayır, sen mutsuzsun. Hepimizin mutsuzlukları var ama ben sadece en azından sevgilimle mutlulukları daha çok paylaşmak, mutsuzlukları da paylaşarak azaltmak istedim. Sen tersini yapıyorsun. Mutsuzluğu arttırıyor, mutluluğu da sömürüyorsun. Bazı şeyler o kadar somut ki şu anda söylerim.
Oğlum demokratik bir kafan olsa, her yolu, her çareyi bulursun bir sorunu çözmek için ya da hayatındaki her şey için ama sen takılıyorsun bir noktaya ve kimseyi duymak, dinlemek istemiyorsun. Dolayısıyla seninle ilerlenemiyor.
B - Ben seni mutlu etmek istemedim falan diye bir şey yok. Sen çok mutlu olmak zorundaydın, aşırı mutlu. Her zaman yetinemedin, böyle bir gerçek vardı. Kendini bu sefilliğe layık görmedin. Çünkü sen padişah kızıydın, olay bu yani.
Ben demokratik falan olduğumu da iddaa etmiyorum. Demokrasiyi sevmem. Akıllılar vardır, bir de aptallar. Ya itaat edersin, ya da itaat edilirsin. Gerçek olan budur. Demokrasi, bunun üstüne giydirilen kıyafettir.
K - Hala yaftalıyorsun. Ben padişah kızıyım ya, ne demezsin.
Sen tam bir gerzeksin biliyor musun? Bu sözlerin hiç bir gerçekçilği yok. Sen de biliyorsun, bu sözlerine kendin bile inanmıyorsun. Sırf şu anda beni yaralamak için söylediğin şeyler.
En nefret ettiğim, en çelişkiye düştüğüm, denge kurmaya çalıştığım konu üzerine gidiyorsun. İnsanı mutsuz ediyorsun ve buna dair gerçekten art niyetli bi çaban var. Çünkü hazmedemiyorsun, sen oturduğun yerden bekliyorsun. Bir şeyler ters gittiğinde hiç sorumluluk almıyorsun. Sonra da karşındakini yıkmaya, yok etmeye programlanıyorsun.
B - Yoo gerçekten böyle düşünüyorum. Gerçekten düşündüğüm şeylerdi onlar, sende gördüğüm bu benim.
K - O zaman kusura bakma ama sen bi bok anlamamışsın benle yaşadığından. Ben padişah kızıysam madem, sen de benimle beraber olduysan, o zaman sen de az paşa gönülllü biri değilmişsin, hata para yiyicimişsin. Sürekli para kavgamız olurdu zaten, demek buymuş. Bende para bok nasılsa.
B - Sende para çok değildi ama olmalıydı. Sen bence zengin bir sevgili bul, onunla çok mutlu olursun. Her gün çikolata, sinema, arabası da olsun ki gezebilin. İstanbul dışı falan yapın.
K - Yaaa yatlar, tekneler, evler isteyen sensin. İki gündür maaşım maaşım diye kendini paraladın. Kendi ihtiyaç duyduğun şeyleri bana söyleme. Benim umrumda değil. Ben kurtulmak istiyorum.
B - Param yok gerizekalı. Sanki maaş da on milyar. Evet, ben de olmasını isterdim ama yok ve gene de mutluyum. En azından olması gerektiği kadar mutluyum ama sen mutlu musun, bunu sor bir kendine.
K - Benim de yok ama bak ettiğin laflara. Paşa kızıymışım, demekki herkes göründüğü gibi değil.
B - Lan senin bi giderin mi var? Baban 100 lira verse hepsi abura, cubura, tüketime gidecek. Duyan da ev geçindiriyor sanır seni. Önce çalış da masraflarını karşıla. Sonra gel bana benim de param yok de. Ne kadınsın ya güldürdün beni gece gece. Diyo ki benim de param yok. İstanbul'da müstakil evde yaşıyor, param yok diyor.
K - Senin gelirin mi var angut? Hala kendini kandırıyor, ev geçindirdiğini falan sanıyor adama bak.
B - Maaşım var. Kendi masraflarımı kendim karşılıyorum en azından. Ben mutsuz değilim. Sen aşırı mutlu olmak istiyorsun, olay bu. Ben gayet eğlenceli biriyim aslında ama kullanmasını bilene.
K - Sen puştsun o zaman. Bu lafa bakılacak olursa puştun önce gideni gibi bir şey olman gerek.
B - Evet, bu bir gerçek ama sonuçta kadınlar da sırada beklemiyor. Zaman meselesi her şey, hayatın döngüsü, kadın erkek ilişkisinin bir sonucu, modern yaşamın evlilik biçimi, dost hayatı yani. Anlatabiliyor muyum?
K - Sonuçta geçen yıl da evleri ayırabilirdik, iyi niyetli olsaydın, daha doğrusu işine gelseydi. İlişkimize biraz emek vermek için yapsaydın, şimdi belki de aynı evde olurduk, belki bu yıl eve çıktığın kadın ben olurdum. Çok daha sağlam olurdu ama işine gelmiyor senin işte. Ben de ondan sana dedim "sen anca eğlenilecek adamsın" diye, "senden baba falan olmaz" diye. Ayrıca ben seninle eğlenmesini çok iyi bildim. Ancak istediğim sadece eğlence değildi. Sen evliliği eğlence diye algılıyorsun.
B - Ben eğlenilecek bir adamım, benden baba olmaz tamam. Baba olan birini bul o zaman. Neyi tartışıyorsun benimle anlamadım. Bence sen evlen. Baban seni eversin. Çok acil ihtiyacın var senin buna.
K - Çünkü sen hala benim en yakınımda, 2 yıl sonunda hala benim arkamdan kötü, abuk subuk konuşacak ve hala beni anlamayarak daha doğrusu öyle gibi davranarak yaralamaya çalışacak birisin.
Şunu da çok iyi biliyorsun ki ne kadar çok anlamamazlıktan gelirsen o kadar çok kendimi anlatmaya çalışacam ve ne kadar çok yaralanırsam o kadar çok uzun vadede senle konuşmayı sürdürecem. Çünkü hep kanayan bir yara olacak, çünkü hep anlaşılamamış olmanın acısını çekecem. Bunu bildiğin için de hala vurdum duymazlık yapıyorsun, kan akıtmaya çalışıyorsun.
B - Senin yeni bir sevgili bulacağın gün, benimle olan ilişkin bitecek ki bence zaten bugün her şey bitti, uzatmaları oynuyoruz. Boşuna kendini yorma. Yok anlatacam da, edecem de, senle ilişkimizi koruyacam da, arkadaş kalacaz da falan. Hikaye bunlar. Sen yoksun artık, ben de yokum, bitti gitti.
K - Hala daha yüzsüzce suçu bana atabiliyorsun. Buradaki en ala burjuva sensin ve o kadar tembelsin ki burjuvazinin rahatlığından uzak yaşıyorsun ama ilk fırsatta hemen kolaya konuyorsun.
Yok, senin öyle bir niyetin yok. Bizim ilişkimiz başladığı gün bitmişti ona bakarsan. Sen istemiyordun çünkü. Çünkü aynı öküzlüğü sürdümekte ısrarcı olacaktın.
B - Evet, ben seni hiç sevmedim, evet öküzüm ben. möööö mööö bak mööölüyorum.
K - Off ayak yapma. Sevmekle ilgisi yok. Sen insanın duygularını sömürüyorsun.
B - Sen de duygu sömürüsü yapıyorsun başka da bir bok yapmıyorsun. Senin bana karşı bir duygun yok, kandırma hem beni hem kendini.
K - Hayır, sen gayet insanın duygularını sömürüyorsun. Benim sana karşı duygudan fazlası var ama bu senin umrunda değil. Bu konuda hiç mi hatan yok ya, sen o kadar mı kusursuzsun, sürekli laf söylüyorsun, bi yerde kendini eleştir. Ben sevgililerimle arkadaş kalırım edebiyatını da gördük ki yalanmış.
B - O duygu dediğin kanayan bir yara, kendini pişman görme yarası. Yeni hayata başlarken, geride kalanları unutmadan önce, günah çıkarma psikolojisi. Sen bu evden giderken, o son konuşmalarla zaten o kanayan yarayı söküp attın, bak beni şair gibi konuşturuyorsun.
Evet yalandı. Patlak bir teori oldu o, tutmadı. Şu anda benle görüşmek isteyen bir tane eski sevgilim yok. Herkes kendi hayatında, sende öyle olacaksın.
K - O zaman sen, zaten ilişkimiz daha başlamadan yalan söylüyormuşsun. Çünkü E'yi falan arkadaşım diye yutturdun bana. Benle bir ilişkiye başlayınca kızı siktir ettin. O yüzden benim de aynı şeyi yapcağımı, aynı kafada olduğumu düşünüyorsun . Herkes senin bildiğin gibi değil, herkes sen gibi de değil. Biraz farklılıkları anlamaya, insanları anlamaya, dinlemeye, güvenmeye çalış. Nasıl korkunç yaralayıcı, bencil konuştuğunu asla bilemezsin. Bir de utanmadan karşı tarafı suçluyorsun.
B - Ben seni ne zaman siktir edecem biliyor musun, yeni sevgilin olduğu zaman, biriyle öpüştüğünü öğrendiğim zaman, biriyle el ele tutuştuğunu düşündüğüm zaman, o zaman işte seni siktir edecem, aramıcam, sormıcam. Bilgin olsun, açık net söylüyorum. Yani senin öyle yapacağını düşünmüyorum, zaten ben yapacam onu. Ayrıca ben ne dersem diyeyim, her şey olacağına varır. Ama ben kendimi biliyorum, benim dediklerim olacak neticede, çok net yani.
K - Tamam canım o zaman, kasma fazla sen. Sen çünkü her şeyi sana bağlı sanıyorsun. Her şeyi zaten kendine göre yapıyorsun, başka bi şey için izin vermiyorsun. Bu durumda zaten her şey senin dediğin gibi oluyor. Dediğim dedik diyorsun, diktatörlük yapıyorsun ve insanların hislerini, duygularını hiçe sayıyorsun.
Hala sadece sen varsın! Bu kadar yalancılıkla yaşamak istemiyorum. Sevdiğim gibi kalmanı istiyorum, en azından güzel anlarımızdaki gibi. Bazı şeyleri aynı anda yakalamayı başardığımız uyumlu, az da olsa birbirimizi mutlu ettiğimiz günlerimizdeki gibi, sana inandığım, hayalini kurduğum, yanındayken kendimi güvende hissetiğim gibi kalmasını istiyorum. Sen zaten hiç bir şeyin hayalini kurmuyosun, hala abuk subuk amaçsızca, can sıkmak için çabalıyorsun. Anlamıyorum da ne yapmaya çalıştığını.
Hatta dışarıda, ülkede, sokakta ne kadar kötü bir gün olmuşsa olsun, yanına geldiğimde her şeyin düzelmese de daha katlanılır bir hal alacağına inanmak istediğim, hakkını yemiyim, zaman zaman da her şeyi düzelttiğin sihirli anlardaki gibi kalsın.
Ben öpüştüm birileriyle, yatacak gibi oldum hatta. Artık ister görüş benimle, ister görüşme, ne yaparsan yap.
B - Teşekkür ederim, beni öldürdün, beni aldattın. Senden nefret ediyorum, sen çok pislik bir insansın.
Beni hiçbir şey kırmazdı ama bu kırdı hem de bu zamanda. Gerçekten çok teşekkür ederim, iyi olan her şeyin içine sıçtığın için.
Tam da düşündüğüm gibiymiş her şey. Sen tam bir pislikmişsin, orospuymuşsun. Artık siktir olup gidebilirsin hayatımdan, yaşattığın her şey için teşekkürler ve tebrikler.
PERDE KAPANIR.
submitted by bariscsknr to u/bariscsknr [link] [comments]


2020.02.12 21:12 Unistonen Unikharion'un Günlüğü Vol. IX

Selam günlük,
Kargaresh’in kopukluğu, belki onu bu diyardaki en huzurlu köşe yapıyor dediğimi hatırlıyor musun? Ama biliyorsun, ben biraz şom ağızlıyımdır. Belki de diyar artık o kadar çıldırdı ki, huzurlu hiçbir köşe kalmasın diye üzerimize bir şeyler atıyordu – bazen ciddi anlamda.
Birkaç gündür Völuspa’nın hem getir götürüne yardım ediyor, hem de bu yeni durumuma alışmaya çalışıyordum. Völuspa beni yol bulma ve dokunarak şekil çıkarma amacıyla Kargaresh için oldukça bereketli olan bahçesine yollamıştı. Bir gün içinde bol bol diken batması, el yanması ve kafama yediğim onlarca sopayla, en azından Gus yemişi, kayalık gülü ve ısırgan arasındaki farkı öğrendim. Aslında çok da zor değilmiş, sadece Gus yemişinde sapı bulmak gerek ki dikenini hissedeyim. Isırganın da yaprak kenarları gülden daha tırtıklı ve yumuşak dokulu. Bi de elini yakıyor. Bu kadar basit!
Onun dışında durumuma yardım edebilecek büyüler öğrenip Slatur için ufak egzersizler yaptık. Völuspa’ya Örümcek Tuzağı’nı anlatınca bu yöntemin üzerine gitmeye karar verdik. Birkaç ufak farede denedik. Odak için ilginç bir şekilde göze ihtiyacın yokmuş günlük. Sadece ses ve kafamda oluşan imgelerle hala rahatça kullanabiliyorum. Aynı şey diğer büyüler için de geçerli, Hugin de açıyı ayarlamada çok yardım ediyor. Her şey güzeldi yani. Haberler gelene kadar.
Bir sabah kahvaltıyı bitirmişken, kapı çaldı. Eğer dört yıl öncesinden bir şey hatırlıyorsam, Völuspa’ya çalınan kapı asla hayırlara alamet değildir. Kapıda telaşlı bir adam vardı, öyle ki bir süre cümlelerini toparlayamamıştı. Völuspa da asla sabırlı değildir ya, orağının metalik sürtünmesini duyunca adam hemen derin bir nefes aldı ve haberleri patlattı – Kargaresh saldırı altındaydı.
“Bu nasıl olabilir!?” Kafamda parlayan bu ufak düşünce, hocamın sert sözlerine yansımıştı. Adam sesi titreyerek, Ryda tarafından büyük bir baskınla kapıyı aşan 200 kişilik bir ordudan ve başlarındaki bir at adamdan bahsetti. Şu an İllüzyon Sarayı’na doğru ilerliyorlardı. “Peki Ölüm Şövalyeleri?” “Hepsini temizliyorlar! Grimakur’un garabetleri bile onları tutamıyor!” Grimakur bile mi? Ölüm Şövalyeleri’nden sonra Ryda ve Gus’un en korkulan canlısı Grimakur nasıl 200lük bir orduyu tutamazdı?
Völuspa’nın dili tutulmuştu, bunu hissediyordum. Orağını yerine taktı ve odadan küçük büyü çantasına koştu. “Benimle gel çocuk! İşimiz ciddi.”
Zar zor eşyalarımı aldım, Hugin’i şapkamın tepesine oturtup Völuspa’nın arkasına takıldım. Adımlarından sinirli olduğunu düşündüm ama verdiği hissiyat daha çok endişeliydi. Völuspa asla endişelenmezdi, işlerini soğukkanlılıkla hatta yüzündeki o çarpık gülücükle yapmasıyla bilinirdi. Ama bugün durum çok farklıydı, Kargaresh’e neden bir ordu girerdi? Ve kim?
“Bunların ne olduğunu biliyor musun?”
Aklımı zorladım. At adamlar Kalbedur’un çoğu yerinde vardı, hatta gemi kaptanı olanlar bile duymuştum. Daha çok Ogrus taraflarını memleket belliyorlardı ama Ogrus’taki hiçbir ork ya da troll Kargaresh’e girmeye cesaret etmezdi. Hele 200 gibi nispeten küçük bir ekiple. Hele Ölüm Savaşçıları’nı geçebilecek büyülü güçlerle. Ruhlar denince aklıma ilk Werpus geldi. Evet, Werpus sakinleri Kargareshlileri sevmezdi ama Ryda’nın Kapıkulu Haakur ve Dağların Terörü Grimakur’dan da ölesiye korkarlardı. Düşman olabilecekler ve ruh çağırabilen büyücüleri olan şehirlerden aklıma Helgen, Tampeldum ve Vergan geldi ama ilk ikisinin nasıl bir nedeni olabilirdi? Elfler Kargaresh’in adını anmayı bile sevmezdi, Tampeldum ise son duyumlarıma göre eski gücünü kaybediyordu. Vergan olasıydı ama neden sadece 200 kişi? Ve neden Kargaresh? Alınacak toprak bereketsiz ve lanetliydi. Ve komutan olarak bir at adam?
Fakat at adam diyince, aklım eski bir efsaneye takıldı, çocukken tüm Tampeldumlu çocuklara anlatılan bir masal: Eski Repeldum’un komşusu, şimdiki Tampeldum’un doğusunda kalan kadim Berolin topraklarında, vakti zamanında bir kardeş kavgasından bahsedilir. İki at adam kardeş, Barathur ve Fender, bu ulu topraklarda hak iddia ederler ve bir savaşa tutuşur. İki ordu karşılıklı durur, Fender Barathur’dan toprağı ister. Belki Berolin’i yok edebilecek bir savaşın eşiğinden dönülür ve Fender, destekçileriyle beraber Kargaresh topraklarına gider. Böylece bölünür ve eski gücünü kaybeder Berolin.
Efsaneyi Völuspa’ya anlattım. Fender’in bir kardeşi olduğunu duyunca ilk başta inanmadı. Kargaresh’in Fender tarafından yönetildiği günleri görmüştü ama hiçbir zaman bir at adam formundan ya da kardeşten bahsedilmişti. Hala Fender’in döneceğine inananlar bile bunu bilmezdi. Ne kadar dinlediğini bilmiyordum ama sessizliği düşünceliydi.
Bu sırada uzaktan büyülü patlamaların ve kılıç sesleri yaklaşıyordu. Völuspa, kolunu önüme tuttu durmam için. Asasını hazırlamıştı ama herhangi bir emir vermedi. Sadece kargaşa seslerini dinledik. Duyduğum seslerden, şu an bu orduyla savaşanların Grimakur’un yaratıkları olduğunu anladım. İç kaldıran sesleri beni dört yıl önceki Ryda girişine götürmüştü. O gün kendilerinden emin, kana susamış bir şekilde üzerime yürüyen sesler, şimdi iç yırtan çığlıklarla hiçliğe gömülüyordu.
“Bu Barathur neye benziyor?”
Keçi sakallı, sert yüzlü, heybetli bir vücut, boynuzlu bir kaskla betimlenirdi Barathur. Hikayeyi kimin anlattığına göre elinde bazen büyük bir savaş baltası, bazen beyaz yanan bir kılıçla savaşa girerdi. Neden sormuştu ki?
Völuspa sessizlikle durdu, birkaç dakika sonra gülmeye başlamıştı. “Çocuk, memleketlin şu an bir Ölüm Savaşçısı’nı bağırarak öldürüyor.”
Bu nasıl olabilirdi, Barathur öleli neredeyse yüzyıldan fazla olmuştu! Ama sesleri dikkatle dinledim. Uzaktan yeri sarsarak yere vuran iri bir atın toynakları, kırçıl ama derinden gümbürtüyle patlayan bağırış, bazen Ölüm Savaşçıları’nın vuruşuyla çalınan kalın demir zırhın, elindeki kılıcın temiz sürtüşü, arkasında ismini çağıran ruhani fısıltılar…
Völuspa beni tutup çekerek soğuk bir kayanın arkasına götürdü. Boşluğa düşmemek için sırtımı yasladım, Hugin’i de kucağıma aldım. Völuspa savaşı izliyor olacaktı ki, neredeyse gülerek kendi kendine fısıldıyordu. “Fender’in kardeşi Ölüm Savaşçıları’nı temizliyor demek… Bir gün bunu göreceğimi hiç düşünmezdim…” Yandan başka büyücülerin sesleri geliyordu, hepsinin kafası karışmıştı. Völuspa omzuma dokundu. “Çocuk, şimdilik burada kal. Bu senin için tehlikeli ama benim için hayatımın fırsatı.” Adımlar uzaklaştı, hemen ardından Völuspa’nın yaşsız sesinden ışık büyüsünün sözleri yankılandı. Grimakur’un yaratıkları ve Ölüm Şövalyeleri’nin feryatları, diğer büyülerin ve ruhani ordunun naralarıyla bastırılıyordu.
Orada ne kadar süre bekledim bilmiyorum ama sesler yavaş yavaş soldu. Hugin kendini kucağımdan kurtarıp uçtu. Birkaç dakika sonra şapkama konup hafifçe gagaladı. Bunun bi güven işareti olduğunu düşünerekten çıktım. Etraftan çıt çıkmıyordu. Etraf kükürt ve yanmış et kokuyordu. Ayağım ve yürüme sopam, birtakım bedenlere takılıyordu. Völuspa’ya bağırdım, cevap yoktu. Beni o kayada bırakıp gitmiş olamazdı, eğer başına bir şey gelmediyse. Savaş alanından hala iniltiler geliyordu, belli ki hayatta kalanlar vardı- ve çok kızgındılar. Artık korkmaya başlamıştım. Hugin’i önden yolladım. Ne kadar gecikmiştim bilmiyorum ama en azından bedenini bulmam gerekti.
Kaç saat dolandım bilmiyorum. Durmadan ismini haykırıyordum. Bir gezginin hayatı dışında kaybedecek bir şeyi yoktur derler ama bunun ne kadar büyük bir yalan olduğunu ikinci kez öğreniyordum. Başımdan aşağı kaynar sular boşalıyor, kalbimin çarpışını boğazımda hissediyordum. Hugin’in ötüşünü duydum. Bir tur kafamda dönüp hafifçe sağ yöne uçtu. Koşmaya başladım. Ayağımın takılması umrumda değildi, bir çukura düşmediğim sürece tekrar kalkabilirdim. Uzaktan birkaç insanın seslendiğini duydum ama ne dedikleri umrumda bile değildi! Nefesim kesilene kadar koştum, en sonunda yavaşlayıp dizlerimin üzerine çöktüm. Elim fark etmeden yere değince, ilk başta inanmadım, birkaç kere dokundum. Çimen miydi bu? Bildiğimiz… yeşil çimen?
“Uni?” Kafamı kaldırdım. Yumuşak botları ve elbisesinin çıkardığı hışırtılarla gelişini hissettim. Sesini hiç titrerken duymamıştım.
Daha konuşamadan, yanıma atladı, kollarını sıkıca etrafıma doladı ve yüzünü omzuma gömdü. Sırtına dokunduğumda, hıçkırarak ağladığını fark ettim. Hiçbir şey anlamıyordum, ama biraz duraksayınca derimde çok yabancı bir şey hissettim: Güneşin sıcaklığı. Kargaresh’te ilk kez güneş açmıştı. Ve yerler gerçekten çimendi!
“Demek Kalbedur’un gerisi de böyle…” diyebildi sadece, zira Velen‘den başka yeşillik görmemişti. Çenesinin pozisyonundan hala etrafındaki bu inanılmaz manzaraya baktığını hissediyordum, omzumsa hala ıslanıyordu. Etrafımızdaki çoğu büyücü, insan, hatta yaratık bile kendi aralarında bu manzarayı konuşuyor, nasıl tarif edeceklerini bilemiyorlardı.
Nasıl göründüğünü o kadar merak ediyordum ki. Eski efsanelerde Kargaresh’in Kalbedur’daki ilk bereketli toprak olduğundan, hatta Berez’den bile güzel olduğundan bahsedilir. Şu an acaba Berez ovası gibi miydi? Çiçekler çıkmış mıydı? Belki artık ağaçlar yetişecekti!
Derken, çok çok uzaklardan gelen bir gümbürtü. Uzunca sürdü, ardından gelen ölüm sessizliği daha da uzun. Adeta bir felaket tellalı gibi. Kimse ne olduğunu anlamamıştı, fakat düşünmek de istememişti. Herkes sessizce dağıldı.
Saldırıyı takiben geçen gün hızlı ve olaylıydı. İllüzyon Sarayı’nın yok olduğu söylentileri vardı. Barathur’un ordularının bir kısmı Gus tarafına gidip Grimakur’u aramış, akşamüstü kafasını getirip şehir meydanına atmıştı. Doğu Dağları’nın Sürüngeni Torkur, daha ordu gelmeden teslim olmuş ve boyunduruğundaki Ölüm Şövalyeleri’ni bizzat öne sürmüştü- fakat bu hareketi onun sadece ölümünü hızlandırmıştı. Völuspa ve iki büyücü o ilk baskındaki yardımları ve yetenekleri sayesinde Barathur’un gözüne girmiş ve batıya ışığı taşımakla görevlendirilmişti. Ben de eşlik için yanlarında gittim, zira bu tarafında çok büyük yaratıklar yoktu. Geldiğimizde yaratıkların bazıları güneşi görünce kendinden geçmiş, ağlayarak yardım dilenmişti. Völuspa’yla beraber tövbe eden canlıların gözlerini düzeltmeye çalıştık, en azından güneşe alışana kadar dayanabilsinler diye. Deniz tarafındaki ruhlar, sanki azat edilmişler gibi hepimize teşekkür edip, huzurlu bir sessizliğe büründüler. Dönüşte Ryda tarafından yaşayan başka yaratıklar ve gölge köpeklerinin meraklı sesleri dolanıyordu. Hugin ise tüm bu şamatanın arasında, yorulup tekrar şapkama konana kadar güneşin tadını çıkarıyordu.
Barathur yaklaşık ikinci günün akşamüstünde tüm halkın şehir meydanına toplanmasını emretmişti. Kargaresh halkı ilk kez bu kadar hareketli ve canlıydı. Her ne kadar şu anki halden mutlu olsalar da, çok fazla da soruları vardı. Tam sorular hararetlenecekken, komutanlardan biri tok sesiyle “Sessizlik!” emretti. Uzaktan ağır toynak sesleri önümüzden geçti, ufak merdivenlerden çıktı. Onu gerçekten görmek isterdim. Völuspa sayesinde nispeten önlerde bi yerde duruyorduk, en azından ön tarafım daha açık hissettiriyordu, gözlerim yerinde olsa, tüm o meydandaki kalabalığı ve belki de o haşmetli figürünü en iyi şekilde görecektim. Sesi beklediğimden daha hüzünlü çıkmıştı ama haberi verince, nedeni çok anlaşılırdı.
Vergan yok olmuştu. Vekilharç Redoran Solitaria’nın oğlu Gedrin tarafından tepesine bir kent indirilmişti. Tahliye edilen halk, hayatta kalan saray ahalisi, askerler ve Kral Theodas, bir iki güne yeni evleri olacak Kargaresh’e ulaşacaktı.
Ne düşüneceğimi bilmiyordum. En son kanlar içinde Helgen’de gördüğüm Prens Theodas’ın kral olmasına ve diğer hayatta kalanlara mı sevineydim, yoksa “Asla düşmez.” denilen Vergan’ın bu kadar hazin bir sonla karşılaşmasına mı üzüleydim? Ya da birkaç gün önce duyduğumuz o korkunç gümbürtünün gerçekten bir felaket olmasına…
Fakat şu an üzülmenin sırası değil, daha yapılacak çok iş var.
Barathur’un dediği gibi, bu sabah haberciler Ryda tarafından giren onbinlerce insan duyurdu. Başlarında yaklaşık on iki atlık saray kafilesi. Sesleri yavaş yavaş yaklaşıyor günlük. Daha buradan bitkinliklerini hissedebiliyorum. Duyumlara göre hepsi aç ve çoğu yaralı. Şehrin kuzeyine çoktan ufak çadırlar kurulmaya başlandı ama yetecek mi, bunu henüz bilmiyoruz. Völuspa’yla birlikte şifa ekibine dahil oldum. Büyücü ve şifacılar daha ağır sorunlarla ilgilenirken, benle yaklaşık on çömez şifası hızlı gelebileceklere yardım edeceğiz. İyileştirmem çok da muazzam değil ama acılara biraz da olsa yardım edebilirsem ne mutlu.
Bundan sonra savaş buraya da uğrayacak mı, bunu sadece Kader belirler. O zamana kadar, görüşmek üzere,
- Uni
submitted by Unistonen to ehvenisers [link] [comments]


2020.01.28 17:07 Unistonen Unikharion'un Günlüğü Vol. VIII

Unikharion'un Günlüğü Vol. VIII
Günlük,
Biliyorsun, ben kafası çalışmayan biriyim. Elimde çok yetenek yoktur. İki sene önce beni Kargaresh’e götüren merak, şimdi tek yeteneğimi de elimden aldı. Maceracılık işleri, bu minik beden için çok fazla- açtığı yaralar ise daha korkunç.
Vein’de o ahırda kendimi iyileştirmeye çalıştım bi süre. Yara korktuğum kadar derin değildi ama temizlemek biraz uzun sürdü. Ahır ortamında mümkün olduğunca sessiz kalmam gerekti. Hugin’i önden Kargaresh’e yollamaya karar verdim. Ona kendi haritam üzerinden tarifi verdim, uyarılarımı da yaptım. Kıyın kıyın çıkarak, Ulgath ekibini bulmaya gittim.
Buldum da- gemileriyle denize açılmış bi şekilde. Yüzüm yanmaya başlamıştı. Bu adada daha fazla kalamazdım, hayır! Aklıma daha iyi bi şey gelmeden, son hızla Vein’in öbür tarafına koştum. Tüm adanın kenarından dolandım, şehre bir daha giremezdim. Büyük şehirde koşarak bi yerlere gidiyorsan, bi bit yeniği vardır, hemen takip edilirsin. Şansıma, adanın öbür ucuna varmadan, kayıkların olduğu bir yere vardım. Kayıklar sağlam gibiydi, başlarında da kimse yoktu. Dikkatlice ipleri çözüp kayığa bindim. Şansıma hava güzeldi. Biraz Alev büyüsünden aldığım hızla, gecenin karalığında yol aldım. Hava buz gibiydi, atkılarıma sarındım. Bu sırada yaralarıma biraz baktım, bi posta daha temizledim. Denizin ortasında, yıldızsız bu gecede küçük kayığımla tek başımaydım. Uyumayı da denedim ama işe yaramadı.
Fakat Vein’den ayrılmam, başıma gelecekleri durdurmayacaktı.
Sabah Kargaresh’in siyah kumlu sahillerine vardım. İçimi değişik bir duygu kaplamıştı. Kapalı bulutlardan süzülengüneşin ışıklarını yutan duvar gibi kayalıkların altında, yine küçücük hissetmiştim. Sahile baktığımda, Völuspa’yla buradaki günümüz gözümün önünden geçti. Çağırdığı deniz yaratıkları, topladığımız kristaller, aralarından geçtiğimiz ruhlar… Ne düşüneceğimi bilemeden, küreklere son kez asıldım.
Vein girişinin kuzeyindeydim. Kayıkta kıraç kumlara uygun, sert tabanlı botlarımı giyip hemen yola koyuldum. Kayalardan başlarını uzatan ruhlar, çoktandır beni izliyordu. Aldanmadım. Bir iki saat sonra, girişi işaretleyen, tacımsı kayalar ortaya çıkmaya başlamıştı. Adımlarımı hızlandırarak devam ettim. Sığlığa vardığımda, denizde çok değişik bir görüntü vardı.
Yine bir gemi, bayrağı yok. Kargaresh’ten ayrılıyor. Fakat Kargaresh’e asla bu kadar büyük bir gemi gelmez. Kargaresh’teki çoğu insanın bu girişten bile haberi yok- bu nasıl olabilirdi?
Gemiye bakakalmışken, içinden bir gölge yükseldi. Bir kartal. Tepeye doğru yükseldi, yavaşladı ve ok gibi bana doğru geldi. Yana çekilmiştim ama peşimi bırakmadı. Kartalı hatırlamıştım. Ulgathlı ekibin kartalıydı bu. Bir şey diyemeden önce omuzlarıma daldı. Yüzümü boydan boya parçalayan pençelerin ve kollarımdan kopan etlerin acısını bir noktadan sonra hissetmiyordum. Fark etmeden yere yığıldığımda, kartal ağzıma saldırdı. Pençeleriyle önce dudağımın köşesini, sonra dilimi yakaladı. Tam o sırada görüşüm karardı.
Hugin’in beni dürtüklemesiyle uyandım, örgümü çekiştiriyordu. Ne kadar öyle yattım, bilmiyorum. Hiçbir şey görmüyordum. Yaralarım hala kanıyordu, ağzımda bir boşluk vardı. Kalkmak istemiyordum. İçimden o iyileştirme büyüsünü nasıl çıkardım, bilmiyorum. Zaten kanamayı azaltmak dışında hiçbir işe yaramadı. Bir süre daha kara kumların arasında yattım. Denizin sahile vuruşu, ruhların fısıltılarını bastırıyordu. Hugin hala yanımdaydı, arada üzerime konup beni sıcak tutmaya çalışıyordu. Hiçbir şey düşünemiyordum. Birinin beni bulması imkansızdı. Ölüm o kadar kolay geliyordu ki...
Ama tanrılar zaten bunu istiyorsa, hepsinin ağzına sıçacak ve hayatta kalacaktım.
Hava soğumaya başlarken kalktım. Yaralarıma giren kıraç kumlar, etlerimi açıyordu yine. Hugin’in yardımıyla, son kalan ateş viskimle yaraları temizlemeye çalıştım. Sargım yetmemişti, sadece boynumu ve sağ kolumu sarabilmiştim. Çantamdan haritamı çıkardım. Bir anlığına, bana bu kadar sorun çıkartan bu siktiğimin haritasını yırtıp atmak istedim. Kan ve sinirden dökülen yaşlarımla kenarlarını mahvetmişimdir zaten. Hugin'e elimden geldiğince olayı izah etmeye çalıştım. Yürüme asama asıldım, Hugin’i tepeme oturttum ve ayağa kalktım.
Völuspa’yla yolları ve olası kombinasyonları çok çalışmıştık tüm girişler için. Bu halde benim için en mantıklı yol örümcekli olandı, ama ağlara dokunmadan nasıl geçerdim, bilmiyordum. O sırada Hugin kanatlarını yanaklarıma değdirdi. Kapıyı seçerken anladım ne amaçladığını. Benden daha zeki tabi Hugin.
Başlarda çok zorlandım. Zifir karanlıkta örümceklerin botlarıma değişini ve ruhların dalga geçen fısıltıları arasında odak bulmak zordu. Hugin bazen saçımı tutarak beni odaklanmaya zorluyordu. Bu halde yavaş yavaş geçtik ağlarla kaplı koridordan. Fakat yolun sonundaki sonlarındaki Anne Örümcek konusunda hiçbir fikrim yoktu. Fakat düşündüm – Kafamda zaten bir örümcek resmi vardı, görsel olarak hatırlıyorum sonuçta. Ona göre acaba onu bir süre saf dışı bırakabilir miydim?
Anne’nin sesi çıtır çıtır geliyordu. Hugin yüzümü tavana doğru çevirdi biraz. Şu an yapabileceğim başka salak fikrim yoktu. Slatur’u elime aldım, başını tuttum. Kayaların dokusunu canlandırdım. Kafamdaki örümcek görseliyle seslere odaklanmaya çalıştım. Sesi yaklaşıyordu, yüzüm sıcaklamıştı. Daha fazla beklemeden emrettim. Ses anında kesildi. Asamla yine kontrol ettiğimde, başarmıştım! Fakat kolları hala serbestti, daha fazla durmadan geçip gittim.
Soğuk hava yüzümü yaladı, botlarımın altındaki kırçıl kumlar gıcırdadı. Saati bilmiyordum, ama bi ışık büyüsü gerekliydi, hiç işime yaramayacak olsa da. Dilim olmadan ışık büyüsü açmam çok uzun sürdü. Sonrasında sürüne sürüne yürüdüm. Gözü ışığa alışık olmayan yaratıklar, asamdaki zayıf ışığa rağmen kovuklarına çekilmişti. Kargaresh sakinlerinin gözleri güçsüzdür. Öyle ki, uzakta mumları hafifçe yanan o eve asla gelmez hiçbiri.
Hugin belli etti geldiğimizi. Yavaşça kapıyı tıklattım. Açılması uzun sürmedi.
https://preview.redd.it/0ktous4ekjd41.png?width=1390&format=png&auto=webp&s=a0f75bea05d10a173457f6a78c2f5caccd78c115
Völuspa hiç değişmemişti. Sadece sesinden o çarpık gülüşünü hissetmiştim. Beni görünce şaşırmamıştı. Sadece “Yine salak kafanı bir yerlere vurdun, değil mi?” diyerek sırtıma dokundu ve beni içeri davet etti. Bir anda ayağım halının köşesine takılıp yere yığıldım. Artık kendime hakim olamıyordum. Yarım saat yerde kanla karışık ağladım. Kendimi o kadar güçsüz hissediyordum ki…
Völuspa sonunda dayanamayıp beni çevirdi, yaralarımı sordu. Cevap veremeyince, ağzımı açtırdı. Çok da umursamaz bir “hm” sesinden sonra kalkmamı emretti. Kolumdan tutup bi sandalyeye oturttu. Dolapların ve açılan kavanozların sesinden, iksir odasında olduğumuzu anladım. Yine ağzımı açtırıp ıslak, mantar dokulu bir şey yerleştirdi. Ardından asa gibi bir şeyi, eski dilimle o şeyin birleştiği yere koydu. “Slatur’u çağırdığın günü hatırlıyorsun? Ondan daha çok acıyacak.” Ve söylediği doğruydu. Kaynamayı bitirdikten sonra yine bir büyü yaptı ve bilincim kapandı.
Uyandığımı anlamam uzun sürdü. Bedenimdeki sargıların dokusundan, üstümdeki battaniyenin sıcaklığından ve altımdaki yastığın sertliğinden anlamıştım. Gerinmeye çalıştım ama bedenimin üzerinden at geçmiş gibiydi. Gerçi at geçse bu kadar kötü olmazdı galiba…
Tanıdık bir koku evi doldurmuştu. Dört sene önce, yine yara bere içinde uyanırken de aynı kokuyla uyanmıştım. Völuspa’nın kaya turplu ve likenli çorbası. Yazınca çok iğrenç duyuluyor ama içine hiç bilmediğim başka şeyler de koyuyor. Tadı da öyle güzel ki… Fakat nasıl ulaşacaktım?
“Hadi, kullan yeni yeteneklerini.”
Völuspa’nın alaycı sesi sol taraftan geliyordu, galiba iksir odasının hemen dışı. Mutfak evin sağ tarafındaydı. Ama yemek masası kenarda bi yerdeydi. Ayaklarımı yere basınca, denge kurmanın da ne kadar zor olduğunu gördüm. Birkaç kez duvarlara, halılara ve Völuspa’nın binbir çeşit eşyalarına çarptım ama masaya varıp elimle yokladığımda, çorbanın ılık kasesini buldum. Sandalyeye acemice oturduktan sonra, kaseyi alıp diktim. Açtıktan ölüyordum.
Yemeğim bittiğinde, Völuspa’yı karşımda hissediyordum. Hafif iplik ve metal seslerinden, dantel ördüğünü anladım. Biraz sessizlikten sonra kalktı. Birkaç tıkırtı, su sesi ve bekleyişten sonra, elime sıcak bi bardak tutuşturdu. Çay.
Gözlerim dolmuştu. Dilim çok garip hissettiriyordu ama minnettarlıklarımı çoktan dökmeye başlamıştım. Masanın ucundan asasıyla kafama vurdu. “Dilini daha yararlı bi işe harca.” diyerek Kalbedur’dan haberler istedi. Ona çenemin yettiğince Kalbedur’u anlattım. Kargaresh sonrası Magna’daki törenleri, Gruntar’ı, Relendel’i, Vergan’ı… Berez’e gelince durakladım. Yanışı kafamın içinde dönüyordu hala. Vekilharç ve Prens’in ölüm haberleri. Helgen’deki o kargaşa. Vein.
Völuspa hiçbir şey demeden dinliyordu. Başını umursamazca salladığını hissediyordum. Kargaresh dünyadan kopuktur, sanki Kalbedur’un dışında ayrı bir diyar. “Kendi derdimiz yetiyor.” der hep Völuspa, ama bu kopukluk, o kadar huzurlu geliyordu ki…
Bir ara dokunarak bedenimdeki kayıplara baktım. Neyseki bi uzuv kaybım yoktu. Yaralarım kabuk bağlamaya başladı, Völuspa’nın deyimiyle “Kızıl bir samanlıktan farksızdım.” Yaraların derinliğine bakılırsa, hepsi de iz olarak kalacaktı. Dilim sanki hiç gitmemiş gibiydi ama nedense bi garip hissettiriyor. Biraz büyük müydü yoksa dokusu fazla mı pürüzsüzdü, henüz anlamıyorum. Fakat gözlerimin yokluğu, hala içimi parçalıyor.
Fakat soracaksın, sen nasıl bunları kağıda döküyorsun? Völuspa ufak bir kontrol büyüsü öğretti, kalem ve fırçaları tutup kullanabilmek için. Hala çok acemiyim gibi geliyor, kağıda gelen baskıyı ayarlamak uzun sürecek. O yüzden okuyucu, bu satırları okuyorsan ve bir şey anlamıyorsan, affola. Resim konusuna gelince… bir süre düşünmek istemiyorum.
Kısaca hala kafam karışık günlük. 6 sene boyunca çok şey yaşamış, binbir sorun ve küçük maceranın içine dalıp çıkmıştım. Fakat son birkaç haftada yaşanan olayların böyle üstüme çökmesi… Ben böyle şeylere hiç hazırlıklı değilim. Ben sadece bir gezginim! Bir sike yaramayan, resim dışında bir olayı olmayan, salak bir gezgin. Ve şu halime bak. Bana o kartalı yollamakta o kadar haklılardı ki! Pişman oldum bu hatamdan. Mektup bile yollamak istemiyorum. Asla affedilmeyeceğim…
Ne kadar burada kalırım, bilmiyorum. Ne yapmam gerektiğini de. Sadece yorgunum. Bir süre kafamı toplamak istiyorum. Biraz Völuspa’yla zaman geçirmek hiç fena bi fikir değil gibi. Şimdiden bu durumda neler yapabileceğim hakkında ders veriyor. Bir yandan da olayların biraz durulmasını beklemek istiyorum, eğer durulursa. Evet, şimdilik böyle.
Görüşmek üzere,
- Uni
submitted by Unistonen to ehvenisers [link] [comments]


2020.01.07 12:09 NewsJungle ORTA DOĞU BULANMAYA DEVAM EDİYOR

ABD'li yetkililer Cuma günü anonimlik koşulu üzerine yaptığı açıklamada, ABD istihbarat topluluğunun saldırılardan önce Soleimani'nin Irak, Suriye ve Lübnan da dahil olmak üzere birçok ülkedeki Amerikalılara grev yapmayı planladığı “geç dönem” e dahil olduğuna inanmak için bir nedeni vardı. Üst düzey bir ABD yetkilisi Soleimani'nin Kataib Hizbullah'a gelişmiş silahlar sağladığını söyledi.
Beyaz Saray ulusal güvenlik danışmanı Robert O’Brien Cuma günü gazetecilere verdiği demeçte, Soleimani'nin Şam'dan yeni geldiğini, “Amerikan askerlerine, havacılarına, Denizcilere, denizcilere ve diplomatlarımıza karşı saldırılar planladığını” söyledi.
Amerika Birleşik Devletleri, İran'ı Irak'ı işsiz yoksulluk içinde zayıflattıkça hükümeti zenginleştirmek ve yabancı güçlerin çıkarlarına hizmet etmekle suçlayan protestocular tarafından aylardır dile getirilen Irak'ın yönetici eliti üzerindeki etkisi konusunda giderek daha fazla endişe duyuyor. veya temel hizmetler.
Devrim Muhafızları Kudüs Gücünün lideri Soleimani, İran dışındaki gizli operasyonları idare eden bir operasyon olarak İran'ın Ortadoğu'daki askeri nüfuzunu genişletmede etkili oldu. 62 yaşındaki general, Yüce Lider Ayetullah Ali Hamaney'den sonra İran'ın en güçlü ikinci kişisi olarak kabul edildi.
Eski bir Irak milletvekili olan Muhandis, Irak'ın silahlı kuvvetlerine resmen entegre olan İran destekli Şii milislerden oluşan bir şemsiye grup grubu olan Irak'ın Popüler Seferberlik Güçlerini (PMF) denetledi.
Muhandis, Soleimani gibi, uzun zamandır Muhandis'i terörist ilan eden ABD'nin radarındaydı. 2007 yılında bir Kuveyt mahkemesi, 1983 ABD'ye katılması ve Kuveyt'teki Fransız büyükelçilik bombalamalarından dolayı onu gıyaben ölüm cezasına çarptırdı.
Milis komutanlarından biri, Soleimani'nin bölgedeki ABD kuvvetlerine yönelik saldırılara önderlik etmek için Kataib Hizbullah'ı seçti çünkü milis komutanlarından biri, Katyuşa roket saldırıları için hedefleri bulmak için insansız hava araçlarını kullanma kabiliyetine sahipti. Milis komutanları, Soleimani’nin güçlerinin Irak milis müttefiklerine geçen sonbaharda verdiği silahlar arasında İran'ın radar sistemlerinden kurtulabilecek bir drone olduğunu söyledi.
Milislerin hareketlerini izleyen iki Irak güvenlik görevlisine göre, Kataib Hizbullah uçağı ABD birliklerinin konuşlandığı yerlerin havadan görüntülerini toplamak için kullandı.
11 Aralık'ta üst düzey bir ABD askeri yetkilisi, İran destekli grupların Irak'taki ABD kuvvetlerine ev sahipliği yapan üslere yönelik saldırılarının arttığını ve daha sofistike hale geldiğini ve tüm tarafları kontrol edilemez bir tırmanışa yaklaştıracağını söyledi.
Uyarı, dört Katyuşa roketinin Bağdat uluslararası havaalanına yakın bir üs vurmasından iki gün sonra Irak'ın seçkin Terörle Mücadele Hizmetinin beş üyesini yaraladı. Hiçbir grup saldırının sorumluluğunu üstlenmedi, ancak bir ABD askeri yetkilisi roketlerin ve fırlatıcıların istihbarat ve adli analizlerinin İran destekli Şii Müslüman milis gruplarına, özellikle de Kataib Hezbollah ve Asaib Ahl al-Haq'a işaret ettiğini söyledi.
27 Aralık'ta, Irak'ın kuzeyindeki Kerkük şehri yakınlarındaki bir Irak askeri üssüne 30'dan fazla roket atıldı. Saldırı, ABD'li bir sivil yükleniciyi öldürdü ve dört Amerikalı ve iki Irak askerini yaraladı.
Washington, Kataib Hizbullah'ı saldırıyı reddettiği iddiasıyla suçladı. ABD daha sonra iki gün sonra milislere karşı hava saldırıları düzenleyerek en az 25 milis savaşçısını öldürdü ve 55 yaraladı.
Saldırılar, ABD destekli İran paramiliter gruplarının destekçileri tarafından ABD Büyükelçiliği'nin çevresini basan ve kayaları savuran iki gün şiddetli protestolara yol açtı ve Washington'u bölgeye fazladan birlik göndermeye ve Tahran'a karşı misilleme tehdidine yol açtı.
ABD Savunma Bakanı Mark Esper, Soleimani'yi öldüren saldırının ertesi günü Perşembe günü ABD'nin Amerikan yaşamlarını İran destekli milislerin beklenen saldırılarına karşı korumak için önleyici adımlar atması gerektiği konusunda uyardı.
İran üzerindeki uluslararası baskı arttıkça müttefiki Katar kendini tehlikeli bir durumda buluyor. Durum yükselirse ve Washington askeri harekete geçmeye karar verirse, Doha'nın ABD'nin hassas askeri istihbaratını Tahran ile paylaşabileceği konusunda gerçek bir risk var.
Doha av köpeği ile avlanırken tavşanla koşma geçmişine sahiptir. Ancak 2017'den bu yana Suudi Arabistan, BAE, Mısır ve Bahreyn - terörle mücadele dörtlüsü (ATQ), terörist örgütlerin desteğiyle ülkeye boykot uyguladığında, Katar gerçek renklerini ve önceden gizli hizalamasını gösterdi Türkiye ve İran ile açığa çıktı.
Nisan 2007'den Haziran 2013'e kadar Katar başbakanı ve Ocak 1992'den Haziran 2013'e kadar dışişleri bakanı olan Hamad bin Jassim Al-Thani, son zamanlarda Twitter'da yayınlanan bir mesajda, ülkesinin İran'a karşı eylemin yükselmesini desteklemediğini ileri sürdü.
Çarşamba gecesi, devlet tarafından finanse edilen Katar yayıncısı Al Jazeera, isimsiz bir yetkiliden Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdulrahman Al-Thani'nin yakın zamanda İranlı mevkidaşı Muhammed Javad Zarif ile görüşmek üzere Tahran'a gittiğini söyledi. Uçuş izleme web sitesi FlightRadar24.com'un Tahran'a saat 7'de inen Katar hükümeti uçağını izlediği bildirildi. Cumartesi günü saat 10: 30'da Doha'ya dönüş yolculuğuna çıkın. Diğer medya kuruluşları İran'ı ziyaret eden Doha yetkilisinin aslında Katar'ın hükümdarı Şeyh Tamim olduğunu ileri sürdü.
“ABD'nin İran'a saldırma olasılığı var, bu durumda B-52'ler ve ABD bombardıman uçakları Katar'daki Al-Udeid Hava Üssünden uçacak” dedi. “O zaman Katar İran'ın müttefiki konumunu nasıl koruyacak? Şimdi yakalandılar ve bu, Katar'ın Suudi Arabistan, BAE, Mısır ve Bahreyn dörtlüsü tarafından boykot edilmesi nedeniyle oldu. Boykot Katar'ı tekrarını atmaya zorladı. ”
Al-Udeid, ABD Merkez Komutanlığı'nın ileri merkezidir. Beyaz Saray tarafından Washington ve Tahran arasındaki son yükseliş sırasında bölgeye sipariş edilen B-52 bombardıman uçaklarının birçoğu orada konuşlandırıldı.
“Katarlılar tuhaf bir durum,” dedi El-Şeyh. “Körfez ülkelerinin düşmanlarıyla yan yana olmayı seçtiler. İran milisleri tüm bölgenin istikrarını baltalıyor. İran bu bölge için en büyük tehdittir ve Katar İran ile (Körfez) kardeşlerine karşı durdu.
Suudi Amerika Halkla İlişkiler Komitesi'nin (SAPRAC) kurucusu Salman Al-Ansari şunları söyledi: “Katar rejimi zehirli davranışlarını tamamen reddetti ve hala reddetti. Katar, İran ve milisleriyle ilişkilerini güçlendirirken Arap komşularının arkadaşı gibi davranmak gibi kirli bir oyun oynuyordu. ATQ boykotundan sonra her şeyin maskesinin kaldırıldığını.
“Katar GCC'yi ve Arap komşularını arkadan bıçaklamaktan hoşlanıyor gibiydi. Katar rejimi açıkça tarihin çok yanlış tarafındadır. Katar bir şeyi bilmeli: Riyad zirvesinden sonra (Mayıs 2017'de ABD Başkanı Donald Trump’ın Suudi Arabistan ziyareti sırasında bir dizi zirve) dünyanın hiçbir zaman dünyanın eskisi gibi olmayacağı. Terörün finansal ve ideolojik desteği bölge ve dünya tarafından hafife alınmayacak. ”
Al-Ansari, ABD başkanlık seçimlerinin önümüzdeki yıl Kasım ayında başlamasıyla birlikte, Doha'nın sadece Trump yönetimi değiştirilene kadar zamanını birleştirmek zorunda olduğunu düşünebileceğini de sözlerine ekledi.
“Katar hâlâ ABD'nin yakında İran'ı ve Müslüman Kardeşler gibi terör örgütlerini desteklemesine karşı sorumlu olacak bir Demokrat cumhurbaşkanı olacağı umuduna dayanıyor olabilir” dedi. "Anlamadıkları şey, terörizmin kötülüğü ile mücadele treninin durdurulamaz olmasıdır."
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


2020.01.03 00:06 furkantopal HAYATTA BANA EN ACI VEREN ŞEY

Ne ailemin dağılmış olmasıdır, ne yıllardır babamla görüșmüyor olmaktır, ne uğradığım ihanetlerdir, ne yaptığım hatalardır, ne suçsuz yere hapis yatmış olmamdır, ne hapisten kaçmış olmam ve bundan dolayı özgürce yaşayamamamdır, ne hayatın anlamını bulamamamdır, ne Tanrı-Dünya-Varoluş üçgenindeki sorulara cevap bulamamamdır, ne de aşık olduğum, benimsediğim kızla yollarımızın ayrılmış olmasıdır, ne kaotik bir hayatın içinde düzensizlik içinde yüzmektir, ne de parasızlık meselesidir. Bana bu hayatta en acı veren şey müzik yapamamaktır.
Evet, çok ciddiyim. Uzaktan bakıldığında kaale alınmayacak, küçümsenecek bir şey gibi görünebilir. Ama değil. Yüreğimde taşıdığım en büyük acı yaşarken budur. Bunu her zaman her yerde bastırıyorum. Zor sabrediyorum. Bu benim en büyük tutkum, en büyük isteğim, müzik benim için dünyanın tek kutsallığı, yemin ederim hatta Tanrı'yla bağlantıya geçme aracım. Kendi varlığımı evrene aktarma aracım. Bunu yapamıyorum. Bu o kadar kötü bir şey ki, yıllardır bastırıyorum bu istenci içimde. Allah kahretsin. Bazen boşa geçen günlerimi, yıllarımı kurtarmak için bi tutorial videosu izliyim de teknik bilgim azalmasın diyorum ama herhangi bir müzik yapım videosu izlediğimde gözlerim doluyor, sonra cidden ağlayacak gibi olup kapatıyorum amına koyayım. O yüzden izlemiyorum, mümkün mertebe de takip etmemeye çalışıyorum yeni çıkan müzik stüdyo programlarını. Çünkü görünce kahroluyorum. Normal bi acıdan söz etmiyorum, zerre abartmıyorum, resmen içim parçalanıyor, kalbime acı saplanıyor. Bu kadar seviyorum müziği. Müzik yapmaktan daha önemli hiçbir şey yok bu dünyada benim için. Müzik benim mezarım, müzik benim evrenim, müzik benim her şeyim. Bunu anlatamıyorum bile ya, dünyadan beni kopartan tek şey. Ve o tek şey elimden alınmış bir şekilde tüm dünyanın griliğini çekmek zorunda kalıyorum. Mücadele ediyorum. Benim tüm mücadelemin temelinde bu var. Hayallerimin veya yaptığım her şey finalde rahata kavuşup müzik yapabilmek üzerine kurulu. Başka hiçbi sikim beklemiyorum bu dünyadan. Tek yapmak istediğim kendimi o melodilerde, o ritimlerde haykırabilmek lan, kelimeler yetmiyor, önceden yaşamış insanların bulduğu bu kelimeler, bu alfabe, yetmiyor tam olarak, müzikte sonsuzluk var, müzikte bambaşka bi ruh var, içinde gelmişin, geçmişin, geleceğin, hiç var olmamışın, hiç var olmayacağın, hayallerin anısı var müzikte.
O kadar dolmuşum ki bu gece patladım dayanamadım artık, şu an "Daft Punk - Doin' It Right" şarkısını dinleyerek gözleri yaşlı bir şekilde yazıyorum bunları. Hapishanedeyken bile, hiçbir enstrüman yardımı olmaksızın, (zaten o da yasaktı amk) sadece zihnimdeki melodileri kağıda aktarabilmek için yazıp çizdim, bir ton beste yaptım. Ya onu boşver, benim zaten kafamın içinde sürekli bu dünyada var olmayan müzikler çalıyor, benimle reel arkadaşlığı olanlar bilir, ben bi yerden bi yere yürürken ağzımdan melodiler mırıldanarak, dilimle dișlerimle mini bi beatbox yapa yapa yürürüm. Müzik yapamadığım için bu dünyadan nefret ediyorum amına koyayım. Hiçbir şey kanıma bu kadar dokunamazdı.
Ben esasen profesyonel gitaristim, 16-17 yaşındayken sırtımda gitarla bölge bölge gezerdim, sokak müziği yapardım, ki bu kültür klişeleșmeden önce bunu birçok yerde ilk defa yapan bi insanım. Ben günde ciddi ciddi 10 saatten fazla gitar çalarak bu parmaklarımı harap ettim. Bazen müzisyen arkadaşlarımla yapıyordum, hatta afrika kökenli bi çalgı olan bongo ile falan zenginleştirmiștik bunu. Sonradan 20'den sonra elektronik müzik prodüktörlüğüne yöneldim. Uzun hikaye. Şimdi 26 yaşındayım. En son 2016 Ocak ayında bundan tam 4 yıl önce bi şarkı bitirdim. O şarkım da Spinnin' Records Talent Pool'da birinci olmuştu zaten. Sonra yapamadım, bilgisayarımı satmak zorunda kaldım bi dönem. Ondan sonra yalnızca 2017'de 3 aylığına Kerim Avcı'ların evinde kalmıştım, orda müzik yapma şansı buldum ama henüz tamamlamamıștım, taslak parçalar yapmıştım sadece. Onlardan üçünü de YouTube'a "undone" olarak koymuştum zaten. Projelerin gerisi de kayıp zaten şimdi, çok güzel şeyler vardı, sonra ben İstanbul'da TR'deki en önemli müzik prodüktörlerinden birisiyle başbașa görüşüp stüdyo kurmaya sermaye bulmak için Mersin'e gitmiştim, sonra hapse girdim zaten her şey yarım kaldı. Daha hala da saniyeler, dakikalar, saatler, günler, aylar, yıllar geçiyor. Müzik yapamıyorum. ÇILDIRICAM LAN ÇILDIRICAM. BANA EN ACI VEREN ŞEY BU İȘTE.
Bunu itiraf etmek istedim. Amına koduğumun hayatı. Tek oyuncağımı elimden aldı. En büyük amacım ona kavuşmak. Ve beni hayatta tutan en büyük hayalim bir gün tüm o imkanları savaşarak, mücadele ederek elde ettikten sonra seri üretime geçerek doyasıya müzik yapabilecek olma düşüncesidir.
submitted by furkantopal to KGBTR [link] [comments]


2019.12.02 08:04 furkantopal Havaların soğuması ve endişe

Mevsim skalası adeta çok net çizilmiş gibi, Aralık olmasıyla birlikte ayaz çöktü. İki gündür ve şu an da dahil üşüyorum. Şimdi bir de küçük bir soba almam lazım. Yazın gitmeyi başaramadım. Kışı bir şekilde sağ salim atlatmam gerek ve tabiki de imkan bulabilirsem gitmem gerek. Amk sobaya para vercem bi de şimdi umarım pahalı değildir. Nerden bulcam onu da bilmiyorum gerçi. He bi de bulduğumda onun elektrik parası falan olcak. Mental olarak içerde olduğumuz yetmezmiş gibi biyolojik sıkıntılara da düştük. Stresten, kafamdan akıp geçen düşüncelerden dolayı uyuyamadım. Uykusuz uykusuz bunları yazıyorum. Ne yapacağımı imkanlar dahilinde çok iyi biliyorum, yükselmek için bilgim ve tecrübem var ama gel gelelim o imkanlar yok. Dün yazdığım şansla ilgili yazıda durumumu özetledim zaten. Bi şekilde bi gelir kapısı bulmak lazım. Her şey iyice boktanlaștı. Elimde kalan son paralar da eriyor. Biraz bi para bulmuşluğumun sayesinde bi iki aydır çok şükür kimseden biși istemedim. O para gitmeme yeterli olan paradan epey aşağı da olsa en azından geçinmeme olanak sağladı yani yaşatmadı ama öldürmedi de. Zaten mümkün mertebe en düşük standartlarda takılıyorum ama şimdi bu havaların soğuması harbiden gerdi beni. Geçen sene hapisteki kötü şartlardan dolayı zatürre olmuştum zaten. Kendimi koruyamazsam yine zuhur edebilir. Harbiden her açıdan bayağı gerdi. Bu soğuk havaya karşı resmen savunmasızım şu an amk. E bi de zaten her şeyden uzakta tek başıma yaşıyorum. İnsanı köşeye sıkışmış hissettiriyor. Neyse gideyim bi soba araştırayım da şu soğuktan bi kurtulup uyuyayım amk.
submitted by furkantopal to KGBTR [link] [comments]


2019.11.30 22:48 Dizi_MEX Casus (The Operative) Fragman

ORİJİNAL ADI: Casus film izle Dil:Türkçe Dublaj Full HD Kalite:1080p HD izle İkinci Adı:Ajan ajan olan casus filmi ile Yuval Adler ile Diane Kruger , Martin Freeman ve Cas Anvar . Gerilimde , Ajan Diane Kruger, Mossad tarafından bir gizli ajan olarak işe alındı. Kaybolduğu zaman, irtibat Martin Martin Freeman onu aramaya gider.
Temsilci ile ilgili tam bir hikaye ve bilgi Roman yazar, İsrailli yazar Yiftach Reicher Atir'in İngilizce Öğretmeni Ajan, Mossad tarafından Tahran'da gizli ajan olarak çalışmak için işe alınan Rachel'ın (Diane Kruger) öyküsünü anlatıyor. Ama sonra genç kadın babasının cenazesi sırasında kaybolur ve onun nerede olduğunu gösteren her şey gizemli bir mesajdır. Sonra Almanya'da Thomas (Martin Freeman) ile temasa geçti, daha önce Rachel'ın irtibat kişisiydi ve şimdi onları tekrar bulmak için yardım etmeli. Kayıp ajan korunmalı mı, yoksa bütün görev için bir risk mi, hatta bir tehdit mi oldu?
https://dizimex.net/casus-izle-2019/
submitted by Dizi_MEX to u/Dizi_MEX [link] [comments]


2019.11.01 22:21 negative_tenebrais İshak'ın Güncesi

(FanArt)
  1. Kısım - Ali
merhaba. bu günceyi aklıma gelen her ihtimale karşı, geride bir iz bırakmak için yazıyorum. öğrendiklerim silinip gitmesin, sesim kaybolmasın istiyorum.
ben İshak Çiçek. 21.03.1980, sakarya doğumluyum. ailem çok önceleri doğubayazıtdan sakaryaya göçmüşler. nedenini bilmemekle beraber (sanıyorum ekonomik nedenler, ben kendimi sakaryalı olarak addediyorum), yine sakarya üniversitesinde fen bilgisi öğretmenliği okudum, o süreçte maalesef annemi kaybettim ve okulu bir yıl uzatıp 2001 yılında mezun oldum. babamla yalnız kaldığımızdan, kuzgunluya tayinim çıkınca onu da götürmek istedim ama kendisi annemin kabrini yalnız bırakmak istemedi. yaşlılığından ve deprem travmasından dolayı bu kederli ortamda onu bırakmak istemesem de, ısrar etmekten yorulduğum için, onu, okulda tanıştığım ve benim tayinim çıktığı sırada hala son sınıfta okuyan nişanlıma emanet ederek kuzgunluya doğru yola çıktım.
idealist bir öğretmen olmanın heyecanı içerisinde, yaşayacağım şeylerin karanlık doğasından milyonlarca kilometre uzağındaki bir saflıkta kasaba otogarında indim. daha önce muhtarı aradığımdan beni o karşıladı ve lojmana kadar eşlik edip kasabayı üstün körü ama neşeli bir sevecenlikle anlattı. muhtar, sonunda bir öğretmen geldiği için mutluydu. sürekli gülümseyen, kara gözlü bir adamdı. yakınlarda bir kasabadan daha bahsetti, o yol çok kullanılmaz, birbirimizi de pek sevmeyiz, lakin ben gide gele ordan evlendim hoca bey, yav insan dediğin baktığı gibi oluyor ya demişti o gün. şimdi biraz anlıyorum dediğini.
kuzgunlu kasabası hakkında ilk düşüncelerim bunca yıl sonra hala aklımda annemin gözleri gibi berrak duruyor, ne kadar ıssız ne kadar sınırsız bir yer diye düşünmüştüm.
küçük ve gelişmemiş bir kasaba olduğu için gelen öğretmenlerin hemen hepsi ilk ayında, araya birilerini sokarak gitmeye çalışıyordu. çelik fabrikası kurulmadan 7-8 yıl önce tabi, çok az imkan var. yeni öğretmen gelecek, atanan öğretmen gidecek derken neredeyse okulun tek hocası haline geldim o sıralar. yeni öğretmene büyük sorumluluk. dünyayı taşıyorum zannetmiştim.
ilk bir kaç ay, dünyanın herhangi bir yerindeki herhangi bir hikaye gibi sıradan geçti. neşeli çocuklar, yeni öğretmen, çiçek olun, astronot denir hocam, resimlerde hep keçiler hep keçi resimleri.. kederli bir sevecenlikle, neredeyse tüm kasaba halkı beni kucaklamıştı. hatta inanır mısınız, bir keresinde orhan kuzgunlu bile selam vermek için sınıfa geldi ve derse katıldı (hala bu adamın üzerimdeki etkisi beni tüketiyor, hala varlığına kudretli bir şeymiş gibi davranıyorum, allahım beni affet, annem beni affet). şimdi düşünüyorum da, o gün çocukların tavırlarındaki değişiklik dikkatimi celbetmemiş değildi, lakin bu adamın efsane haline gelişindendir diye düşünmüşümdür herhalde. ayrıca gençliğimden olacak, neden bu adamın ilk haftasında bir öğretmeni sınıfta ziyaret ettiğine dair bir soru sormadım. insanları itaate zorlayan, başat bir aurası olduğunu inkar edemem. ilk haftamda bile beni etkileyen bir aura.. evet aura. bir fen bilgisi öğretmeninden beklenmeyecek laflar. şu an kendi mantığımda sığındığım şeylerin azlığına şaşarsınız.
ilk çocuk kaybolduğunda, henüz 3 aydır öğretmendim. kumral, yaşıtlarına göre hayli sakin bir çocuk. 19 ali. zeki, hatta belki kurnaz. annesinin yaptığı sıcak tandır ekmeklerinden bana sık sık getirirdi. tüm sınavlardan yüksek not alır ama asla sınıfta konuşmaz, ayrıca çantama kağıttan kuşlar bırakırdı. onun yaptığını biliyordum çünkü ödevleri kontrol ederken çantasında çokça o kuşlardan görmüştüm.
(ali ve altı kuş. bu çocuğun dikkat çekmek istediğinin farkındaydım. belki benimle konuşmak istiyordu. -tam altı kuş.- bu sürece dikkatli yaklaşmak ve pedagojik açıdan yanlışsız bir profil oluşturmak niyetindeydim. -tam altı..- beni anlamalısınız. ne olur anlayın, çünkü sadece iyi bir öğretmen.. kuş.. iyi bir öğretmen olmak istiyordum.)
sabah dersine girdimde gözlerim eksik bir yuvayı hemen tanıdı sınıfta. ali'nin derse neden gelmediğini sorduğumda, çocukların yüzünde garip ve nötr sayılabilecek bir ifade belirdi. kimse cevap vermeyince, alinin sıra ve oyun arkadaşı 83 kazım'a "yavrum ali nerede, hasta mı" dedim. kazım aynı nötr ifadeyle bana bakıp, hayatımın başka bir yöne (belki tersine) akmasına neden olacak o cevabı verdi;
"ali kim öğretmenim?"
şaşırdım. nasıl ali kim yavrum, sıra arkadaşın, dedim. cevap vermedi. cevabı bilmeyen her öğrenci gibi arkadaşlarına baktı. arkadaşları da sessizdi. ali kimdi. sınıf defterinde, kendi el yazımın arasından bile, 19 numaralı öğrencim, benim öğrencim, silinip gitmişti. hayır silinmemiş, hiç varolmamıştı. siz daha evvel, 9 yaşında ve hala sizinle konuşurken kekeleyen, kağıttan küçük kuşlar yapan, ödevlerine yıldız verirken gözleri parlayan, sıcak ekmek elini yakınca sizinde yüreğinizin yandığı bir çocuk kaybettiniz mi. ben kaybettim.
"çocukların bir yanlışlığı olmalı.. defter mi karışmış.." ders erken bitti. bu soru göğsümde yanan bir duman, ailesinin evine gittim. beni yine sevecenlikle karşıladılar. kadın tandırı çoktan söndürmüştü.
+"hayırdır öğretmen bey, çocuklardan sonra bizi de mi okutacaksınız."
- gülümsedim, gözlerim aliyi arıyordu. "niye olmasın, okumanın yaşı mı var efendim."
+"bakın hanım okuma bilmez ama benim ağabeyim bilgili görgülü adamdır, bana da öğretti çok şey. yetimhanenin muhasebeciliğini yapıyordu hatta. çok istedik aslında yetimhaneden bir çocuk almak, ağabeyimde yardımcı olacaktı hatta, orhan bey sık sık gelir gidermiş yetimhaneye, ağabeyim tanırmış onu. kırmaz beni dedi, yaa, kırmazmış ağabeyimi. ama nasip olmadı. iş güç. böylesi hayırlıymış. hanımla başbaşa kaldık."
- dayanamadım. "ali var ya. zeki de çocuk üstelik. dersleri çok iyi. sahi ali nerede, okula gelmedi bugün, onu soracaktım"
adam söylediklerimi yabancı bir dil konuşuyormuşum gibi dinledi. durdu. bir kere daha bir şeyler söyleyecek gibi oldu. ciddi olup olmadığıma baktı. öne eğilip "ali kim hoca efendi" dedi.
-ali, 19 numaralı ali. siz kayıt ettiniz ya okula, sizin çocuğunuz.
+öğretmen, sen hocasın bilgili adamsın, yarım saattir sana çocuğumuz yok, nasip olmadı diye anlattım. üstelik kaç aydır da buradasın. dalga mı geçiyorsun yoksa başka bir şey mi ima ediyorsun.
-bak mustafa abi. ben üç aydır buradayım. sınıfımda kim var, nerede oturur, ailesi nasıldır iyi bilirim. kendi çocuğunu nasıl hatırlamazsın, elimde yazılı kağıtları, kimliğinin nüshası var. azize yengenin taze ekmeklerinden getirirdi. kasabalı şakası mı bu.
azize yenge, karanlık ve boş gözlerle bana bakıyordu, "ben sana kiminle ekmek göndereyim hoca" dedi, sonlara doğru sesi çatallaştı. çocuğu yok diye suçluyorum zannetmişti galiba. ağlayarak içeri gitti.
+çıkar kimliğini çocuğun o zaman, diye bağırdı mustafa abi. eşinin ağlayışına hiddetlenmişti. lakin beni kovmak da yanlış geliyordu, gözlerinden okuyordum bunu.
-gel benimle, dedim. yolda muhtarı da alacaktık. en azından bu işlerden anlayan biri olsa iyi olur diye düşünmüştüm. bunlar çocuğun başına bir iş getirmiş olmasınlar dedim içimden. yalnızlığın verdiği korku bir zehirdir, bir yerde diziniz kırılır, sırtınız bükülür. ya eğilirsiniz, ya eğilirsiniz.
işte şimdi, size, hep beraber unuttuğumuz bir ali'yi anlatacağım. tek başına hatırlayacağıma hep beraber unuttuğumuz ali'miz. ne kararan bir belleğin ilk neziriydi ali, ne son olmuştu.

-----2. kısım - Hatırlamak----
(bir çok yanmış ve yırtılmış sayfa arasından, tarihi bilinmeyen o "olay"dan sonra yaşananları anlatan okunaklı kısa bir metin çıkar mektuptan)
...h..ge..d.. kal.. çi.. cad..
kur.. ley.. ayi.. ka.. so..
...kaybolan çocukların sayısı arttıkça, kuzgunluya geri dönmem gerektiği gerçeğiyle her gece baş başa kalıyorum. oradan ayrılmanın bedelini babamın hayatıyla ödedim. şimdi kendi karanlığımın içine bükülerek yıllarca kaçtığım bu gerçeklerin kemiklerime düğümlenmiş olduğunu farkediyorum. boşuna ödenmiş bir bedel.. belki karşılığında alevden bir sessizlik bağışlandı bana. belki tam karşılıksız değil. bu bir ceza. işkence tahtasının üzerindeki sabırsız kımıldayışımla beklediğim bir ceza.
filiz ile ilişkimizi devam ettiremedik. zaten onun sevdiği ve tanıdığı adam, yıllar önce kuzgunludaki o gece gitti. bu yüzden suçlayamam onu. aksine, bana kanser teşhisi konduktan sonra arayıp sorduğu için teşekkür edebilirim ancak. beni affet filiz.
diğer kaybolan çocukları neden takip etmediğimi soracak olanlar olabilir. fakat anlattığım gibi; ali'nin bıraktığı kuşları takip etmeseydim, onun varlığının bile benim hayal ürünüm olduğunu zannedebilirdim. beni ormandaki o mağaraya sürükleyen ipuçları için, gece kapıma gelen o genç çocuğa teşekkür ederim. eğer kim olduğunu bilseydim, onun avuçlarından öperdim. çünkü bu ızdırap dolu yaşantımın bir anlamı varsa, biliyorum ki ali'yi hatırlamak içindir. bellek bir panzehirdir. kasaba halkını bu zamandan ve mekandan kopartan şeyleri bulmak isteyenler, hatırladıklarını değil, unuttuklarını arasın.
mağaranın içinden çıkan merdivenlerin sonunda vardığı yere, bugün çelik fabrikası kurulmuş durumda. yani orhan kuzgunlu'yu bulacağınız yerler mutlaka dağ ve sorkun yaylası arasında ilmek ilmek dokunmuş bir örümcek ağının parçaları olacaktır. fakat eğer o ağda dolaşabiliyor, yine de hiçbir şey bulamıyorsanız, onun sizin bulacağından emin olabilirsiniz.
yankı çiçekleri, karanlıkta ali'min ismini haykırıyor. yoruldum. bu gece uyuyacağım, annemin sesi geliyor içeriden, kokusunu tenimde hissediyorum. beni çağırıyor. ali'de içeride galiba. kağıttan bir kuş kondu pencereme.
babamda geldi. gitmem lazım. gözlerinizden öperim. yarın kuzgunlu'ya gideceğim.
yarın kuzgunluya gideceğim.

yarın kuzgunluya gideceğim.

yarın bu işi bitireceğim.
----------------------
----------------------
----------------------
sevgili kahya ve abbas. ben ishak'ın eski nişanlısı filiz. maalesef ishak hocayı yıllar önce kaybettik. tedavi gördüğünü bildiğim için düzenli olarak arıyordum. aramalarıma cevap vermediği bir zaman endişelenip, hastaneyi aradım ama oradan ayrılmıştı. eşim ile evine gittik. kendisini bu mektubun başında vefat etmiş bulduk. biz gitmeden 2 gün önce hayatını kaybetmişti.
mektubun yanında ve etrafta bolca kağıt vardı fakat.. nasıl anlatsam bilmiyorum.. yazdıkları kararmış gibiydi. sanki kağıt ısınmış ve kararmış. bir çok kez kuzgunluya kendim gitmek istedim bu yazdıklarından, okuduklarımdan sonra. lakin eşim ve çocuğum için endişelendim. radyonuzu duyunca, bu metinlere sahip çıkacağınızı düşündüm. ama asıl önemlisi, ishak'ı unutmayın diye gönderiyorum bunları. ben son nefesimde bile kendi ailemi ve ishak'ı ve ali'yi unutmamaya yemin ettim. o yüzden onca zaman sakladım bunları.
bir de ishak'ı anne ve babasının yanına defnettiğimizde bizden başka kimse yoktu cenazede lakin, genç bir çocuğu da hayal meyal hatırlıyorum. ağlamaktan bitap düştüğüm için soramadım. eşimde bir öğrencisi zannetmiş. bu o mektupta bahsettiği ona yardım eden genç olabilir mi. ama öyle olsa, bunca yıl sonra hala nasıl böyle kalabilmiş.. yani.. aklım artık almıyor bazı şeyleri
ne olur bana deli demeyin. artık bu hatıratı yalnız taşımanın yükü ağır geliyor. inanılmak istiyorum çünkü ben ishak'a inanmamıştım. o öldükten sonra, avuçlarında o kağıttan kuşu bulunca, ona yaptığım haksızlığın, onu yalnız bırakmanın cezasını da böyle ödüyorum. kabulümdür.
sevgilerle.
filiz.
submitted by negative_tenebrais to KuzgunFM [link] [comments]


2019.10.29 07:14 dlivetvtr RuPaul’un Drag Yarışı bizi göçmen ailelere yaklaştırdı

RuPaul’un Drag Yarışı bizi göçmen ailelere yaklaştırdı
https://preview.redd.it/jsp2im5t9fv31.png?width=704&format=png&auto=webp&s=54c0ff70219c47d6b5247f0e61e7d0042ac9c261
Sadece RuPaul’un Drag Yarışı nedeniyle aileme cinsellikten ve drag kraliçesi olmaktan bahsettim.”
RuPaul’un Drag Race UK’in ilk sezonunda sadece yarının yarısıydık , ama şimdiden cinsellik ve kimlik ile aynı cinsiyetten evliliğin yasallaştırılması üzerine duygusal konuşmalar başladı .
Şimdi şovdan iki yarışmacı olan Vinegar Strokes ve Sum Ting Wong, BBC Üç’e, LGBTQ + ve aileleri tarafından reddedilme korkusu ve cinselliklerini gizleme baskısı da dahil olmak üzere etnik azınlık topluluklarından kaynaklanan zorlukları ortaya koydu. Ebeveynlerinden
Çift ayrıca arkadaşlıklarını ve gösterinin — ve genel olarak sürüklenme kültürünün — aileleriyle ilişkilerini sonsuza dek nasıl değiştirdiğini anlattı.
Sum Ting Wong için, RuPaul’un Drag Yarışı’nda ortaya çıkan, sonunda ailesine cinselliği ve bir drag kraliçesi olmak için anlatması gereken motivasyondu.
“Yeterince bir kilometre taşı gibi hissettim” diyor. “Eğer şova katılmasaydım, dürüstçe bunu hayatım boyunca onlardan saklamış olabileceğimi hissediyorum.”
Birminghamlı drag sanatçısı, Çinli-Vietnamlı bir göçmen aileden gelmenin baskılarını açıklıyor: “İlk çocuğum ve neredeyse ailenin amiral gemisi olduğum gibiydi. Modelden başka bir şey olabileceğimi asla düşünmedim. çocuk.”
Gösteri sırasında, sanatçı 30 yaşlarında olmasına rağmen ebeveynlerinin cinselliğini veya kariyeri hakkında hala bilmediklerini gösterdi.
“Annemi ve babamı hala seviyorum ama hayatımın bu tarafını onlardan uzak tutuyorum ” dedi . “Hala Londra’daki bir şirkette pazarlama yöneticisi olarak çalıştığımı düşünüyorlar. Eşcinsel olduğumu bilmiyorlar. Beş yıllık ortağımla yaşadığımı bilmiyorlar.
Ama şov bittikten sonra her şey değişti. “Babamı çaldım ve dedim ki:” Tamam, bu hafta sonu eve döneceğim — ve erkek arkadaşımı da yanımda getiriyorum. “
İlk başta, Sum’un babası şaşkındı ve kız arkadaşı mı demek istedi — ancak annesi hiç umursamadı. “Sadece öğle yemeğinde ne yemek istediğini sordu. İstediğim cevap tam olarak buydu.”
Sum, nihayet ortağıyla eve geldiğinde, özellikle de: “Her zaman kayınpederi istedim ama sanırım, artık başka bir oğlum var” dedi.
Poliseksüel olarak tanımlayan (biri birden fazla cinsiyetten etkilendiğinde), uzun yıllar boyunca çifte bir hayat yaşadı — Londra’da, sürükleyip sürdüğü ancak Birmingham’daki evine gitti, ebeveynlerini ziyaret ederken, gerçek benliğini gizledi.
“Ben her zaman bir sanatçı veya şarkıcı olmak istemiştim, ama hayatımın çoğunda, ondan uzak tutuldum, çünkü Çinli bir aileden geldiğinde, oğlunun bir bankacı ya da avukat olduğunu söylemek istiyorsun.”
“Irk ve kimlik konusundaki konuşma benim için çok önemli” diye ekliyor. “Bu yüzden gerçekten sürükleme adımın Sum Ting Wong olmasını istedim.
“İnsanlar ismimle dalga geçip kahkaha çıkarabilirler — ama sonra düşünebilirler: ‘Eğer gülersem bu ırkçı mı?’
“Bu konuşmayı yapmak bile önemlidir, çünkü ırkçı eşitsizliği insanların zihinlerinde ön plana çıkarır.
Sum, genç LGBTQ + kişilerin gösteride göründüğünden beri, özellikle şehirdeki son protestolarla ilgili olarak çocuklara aynı cinsiyetten ilişkilerin öğretilmesi de dahil olmak üzere eşitlik dersleri konusunda mesaj attığını söylüyor .
“Birmingham’da çok fazla tartışma yaşadık ama genç Müslüman ve genç Pakistanlı çocuklar tarafından şovun kendilerine yardımcı olduğunu söyleyerek özellikle dışarı çıkma konusunda temasa geçtim.
“Bu genç insanlar, modern ve Kafkasyalı bir ailede doğma ayrıcalığına sahip olmadıklarını görebilirler — benim ve sirke gibi — o zaman hazır olana kadar dışarı çıkmak zorunda kalmazlar. çıkıp çıkmadıklarına bakılmaksızın sevilirsiniz.
“Bu mesajın televizyonda olması gerçekten, gerçekten önemli.”
Sirke Strokes — başka bir Drag Race İngiltere kraliçesi — Sum Ting Wong’un hikayesiyle ilgili olabilir.
BBC Üç, “Karayipli ailelerden, eşcinsel oldukları için evlerinden kovulan ve evlerinden kopan arkadaşlarım var” dedi.
“15 ve 16 yaşlarında kendi yollarını bulmak zorunda kaldılar. Büyürken de başıma gelebileceklerinden korktum.
35 yaşındaki Daniel’in ismi olan Sirke — şovun ikinci bölümü sırasında özgeçmişi hakkında güçlü bir konuşma yaptı .
“Siyah ve Jamaikalı olmak, homofobinin doğuştan gelen bir unsuru olduğunun farkındasınız” diyor.
“Bu pop kültürün bir parçası ve ‘Eşcinselleri öldür’ sözleriyle Karayip şarkıları bile var .
“Çocukken, bu eşcinsel karşıtı hakaretleri duydum ve onları müjdeci olarak aldım. Dışarı çıkma korkuma çok büyük bir katkı yaptı.”
Ama bu yüzden Enfield’de büyüyen Sirke, ırk ve cinsellik hakkında konuşmanın çok hayati olduğunu söylüyor.
“LGBTQ + topluluğunun bir parçası olmanın ve aynı zamanda siyah olmanın ne anlama geldiğine ışık tutması önemlidir.
“Farklı bir açıdan geldin çünkü çok fazla homofobi duyduğun bir yerden geldin.”
‘Nasıl tepki verebileceklerini tahmin edemezsiniz’ Sirke’nin ailesi sonunda 25 yaşındayken onlara çıktığında onu şaşırttı.
“Onlar gerçekten, gerçekten yaptığım her şeyi destekliyorlar. Annem Drag Race’e tamamen takıntılı ve kardeşim en büyük hayranım.
“Ailene açılmıyorsan, nasıl tepki verebileceklerini tahmin edemezsin. Annem şimdi ona daha önce eşcinsel olduğumu söylememi istediğini söylüyor.”
Ve Kraliçe Sum Ting Wong’la olan arkadaşlığından bahsederken, herkesin Jamie hakkında konuşması ile Batı Yakası’nda performans gösteren bir sirke olan Vinegar şöyle diyor: “Ben ve Sum geri dönüyoruz. Drag Race’e başlamadan önce. Grubun kahverengi kızları olarak ikimizin de benzer hikayeleri var. “ rainlox
Ve aktör, şovdaki zamanının hayranlarla yaptığı etkiden memnun olduğunu söyledi.
Dlive Tv TR O Halil Örenler O Hazreti Yasuo O Live Tv TR O Egoist Pati O Tugay Gök O Omegla O Zula Oyun O Muhammet YT O Rainlox O 35Peri O HuseyinDer O MegaSound O PewDiePie
“İnsanlar bana ‘Çok teşekkür ederim!’ Diyerek barlarda geliyorlar.
“Bir adam, onun gibi birinin — genç, siyah, tuhaf ve yaratıcı — şovda yansıdığını görmekten çok şaşırdığını söyledi. rainlox
“Bir sanatçıysanız ve sürüklediğinizde, insanları ne kadar etkilediğinizi anlamazsınız.
submitted by dlivetvtr to u/dlivetvtr [link] [comments]


2019.10.24 19:10 negative_tenebrais İshak'ın Güncesi 2. kısım - Hatırlamak

(bir çok yanmış ve yırtılmış sayfa arasından, tarihi bilinmeyen o "olay"dan sonra yaşananları anlatan okunaklı kısa bir metin çıkar mektuptan)

...h..ge..d.. kal.. çi.. cad..
kur.. ley.. ayi.. ka.. so..
...kaybolan çocukların sayısı arttıkça, kuzgunluya geri dönmem gerektiği gerçeğiyle her gece baş başa kalıyorum. oradan ayrılmanın bedelini babamın hayatıyla ödedim. şimdi kendi karanlığımın içine bükülerek yıllarca kaçtığım bu gerçeklerin kemiklerime düğümlenmiş olduğunu farkediyorum. boşuna ödenmiş bir bedel.. belki karşılığında alevden bir sessizlik bağışlandı bana. belki tam karşılıksız değil. bu bir ceza. işkence tahtasının üzerindeki sabırsız kımıldayışımla beklediğim bir ceza.

filiz ile ilişkimizi devam ettiremedik. zaten onun sevdiği ve tanıdığı adam, yıllar önce kuzgunludaki o gece gitti. bu yüzden suçlayamam onu. aksine, bana kanser teşhisi konduktan sonra arayıp sorduğu için teşekkür edebilirim ancak. beni affet filiz.

diğer kaybolan çocukları neden takip etmediğimi soracak olanlar olabilir. fakat anlattığım gibi; ali'nin bıraktığı kuşları takip etmeseydim, onun varlığının bile benim hayal ürünüm olduğunu zannedebilirdim. beni ormandaki o mağaraya sürükleyen ipuçları için, gece kapıma gelen o genç çocuğa teşekkür ederim. eğer kim olduğunu bilseydim, onun avuçlarından öperdim. çünkü bu ızdırap dolu yaşantımın bir anlamı varsa, biliyorum ki ali'yi hatırlamak içindir. bellek bir panzehirdir. kasaba halkını bu zamandan ve mekandan kopartan şeyleri bulmak isteyenler, hatırladıklarını değil, unuttuklarını arasın.
mağaranın içinden çıkan merdivenlerin sonunda vardığı yere, bugün çelik fabrikası kurulmuş durumda. yani orhan kuzgunlu'yu bulacağınız yerler mutlaka dağ ve sorkun yaylası arasında ilmek ilmek dokunmuş bir örümcek ağının parçaları olacaktır. fakat eğer o ağda dolaşabiliyor, yine de hiçbir şey bulamıyorsanız, onun sizin bulacağından emin olabilirsiniz.
yankı çiçekleri, karanlıkta ali'min ismini haykırıyor. yoruldum. bu gece uyuyacağım, annemin sesi geliyor içeriden, kokusunu tenimde hissediyorum. beni çağırıyor. ali'de içeride galiba. kağıttan bir kuş kondu pencereme.
babamda geldi. gitmem lazım. gözlerinizden öperim. yarın kuzgunlu'ya gideceğim.
yarın kuzgunluya gideceğim.
yarın kuzgunluya gideceğim.
yarın bu işi bitireceğim.

----------------------
----------------------
----------------------

sevgili kahya ve abbas. ben ishak'ın eski nişanlısı filiz. maalesef ishak hocayı yıllar önce kaybettik. tedavi gördüğünü bildiğim için düzenli olarak arıyordum. aramalarıma cevap vermediği bir zaman endişelenip, hastaneyi aradım ama oradan ayrılmıştı. eşim ile evine gittik. kendisini bu mektubun başında vefat etmiş bulduk. biz gitmeden 2 gün önce hayatını kaybetmişti.
mektubun yanında ve etrafta bolca kağıt vardı fakat.. nasıl anlatsam bilmiyorum.. yazdıkları kararmış gibiydi. sanki kağıt ısınmış ve kararmış. bir çok kez kuzgunluya kendim gitmek istedim bu yazdıklarından, okuduklarımdan sonra. lakin eşim ve çocuğum için endişelendim. radyonuzu duyunca, bu metinlere sahip çıkacağınızı düşündüm. ama asıl önemlisi, ishak'ı unutmayın diye gönderiyorum bunları. ben son nefesimde bile kendi ailemi ve ishak'ı ve ali'yi unutmamaya yemin ettim. o yüzden onca zaman sakladım bunları.
bir de ishak'ı anne ve babasının yanına defnettiğimizde bizden başka kimse yoktu cenazede lakin, genç bir çocuğu da hayal meyal hatırlıyorum. ağlamaktan bitap düştüğüm için soramadım. eşimde bir öğrencisi zannetmiş. bu o mektupta bahsettiği ona yardım eden genç olabilir mi. ama öyle olsa, bunca yıl sonra hala nasıl böyle kalabilmiş.. yani.. aklım artık almıyor bazı şeyleri
ne olur bana deli demeyin. artık bu hatıratı yalnız taşımanın yükü ağır geliyor. inanılmak istiyorum çünkü ben ishak'a inanmamıştım. o öldükten sonra, avuçlarında o kağıttan kuşu bulunca, ona yaptığım haksızlığın, onu yalnız bırakmanın cezasını da böyle ödüyorum. kabulümdür.

sevgilerle.
filiz.
submitted by negative_tenebrais to wiredpeople [link] [comments]


TURTLE HERO / KAPLUMBAĞA KAHRAMAN - ep. 16 TURTLE HERO / KAPLUMBAĞA KAHRAMAN - ep. 26 Ze Tîje - Zevkler Bahçesi TURTLE HERO / KAPLUMBAĞA KAHRAMAN - ep. 7 Artun Dişçi - YouTube Konuşan Tom ve Arkadaşları Türkiye - YouTube İşaretler Tamam !!! Şimdi Definenin Girişini Bulmak Kaldı ... Genç Anne ile karşı karşıya

Kilosu yüzünden gelinlik için ekstra ücret istemişlerdi ...

  1. TURTLE HERO / KAPLUMBAĞA KAHRAMAN - ep. 16
  2. TURTLE HERO / KAPLUMBAĞA KAHRAMAN - ep. 26
  3. Ze Tîje - Zevkler Bahçesi
  4. TURTLE HERO / KAPLUMBAĞA KAHRAMAN - ep. 7
  5. Artun Dişçi - YouTube
  6. Konuşan Tom ve Arkadaşları Türkiye - YouTube
  7. İşaretler Tamam !!! Şimdi Definenin Girişini Bulmak Kaldı ...
  8. Genç Anne ile karşı karşıya
  9. Bu Çukuru Kazdığında Komşuları Onu Deli Sandı Ancak Şimdi ...
  10. TURTLE HERO / KAPLUMBAĞA KAHRAMAN - ep. 2

Mondo, yeni 'Kaplumbağa kahraman' atak Şimdi izleyin! Kahraman, küçük kaplumbağa Imogen tarafından zehirlenmiş ve hasta var olan Sea King of kaydetmek için bir tavşan karaciğer bulmak ... Onu fazla ciddiye almış olabilirim. ... Şimdi onu bulunduğu yerde durdurmanın bir yolunu bulmak Konuşan Tom Kahramanları'na kaldı. Mondo, yeni 'Kaplumbağa kahraman' atak Şimdi izleyin! Kahraman, küçük kaplumbağa Imogen tarafından zehirlenmiş ve hasta var olan Sea King of kaydetmek için bir tavşan karaciğer bulmak ... BaBa Vanga Define Kehaneti https://youtu.be/DxgXqH9NXX0 ÇIPLAK KADIN DEFİNE İŞARETİ https://youtu.be/ibehlJVYhoY TRAKTÖR İLE DEFİNE ARADIM https://youtu.be/C... Bu Çukuru Kazdığında Komşuları Onu Deli Sandı Ancak Şimdi Herkes Onu Kıskanıyor. Mutluluk Ağacı Bu kanalda kendinize her zaman ders çıkarabileceğiniz, dünyan... Mondo, yeni 'Kaplumbağa kahraman' atak Şimdi izleyin! Kahraman, küçük kaplumbağa Imogen tarafından zehirlenmiş ve hasta var olan Sea King of kaydetmek için bir tavşan karaciğer bulmak ... Anne çakal yavrularına yiyecek bulmak için gezintiye çıkmıştı. Ben de onu objektifime almak için pusudaydım. Herkes ekmeğinde.:) Yeni videoları kaçırmamak iç... ZEVKLER BAHÇESİ Zamanı doğurdum şimdi onu sayıklıyorum Ellerim büyüdü içime cin kaçtı Hocalar dedeler cini azarladı Annem çok çalıştı amcam hep sevişti Babam... Mondo, yeni 'Kaplumbağa kahraman' atak Şimdi izleyin! Kahraman, küçük kaplumbağa Imogen tarafından zehirlenmiş ve hasta var olan Sea King of kaydetmek için bir tavşan karaciğer bulmak ... Kötü yollara düşmeden önce onu bulmak İstanbul Emniyet Polislerine düşer. M.İrfan Başaran, Nigar Özbay ve Şükran Çağman Yazan-Yöneten: Artun Dişçi